Takvimler 1973 senesini gösteriyordu. Ben daha lise ikinci sınıftaydım. Ailece İstanbul’a göçmüştük. O zamana kadar elektrikli bir evde yaşamamış olmanın verdiği şaşkınlıkla her gece parıldayan ampulü...
İster bardakta olsun ister fincanda; çay ne kadar “açık” olursa olsun, en koyu muhabbetler çay ile olur.
Bu gece başım tatlı bir belada. Çay bana ne kadar yarenlik eder bilmiyorum.
Yine baş başa kaldık seninle. Merak etme bu sefer geçen günkü gibi az miktarda demlemeyeceğim seni. Yani bol bol yarenlik edeceğiz yine.
Ey sadık arkadaşım. Bu gece seninle sohbet etmek içimden gelmiyor. İstersen ben söyleyeyim sen dinle. Çünkü ben anlattıktan sonra sen nasıl bir tepki verirsin bilemem.
Nihayet çay ile baş başa kaldığınız anlardan biri daha. Aslında bundan önceki bölümleri kısaca not etmiştim.
Ramazan ayının 25’iydi. Aynı zamanda resmi takvime göre de mart ayının 25’iydi. Ankara’dan Ünye’ye gelmek için yola çıkmıştım.
Bir derdiniz var da dinleyecek kimseniz yok mu? Veya derdinizi anlayacak kimseniz yok mu? En azından siz anlatırken itiraz etmeyecek kimseniz yok mu?
Bu bağlantı sizi https://www.yaylahaber.com.tr dışındaki bir siteye yönlendiriyor.