2 Temmuz 1993 Sivas’ta yaşanan ve sonradan büyük bir provokasyon ürünü olduğu aşikar hale gelen o karanlık acının faturası, el çabukluğuyla Türkiye’deki dindar insanlara kesilmeye çalışılmıştı.
İşte o günlerde, Türk edebiyatının yaşayan en büyük şairi ve mütefekkiri İsmet Özel, Millî Gazete’nin sürmanşetinden adeta bir çığlık yükseltmiş ve "Sivas Semalarında Sırp Tayyareleri Uçacak mı?" diye sormuştu.
O dönem büyük fırtınalar koparan o yazısında Özel, Aziz Nesin’in "Eğer Müslümanlar bir tehlike arz ederse orduyu biz çağırırız" sözlerine atıfta bulunarak turnusol kağıdını uzatıyordu: "Aziz Nesin gibilerinin kendilerini güvenlikte hissetmeleri için Sırp uçaklarını Sivas semalarında görmeleri mi gerekiyor? Müslüman öldürmekte uzmanlaşmış Sırp ordusu bu iş için biçilmiş kaftan değil mi?"
İsmet Özel, içinden çıktığı toplumu ve bu toprakların dinamiklerini çok iyi bildiği için, dindar insanları terörle eşitlemeye çalışan o köhne zihniyetin maskesini tek bir yazıyla düşürmüştü. O dönemin gündeme gelme şekliydi Müslümanları terörle ilişkilendirmek.
Yazdıklarımı iddialı bulanlar, o yılların etkin kalemi Hasan Cemal’in “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” kitabında, Tandoğan Meydanı’nda ülkücü kılığına girip solcu arkadaşlarımızı dövmüş sonra da Kızılay Meydanı’nda toplanıp “Kahrolsun Faşistler” sloganları atarak eylem yapmıştık, mealindeki bölüme göz atabilir
Dün dindarları provoke ederek sahneye sürülen oyun neyse, bugün yaşananlar da ne yazık ki o günlerden farklı değil. Değişen tek şey, aktörler ve mekânlar.
Geçtiğimiz aylarda ODTÜ'de bayrağa yapılan saldırı, sonra komedyen maskesi ile dinle dalga geçme, şimdi de Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet töreninde bir öğrencinin elinde taşıdığı, üzerinde "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (Hûd, 112) ayetinin meali yazılı olan dövizin engellenmeye çalışılması.
Soruyorum size: Harvard’da mezuniyet töreninde Kur’ân-ı Kerîm okunurken Batı dünyası bunu saygıyla dinliyor da, bizim ülkemizin üniversitelerinde bir tek ayetin yazılı olduğu dövize bile tahammül edilemiyorsa, bu tahammülsüzlüğü gösterenler bu ülkenin evladı olabilir mi?
Ne demiştik: Türkiye’deki İslâm düşmanlığı, Batı’dakine rahmet okutur!
Peki, neden korkuyorlar? Neden bir ayetin önünü kapatmak için bu kadar çaba?
Çünkü dosdoğruluk, cilalanmış sözlerin ardına saklanan tüm çarpıklıkları ifşa eder. Çünkü "emrolunduğun gibi" ifadesi; kişisel arzulara, kıvırtmalara, menfaat terazilerine yer bırakmaz. Bu ayet, tüm mazeretleri yakan bir güneş gibidir. Yalanla dokunmuş perdeleri yırtar; riyanın, gösterişin ve iki yüzlülüğün üzerine ayna tutar. İşte bu yüzdendir ki birileri bu ayeti görmezden gelmeyi, onun önünü kesmeyi, onu bir kenara itmeyi dener. Zira dosdoğru olmak bedel ödetir. Doğruluk, bu çağda çoğu zaman yalnızlıktır.
Peygamber Efendimiz'in (sav) bu ayet karşısında "Hûd Suresi beni yaşlandırdı, belimi büktü" buyurması, işte bu omuzları çökerten sorumluluk bilincinin ifadesiydi. Bizler bu ağırlıktan kaçmak için ayetin ruhunu çarpıtmaya yeltenirken, birileri de mezuniyet meydanlarında ayetin önünü kapatarak onu tamamen gizleyebileceğini zannediyor.
Kendi Köklerine Yabancılaşan Bir Eğitim Anlayışı
Gençlerin gitmek için can attığı üniversiteler, bilimin yuvasıdır; fakat bilim, insanın inancına düşmanlık üzerine kurulamaz. Batı'nın bilimini almak başka, Batı'nın din karşıtı reflekslerini körü körüne ithal etmek bambaşkadır. Türkiye'nin bazı üniversitelerinde yıllardır gözlenen kültürel kopuşun temelinde tam olarak bu sömürgeci zihniyet yatmaktadır.
Bu ülkenin tarihini Selçuklu ve Osmanlı'dan, medeniyetini İslam'dan, kültürünü Kur'an'dan bağımsız düşünemezsiniz. Bu gerçek birilerinin hoşuna gitse de gitmese de değişmeyecektir. Pankartın orda olması muhakkak tartışılabilir. Fakat mezuniyetlerde her türlü siyasi ve ideolojik pankarta "özgürlük" adına göz yumanların, iş inanç değerlerine gelince sergiledikleri bu çifte standart, demokrasi nutuklarının bu milletin vicdanında artık hiçbir karşılığının kalmadığını tescillemiştir. Ancak mesele sadece bir pankart meselesi değildir.
Mesele,hangi düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, hangilerinin ise peşinen düşmanlaştırıldığıdır.
Mesele,üniversitelerin toplumun ortak değerleriyle kavga etme hastalığıdır.
Mesele,Türkiye'nin kendi kimliğiyle barışık bir gelecek mi kuracağı, yoksa kendi kültürel köklerinden kaçan bir acizliği mi normalleştireceğidir.
Nihayetinde bu tartışma, sadece bir mezuniyet pankartının çok ötesinde; Türkiye’nin kendi tarihiyle, inancıyla ve kimliğiyle barışarak özgürleşip özgürleşemeyeceğinin ve "dosdoğru bir gelecek" inşa edip edemeyeceğinin turnusol kağıdıdır.