Bu ülkede mizah bir kişi ile başlamadı.

Tarih boyunca kavimler, yöneticiler, zenginler, din adamları ve sahtekâr olduğuna inanılan dindarlar mizahın konusu olmuştur. Mizah, çoğu zaman toplumsal aksaklıkları göstermek, ikiyüzlülüğü teşhir etmek ve gücü eleştirmek için kullanılan bir araç olmuştur. Bu yönüyle de toplumların aynası olarak görülmüştür.

Mesela Kemal Sunal, neredeyse her filminde zalim ağayı, fırsatçı tüccarı, üçkâğıtçı dindarı ya da dini kendi menfaati için kullanan kişileri eleştirirdi. Onun hedefinde din değil, dini istismar eden insanlar vardı. Seyirci de bunu böyle okurdu.

Yine filmlerde bazen olması gereken de gösterilirdi. Mesela Şener Şen, Kibar Feyzo'da zalim bir ağayı canlandırırken, Züğürt Ağa filminde ise malını mülkünü satmak zorunda kalan ve gittiği gurbet ellerde çiğ köfte satarak hayatını sürdürmeye çalışan iyi niyetli bir ağayı konu edinir. Aynı oyuncu üzerinden bile kötülüğün kişide olduğu, ünvanın ya da makamın tek başına iyi veya kötü yapmadığı anlatılmaya çalışılır.

Keza üfürükçü hocanın karşısına gerçek dindar konmaya çalışılır ve gerçek dindarlığın tek bir bakış açısından ibaret olduğı gösterilmek istenir. İçeriklerine katılmasak da bunlar, dindara değil; daha çok dini istismar eden kişilere yönelik eleştirilerdi.

Elbette bu yapımların önemli bir kısmı, gerçek dindarlığı tanımamaktan, önyargılardan ve dönemin ideolojik atmosferinden de etkilenmiştir. Bu yüzden birçok muhafazakâr kesim tarafından haklı olarak eleştirilmiştir. Ancak bütün bunlara rağmen hedef alınan şey çoğunlukla din değil, din üzerinden çıkar sağlayan tipler olmuştur.

Son günlerde gündem olan Deniz Göktaş' ın yaptığını ise hiç kimse yapmadı.

Çünkü Göktaş sahte dindarları değil; direk Allah'ı hedef alıyor.

Göktaş'ın;

"İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere iddialı bir çıkış 600'lü yıllarda. Bu son kitap demek... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse 'son kitap' dedik, 'domuz da yemeyiversin'..."

şeklindeki sözleri, İslam inancını benimseyen milyonlarca insan açısından sıradan bir mizah cümlesi olarak değerlendirilemez.

Neden mi?

Birincisi; Kur'an hakkında "iddialı bir çıkış" ifadesini kullanmak, ilah mefhumunu insanlaştıran bir yaklaşımı içinde barındırmaktadır. Hâşâ, Kur'an beşer ürünü bir eser değildir ki edebî başarısı, iddiası veya başarısızlığı tartışılsın. Biz müslümanlar açısından Kur'an, Allah'ın kelamıdır.

İkincisi; "Yazanın aklına yeni bir fikir gelse..." cümlesi de İslam'ın Allah tasavvuruyla bağdaşmaz. Çünkü bizim ilah anlayışımızda Allah Âlim'dir. İlmi ezelî ve ebedîdir. O'nun bilgisi sonradan artmaz, eksilmez. Hata yapmaz, unutmaz ve eksik bırakmaz.

Üçüncüsü; bu ifadeler, Kur'an'da geçen, "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim..." (Mâide 5/3) ayetiyle de bağdaşmamaktadır. İnancımıza göre din tamamlanmıştır. Sonradan akla yeni bir hüküm gelmesi gibi bir düşünce zaten inanç esaslarıyla çelişmektedir.

Kur'an, münafıkları anlatırken onların Allah'ın ayetleri ve Peygamber ile alay ettiklerini, uyarıldıklarında ise "Biz sadece şakalaşıyorduk." diyerek kendilerini savunduklarını haber verir. Bu kıssa, mizah ile kutsalı aşağılamanın aynı şey olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Bugün ifade özgürlüğü elbette herkes için vazgeçilmez bir haktır. Mizah da bu özgürlüğün önemli alanlarından biridir. Ancak özgürlük ile hakaret, eleştiri ile tahkir, mizah ile kutsalı hedef alma arasındaki çizgi her toplumda tartışılmıştır. Bir toplumun kutsalları, o toplumu oluşturan insanların ortak hassasiyetlerinden biridir. Bu hassasiyetin bilinmesi ve gözetilmesi, birlikte yaşamanın da önemli şartlarından biridir.

Sırf ideolojik yakınlıktan dolayı bu sözleri savunmanın, bir Müslüman açısından ciddi itikadî sonuçları olabileceğini düşünüyorum. Çünkü din, oyun ve eğlence sahası değildir.

Nasıl ki insanların ırklarıyla, engelleriyle, namuslarıyla veya aileleriyle alay etmek doğru kabul edilmiyorsa milyonlarca insanın kutsalı olan dini inançlarını alay malzemesi hâline getirmek de aynı ölçüde inciticidir.

Eleştiri yapılabilir. Düşünceler tartışılabilir. İnançlar konuşulabilir. Fakat mizah adına kutsalı değersizleştirmek, toplumsal barışı güçlendiren değil, ayrışmayı derinleştiren bir dil üretir. Özellikle milyonlarca insanın ortak inancını hedef alan ifadeler karşısında, tepki göstermek de en az o ifadeleri söylemek kadar demokratik bir haktır.