Geçtiğimiz günlerde basında bir iftira haberi çıktı. Buna göre, Yunan ve Rum milletvekillerinin Avrupa Parlamentosu’na (AP) sunduğu bir karar tasarısında 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk askerinin Rum kadın ve kız çocuklarına cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilmekteymiş. AP de tasarıyı onaylamış ve Türkiye’den sorumluk üstlenmesini istemiş.

İnsanın bir yerleriyle gülesi geliyor.

Sayın AP, bu attığınız iftira Türk askerinde tutmaz. Ama Rum ve Yunan askerinde tutar.

Hani bizde bir söz vardır: “Kişiyi nasıl bilirsin?” El cevap: “Kendim gibi...”

Anadolu’nun tarihi Rum ve Yunan mezalimleriyle doludur. (Ermeniler de var ama bu yazının konusu değil.) Birinci Dünya Savaşı’nda eşlerinin, babalarının gözünün önünde tecavüz edilen gelinler, kızlar… Memelerinin uçları kesilen bebekli anneler… Duvarlara çarpılan, süngü uçlarına takılan bebekler… Gözleri oyulan, dilleri koparılan, cinsel uzuvları kesilen insanlar… Ahırlara doldurularak yakılanlar ve diğerleri… Üstelik bunların hepsi belgeli ve tarihi kayıtlarda mevcut… İki kıytırık milletvekilinizin yazdığı gibi bir iftira senaryosu değil.

Daha sayarız ama bu yazının konusu Kıbrıs ve Kıbrıslı Türklere uygulanan Rum katliamları…

Şimdi tarihi biraz geriye saralım…

Rumlar, Yunanistan’ın desteğiyle 1950’lerde EOKA (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston) adıyla bir katliam örgütü kurdu. Sözde amacı İngiliz yönetimine karşı mücadeleydi ama asıl hedefi Kıbrıs’ı Yunanistan'a bağlamak (Enosis) ve adadaki Türkleri imha etmekti.

Örgüt kurucularının siyasi lideri bir papazdı; Başpiskopos Makarios. Askerî lideri ise Georgios Grivas’tı.

Örgüt, İngiliz sömürge yönetiminin adadan çekilmesiyle (1960) Türk katliamlarına başladı.

Katliamları sırasıyla verelim ama önce bugün hâlâ yüreğimizi kanatan iki olaydan söz edelim:

Tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen, Lefkoşa, Kumsal Bölgesi Katliamı ve işkencelerle öldürülen Şehit Pilot Cengiz Topel.

Kanlı Noel olayı

24 Aralık 1963 gecesi Rumlar, Kıbrıs Türk Alayı’nda doktorluk yapan Binbaşı Nihat İlhan’ın Lefkoşa’nın Kumsal semtinde bulunan evine baskın düzenledi. Saldırganlar, binbaşının -biri üç aylık- üç küçük oğlu; Kutsi, Murat, Hakan ve eşi Mürüvvet’i saklandıkları banyoda küvetin içinde kurşun yağmuruna tutarak katlettiler. Anne ve üç çocuğun banyo küvetinde kanlar içindeki görüntüleri Türkiye’de infial yarattı. Bunun üzerine Türk savaş uçakları Kıbrıs semalarında uyarı uçuşları gerçekleştirmeye başladı.

Olayı Binbaşı Nihat İlhan’ın kendisinden dinleyelim.

“… Ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmişti, onlarla ilgileniyordum. …Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların, Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hâlâ ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Elçilik, subay eşleri ve elçilik görevlileri ile doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hâlâ ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi ’sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı?’ diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana, ‘başın sağ olsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş’ dedi. Katliamın üzerinden üç gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm ‘Vatan sağ olsun’ oldu. …

Dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra otuz beş kişi de yaralanmıştı. Katliam, ‘Kanlı Noel’ diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce ‘geçmiş olsun,’ dedi ardından; ‘biliyorsun Türkiye’de 6-7 Eylül olayları yaşandı. Birçok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir,’ dedi. Bu nedenle Ankara’ya gelmememi istedi. Eşimi kalbime gömdüm. … Türkiye’den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan’a götürdük. Çocuklarım hâlâ kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm.”

Bir babanın yaşayabileceği en ağır acı çocuklarını kendi elleriyle yıkayıp gömmek olmalı.

Acaba siz Avrupalı siyasiler böyle bir acı yaşadınız mı?

Nihat İlhan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden Tuğgeneral rütbesiyle emekli oldu ve 2016 yılında 92 yaşında hayatını kaybetti. Rumların katlettiği ailesinin yanına defnedildi. Nurlar içinde uyusunlar.

Binbaşı İlhan’ın evi günümüzde “Barbarlık Müzesi” olarak ziyaret edilmektedir.

Cengiz Topel ile devam edeceğiz.

Tülay Hergünlü

İstanbul, 14 Temmuz 2026