Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”

PKK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı başlattığı ilk kanlı organize eylemi, 15 Ağustos
1984’te Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerinde düzenlediği silahlı saldırılarla gerçekleştirdiği
eylemdir. Bu eylem asker, polis, kadın, çocuk, bebek, öğretmen demeden on binlerce Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşının katledilmesine kadar gidecek bir sürecin de başlangıcı oldu.
Türkiye’nin bu kanlı baskındaki ilk PKK terör şehidi, Erzincanlı Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın’dır. Şehit
olduğunda sekiz aylık askerdir. Liseyi bitirmiş ve tıp okumak istemiştir. Üniversite sınavında yüksek puan
tutturmasına rağmen, puanı Tıp Fakültesi’ne girmesine yetmediği için askere gitmeye karar vermiştir. Kahpe
kurşun, Süleyman’ın hayallerini gerçekleştirmesine izin vermemiştir.
Bu daha başlangıçtır ve PKK terörü, daha nice Süleymanların hayallerine son verecektir.
Eruh baskınında ağır yaralanan ikinci şehidimiz Astsubay Memiş Arıbaş ise olaydan beş gün sonra hayatını
kaybetti. Henüz yirmi bir yaşındaydı. Baskında dokuz asker ve üç sivil vatandaş da yaralandı.
Son yıllarda Türkiye’deki PKK yandaşları, herkesin gözünün önünde sloganlar eşliğinde havai fişek atarak
Siirt- Eruh baskınının yıldönümünü kutluyorlar. Bu yıl da Mardin ve Mersin başta olmak üzere bazı illerde gece
saatlerinde toplanan gruplar, terör örgütü lehine sloganlar atarak havai fişekli sokak eylemleri düzenledi.*
Görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından binlerce vatandaş, sosyal medya platformlarında terörü
lanetleyen paylaşımlar yaparak duruma isyan etti.
İki askerimizi katleden kanlı örgüt, bu günü kendince “ilk kurşun günü” ve “diriliş bayramı” olarak
nitelendiriyor.
PKK terör örgütünün amacı; 1920’de Batılı ülkelerin, İtalya’nın San Remo kentinde yaptıkları toplantıda, 5
Sayılı Toplantı Eki ile dünyaya ilan ettikleri karar ile aynıdır. Buna göre: “Fırat’ın doğusunda, Ermenistan’ın
güney sınırlarının güneyinde, Suriye ve Irak-Mezopotamya kuzey sınırlarının kuzeyinde çoğunlukla Kürtlerin
bulunduğu bölgelerde ‘özerk Kürt devleti’ kurulacaktır.” Yani bugünkü Irak, İran, Suriye ve Türkiye
topraklarında bulunan bölgeler… Taslağı hazırlayan ülkeler ise İngiltere ve Fransa’dır.
San Remo’dan sonra şekillenen Sevr Antlaşması’nın 62. 63. ve 64. Maddeleri de aynı amaca hizmet etmektedir.
“Kesim III, Kürdistan” başlıklı bölümdeki 62-64. maddelere göre Kürdistan’a önce “özerklik” sonra
“bağımsızlık” verilecekti. 62. maddeye göre, Sevr Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonraki altı ay içinde
İstanbul’da İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetlerinin birer temsilcisinden oluşan üç kişilik bir komisyon
toplanıp “Suriye, Irak ve Türkiye sınırının kuzeyinde Kürtlerin sayıca üstün olduğu bölgelerin yerel özerklik
planını” hazırlayacaktı. 63. maddeye göre Türkiye, bu komisyonun “Özerk Kürdistan” kararını kendisine
bildirmesinden sonra üç ay içinde yürürlüğe koymayı kabul edecekti.
64. maddede ise açıkça “Bağımsız Kürdistan”dan söz ediliyordu. “Kürtler bu bölgelerdeki nüfusun
çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak” Milletler Cemiyeti’ne başvurursa ve
Milletler Cemiyeti de bunu kabul edip Türkiye’den, “bu bağımsızlığı” kabul etmesini isterse, Türkiye bu
bölgeler üzerindeki bütün haklarından vazgeçecekti. Maddenin devamında da Musul’daki Kürtlerin bu
“Bağımsız Kürt Devleti’ne katılmalarına Müttefik devletlerin hiçbir şekilde karşı çıkmayacağı” belirtiliyordu.
Batı Sevr’den asla ve asla vazgeçmemektedir. Onların düşündüğü elbette Kürt kökenli vatandaşlarımız değildir.
Amaçları; Ortadoğu’da sınırları değiştirmek, ülkeleri ve Türkiye’yi parçalamak! Ardından da Kürt özerk
bölgelerinde önce “özerklik” ilan etmek, referandumla bu bölgeleri birleştirerek “Büyük Kürdistan” ı kurmak!
Tıpkı Sevr’de yer alan maddelerde öngörüldüğü gibi…
Terör örgütünün siyasî parti temsilcileri, “yüz yıllık alışkanlık” , “devlet kurmamız yüz yıldır engelleniyor” ve
benzeri söylemlerle Sevr’e özlem duymaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk, Sevr sevdalılarına Lozan’da büyük bir darbe indirerek emperyalist planı bozmuştur. Bu
nedenle Sevr sevdalıları Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmezler; Cumhuriyet’e düşmandırlar. Lozan’ı ve Ulus
Devlet’i hedeflerine koymuşlardır.
Bu kutlamalar ve söylemler, “Terörsüz Türkiye” sürecinde PKK’nın silah bıraktığı ve örgütün faaliyetlerine son
verdiği konusunda kamuoyunda soru işaretleri yaratmaktadır.
PKK yandaşlarının Türkiye’de gerçekleştirdiği 15 Ağustos baskını “kutlamalarında” fırlatılan havai fişekler,
Erzincanlı Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın, Astsubay Memiş Arıbaş ve binlerce terör şehidimizin kanları
üzerinde yükselmektedir.
Türk milletinin sinir uçlarıyla oynamanın ne sürece ne de ülkeye faydası olur.

Eruh şehitleri başta olmak üzere tüm şehitlerimize, ebediyete giden gazilerimize rahmet, yaşayanlara sağlık ve
esenlik diliyoruz.
Vatan sizlere minnettardır.
Tülay Hergünlü
16 Ağustos 2026
*(https://www.yenicaggazetesi.com/askerlerimizin-sehadetlerinin-yildonumunde-teror-destekcilerinden-havai-
fisekli-skandal-1062537h.htm)