Hz Muhammedin Hadislerinden birinde geçen “Temizlik İmanın Yarısıdır” sözü tüm İslam âleminde ahlaki açıdan kabul görmüştür.
Nitekim İslamiyet’te Müslümanın ibadet edebilmesi için abdest alma şartı getirilmiştir.
İslamiyet’te birçok ibadetin ön şartı temiz olmaya bağlıdır ve temiz olmadan yapılan ibadetler eksik veya geçersizdir.
Şüphesiz İslamiyet’te temizlik sadece fiziki anlamda temizliği kapsamaz. Ayrıca fitne, fesat, kibir, gıybet ve düşmanlık gibi kötü huylardan sıyrılmayı da ifade eder.
Biz konumuz olan fiziksel anlamda anlaşılan “temizlik” ve “hijyen” konusuna dönelim.
Osmanlı dönemimde, Saray’da verilen yemeklerde kaşık kullanıldığı ve hijyen konusuna dikkat edildiği tarihsel kayıtlarda resmedilmiştir.
Özellikle kaşık taşıma kültürü bireysel hijyen açısından önemli olduğu için çoğu ileri gelen kişiler yanında kaşığını taşırdı.
Osmanlı Devleti döneminde sanayii diyebileceğimiz ilk iş olarak sabun üretimine başlanmıştır.
Her yemeğe başlamadan önce ve yemek sonrasında ellerini mutlaka sabunla yıkarlardı.
Fakat, aradan yüzyıllar geçtikten sonra günümüzde Avrupalıların çatal-bıçak kullanır hale gelmelerinin aksine Arap Müslümanların (bazen bizde de görüleceği üzere) ise el ile yemek yemeleri ne kadar ironik bir durumdur.

Osmanlı Devleti temizlik konusunda önem verdiği için birçoğu günümüzde de kullanılan hamamlar yaptırtmıştır.
Bugün bu hamamlar tüm Dünya’da “Türk Hamamı” olarak ün yapmıştır.
Osmanlı Devletinin hijyen tarihi, salgın hastalıklarla mücadele eden Avrupa ülkeleri için dünyaya örnek olacak şekilde gelişmişti.
Osmanlı’nın su ve temizlik ile bu kadar yakından ilgilenmesi, “Temizlik, imandandır!” düsturundan geliyordu.
Osmanlı Devleti şehir sokakların temizliği konusunda Batılı seyyahların gözlemlerinde geçtiği gibi dönemin arşiv belgelerinde de görülmektedir.

Osmanlı padişahlarının çoğu çevre düzenlemeleri için çeşitli cezai yaptırımlar ile bir düzen getirmeye çalışmışlardır.
Fatih Sultan Mehmet Vasiyetnamesinde; “İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar, günün belirli saatlerinde sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerlerine kireç tozu ve kömür külü dökerler ki yevmiye yirmişer akçe alsınlar” diye buyurmuştur.
Ayrıca, Osmanlı döneminde tüm camilerde abdest almak için çeşmeler ve umumi tuvaletler yapılmıştır.
1539 yılında İstanbul’da büyük bir Veba salgını başlamış ve hastalığı kontrol altına almak için temizlik konusunda bir şeylerin yapılması gerektiğine karar verilmiştir.
Dünyanın ilk çevre kanunu olarak da kabul edilen, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1539 yılında çıkardığı Çevre Nizamnamesi ile hem şehir sokakları hem de esnafın dikkat etmesi gereken kurallar oluşturulmuştu.
Bu nizamnamede, ev ve işyerlerinin temiz tutulması, çamaşır sularının yollara dökülmemesi, hayvan leşlerinin insanların yaşadığı yerlerden uzak tutulması gibi temizlik ve hijyen açısından öneme dikkat çekilmiştir.
Osmanlı’da belediye hizmetleri de dâhil birçok iş “Kadı”lar tarafından yürütülürdü.
İstanbul Kadısı çöp toplama işi için “Arayıcı Esnafı” oluşturmuştu.
Evlerden ve benzeri yerlerden çıkan çöpleri Arayıcı Esnafları tarafından “küfe ve hasır çantalar” ile toplanırdı.
Maalesef “Deniz götürür” lafı nedeniyle toplanan tüm çöpler “Mavna” adı verilen tekneler ile Marmara Denizinin açıklarında dökülürdü.
Cumhuriyet kurulduktan sonra denize dökülen çöplerin kıyılara vurması ile kötü koku ve hastalık yayması sonucu halkın isyanları nedeniyle 1953 yılında uygulama kaldırılmıştır.
1953 yılından sonra İstanbul’da Deniz’e çöp dökmek yasaklanmış, Ümraniye ve Kemerburgaz’da oluşturulan çöp alanları (vahşi depolama) kullanılmaya başlanmıştır.
Küfe ve hasır çantalar yerine ise çöp arabaları yerini almıştır.

Diğer taraftan, günümüzde Müslüman nüfusunun fazla olduğu birçok ülkede maalesef temizlik ve hijyen kurallarına riayet edilmediğini özellikle umumi tuvaletlerin halinden görebilmekteyiz.
Örneğin; Bosna-Hersek’te Boşnakların kafe ve restoranlarındaki umumi tuvaletlerinin durumunu ile Hırvatların umumi tuvaletleri arasında bariz bir fark olduğuna bir fiil şahit olmuş biriyim.
Aslında, ülkemizde de birçok umumi tuvaletler (kafe, restoran, otobüs terminalleri, dinlenme tesisleri v.b.) ki bunlar arasında bazı camilerimizin tuvaletleri bile maalesef berbat bir durumda olduğuna şahit olmuşuzdur.
Kötü umumi tuvaletler olsun, yemek yeme alışkanlıkları olsun az gelişmiş ülkelerin çoğunda temizlik ve hijyen anlayışının gelişmemiş olduğuna şahit olmaktayız.
Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre; gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların %80’ninden temizlik ve hijyen konusundaki yetersizliğin sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Bugün dünya genelinde her dört kişiden birinin evinde sabun ve su bulunan bir el yıkama imkânına erişiminin olmadığını ve potansiyel dışkı temaslarının yalnızca %26’sının el yıkama ile sonuçlandığını araştırmalar göstermektedir.
Dünya nüfusunun yalnızca %45’i temel hijyen hizmetlerine erişim oranının %75’in üzerinde olduğu topluluklarda yaşamaktadır.
Nüfusun diğer %55’i ise maalesef temel su ihtiyacından ve hijyen hizmetlerinden yararlanamamaktadır.
Tarihsel açıdan baktığımızda temizlik ve hijyen konusuna dikkat etmemiz gerektiğini ifade ettik!
Bir önceki yazımda ortaçağda Avrupa’nın temizlik ve hijyen konusunda ne kadar kötü bir durum da olduğundan detaylı bir şekilde bahsetmiştim.
Son yüzyılda ise Avrupa’da temizlik ve hijyen konusunda örnek gösterilecek bir noktaya geldiğinden de bahsetmiştim.
Bizde ki durumun ise eskiye kıyasla durumun kötüye gittiği düşünüldüğünde durum hiç de iç açıcı değil.
Diğer taraftan bu kötü gidişatı durdurmanın yolu belli!
Çözüm, aynı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi çocuklarımızı temizlik ve hijyen konusunda sürekli eğitmek ve yanlış uygulamalara karşı bıkmadan usanmadan çocuklarımızı uyarmak gerekir.
Malum! “Ağaç genç yaşta eğilir!” atasözünün düsturu ile çocuklarımıza temizlik ve hijyen konusunun önemini kavratmalı ve onları doğru bilgi ile eğiterek yetiştirmemiz gerekmektedir.
Bazı ailelerde çocuklarına “temizlik ve hijyen” konusunda verecek bilgi birikimine ve alışkanlığına maalesef sahip olmayabiliyor.
Bu durumda, özellikle okullarda ve medyada temizlik ve hijyen konusu ile ilgili sürekli eğitim ve toplumsal fayda için bilgilendirici filmler ve afişler (kamu spotu) oluşturulması gerekir.
Devletin bu konudaki ısrarlı eğitim anlayışı ile temizlik ve hijyen anlayışı çocuklarımızda oluşturula bilinir.

Peki! İş yerlerinde yani İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) açısından temizlik ve hijyen konusuna dikkat ediyor muyuz?
Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü “hijyen” olarak tanımlanır.
Hijyen kelime olarak “sağlıklı” ve “sağlam” anlamını taşır.
İş hijyeni ya da endüstriyel hijyen, iş yerinde görülen ve çalışma ortamında hastalığa sebep olan çevresel faktörleri tespit eden, değerlendiren ve onları kontrol eden bir bilimdir.
Yani, işyeri ve çevresi ile ilgili temizlik bilimidir.
Bugün temizliğin ve hijyenin olmadığı ortamlarda mikroorganizmalar kol gezer.
Mikro organizmalar; bakteriler, virüsler, mantarlar (küf ve maya) ve parazitler olarak 4 gruba ayrılır.
Mikroorganizmalar;
havada,
suda,
toprakta,
hayvanlarda,
sinek ve haşerelerde,
İyi yıkanmamış sebze ve meyvelerde,
İyi pişirilememiş et ve balıklarda,
İyi yıkanmamış mutfak araç-gereçlerde,
İnsan ve hayvan dışkılarında bulunur.
Mikro organizmalar en çok kirli eller ve kirli sular ile bulaşır.
Su ve besinlere dışkı ile temas ile bulaşır.

Peki! İşyerinde çalışanların hijyeni nasıl sağlanır?
• Çalışanların tırnakları kısa ve temiz olmalıdır.
• Çalışma sırasında ellerin, yabancı maddelere (yüz, saç, kıyafet ve para v.b.) sürülmemesi, eğer sürüldü ise ellerin derhal yıkanması gerekir.
• Her personelin kendine ait iş elbisesi olmalı ve her zaman temiz olmalıdır.
• Personel, kıyafetlerini havlu olarak kullanmamalıdır.
• Gerekli alanlarda galoş ve ağız maskesi (bonesi) kullanılmalıdır.
• İş başında sigara içilmemeli ve sakız çiğnenmemelidir.
• Saçların gıdaların içine dökülmemesi için kep veya bone giyilmelidir.
• Özellikle gıda işinde çalışan personelin bilezik ve yüzük gibi takıları kullanmaması gerekir.
• Gıda işinde çalışan personelin ellerle ağız, burun ve kafanın kaşımaması gerekir.

• Aksırmak, öksürmek veya esnemek gıdalara mikrop saçabileceğinden yiyeceklere ters dönülerek veya ağız burun kapatılarak yapılmalıdır.
• Her aksırma veya öksürme sonrasında mutlaka eller yıkanmalıdır.
• Personel hasta ise işyeri hekimi uygun görmedikçe çalışmamalıdır.
• Bazı hastalıklarda hastalık bittikten sonra da mikroorganizmaların saçılması devam eder. Böyle hastalıklarda personelin saçıcı olduğu süre boyunca çalışmaması gerekir.
• Ateşli hastalığı, cilt hastalığı ya da ishali bulunan personelin derhal sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir.
Yukarıda hijyen açısından hem özel hayatımızda hem de işyerlerinde bazı yapılması gerekenlere vurgu yaptım!
Daha birçok yapılması gereken unsurlar söylenebilir.
Bu ülkede yaşayan vatandaş olarak bize düşen görev, başta çocuklarımız olmak üzere arkadaşlarımızı ve dostlarımızı temizlik ve hijyen konusunda sürekli uyarmaktır.
18. yy. Alman felsefeci, yazar ve bilim insanı Johann Wolfgang von Goethe “Herkes evinin önünü süpürse, bütün sokaklar temiz olur” sözüne uymak belki en doğru bir davranıştır.
Bilimle, sağlıkla (hijyen ile) kalın…