Siyasetin en büyük yanılgılarından biri, makamın insanı büyüttüğünü zannetmektir. Oysa makam büyütmez; sadece insanı daha görünür hâle getirir. Elindeki yetki arttıkça karakter de daha net ortaya çıkar.

Son günlerde bazı milletvekillerini izlerken aklıma hep aynı düşünce geliyor: Mikrofonla kurulan ilişki, milletle kurulan ilişkinin önüne geçmiş durumda.

Kameralar açılıyor.

Cümleler sertleşiyor.

Ses tonu yükseliyor.

Manşet olacak ifadeler özenle seçiliyor.

Fakat perde kapandığında geriye kalan şey, ülkenin sorunlarına üretilmiş bir çözüm değil; birkaç dakikalık siyasi gösteri oluyor.

Siyaset, alkış toplama sanatı değildir.

Milletvekilliği de televizyon ekranlarında rol yapılan bir meslek değildir.

Milletin verdiği yetki, daha çok görünmek için değil, daha çok sorumluluk almak içindir.


Eski siyasetçilerle bugünküler arasında önemli bir fark vardı.

Eskiler konuşmadan önce dinlerdi.

Şimdikiler ise dinlemeden konuşuyor.

Eskiler yaptıklarıyla anılmak isterdi.

Bugün ise bazıları söyledikleriyle gündem olmayı yeterli görüyor.

Oysa siyasetin hafızası vardır.

Toplum da sanıldığı kadar unutkan değildir.

Dün kim hangi masadaydı...

Kimin yanında duruyordu...

Hangi olay karşısında ne söyledi...

Hepsi kayıtlarda duruyor.

Bugün farklı cümleler kurmak, dün söylenenleri ortadan kaldırmıyor.

Kahramanlık hikâyeleri sonradan yazılabilir.

Ama tarih, ilk baskısını değiştirmez.


Devlet adamlığı ile siyasetçilik arasında ince ama önemli bir çizgi vardır.

Siyasetçi günü kurtarmaya çalışır.

Devlet adamı geleceği düşünür.

Siyasetçi alkışı hesap eder.

Devlet adamı bedeli göze alır.

Siyasetçi kameraya oynar.

Devlet adamı millete hesap verir.

Bu yüzden gürültü her zaman güç değildir.

Sessizlik de her zaman zayıflık sayılmaz.

Bazen en etkili siyaset, en az konuşulan ama en çok sonuç alınan siyasettir.


Bugün kendisini herkesin üzerinde gören, herkese ayar vermeye çalışan, doğruluğun tek temsilcisi gibi davranan siyasetçilere küçük bir hatırlatma yapmak gerekiyor.

Hiçbir makam, insana bilgelik yüklemez.

Hiçbir unvan, karakter eksikliğini kapatmaz.

Hiçbir kürsü de haklı olmayanı haklı yapmaz.

Zaman, siyasetin en adil hâkimidir.

Günün heyecanı geçer.

Manşetler değişir.

Kameralar kapanır.

Ama geriye insanların vicdanındaki hüküm kalır.

Ve o hüküm, ne propaganda ile değişir ne de yüksek sesle.

Çünkü sonunda millet, kimin gerçekten devlet adamı olduğunu da, kimin sadece şov yaptığını da mutlaka ayırt eder.