Son yıllarda, Türkiye’de ve Çorum’da Petrol, Şeyl Gazı, Kaya Gazı ve Kaya Petrolü bulundu haberleri sürekli müjde olarak veriliyor!
Öncelikle, Türkiye’nin ham petrol ve doğalgaz potansiyeli açısından tarihi geçmişine bir bakalım, sonra bu haberlerin bir müjde olup/olmadığını tartışalım!
Aslında, Osmanlı’nın son dönemlerinde Musul’da ham petrol üretimi yapılmaktaydı.
Bugün Irak toprakları içerisinde bulunan Musul, o zamandan bugüne kadar ham petrol rezervleri açısından önemini korumuş bir şehirdir.
Musul’daki ham petrol varlığı o tarihlerde yüzeye çok yakın bulunmakta olup hatta petrol sızıntıları yüzeye doğal olarak çıkmaktaydı.
O zamanlar, Musul’da doğal olarak sızan ham petrolün birikmesi için petrol çukurları oluşturularak petrol elde ediliyordu.
Lakin I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı İmparatorluğu dağılınca Musul’u da kaybetmiş oldu.
Mustafa Kemal ATATÜRK Kurtuluş Savaşı döneminde Musul’a çok önem vermesine rağmen, Kurtuluş Savaşında verilen büyük kayıplar nedeniyle yeniden bir savaşa girmenin bedelinin ağır olacağını düşünerek Musul’a müdahale edememiştir.
Atatürk, petrolün önemli olduğunu bildiği için yaşadığı sürece Musul’u tekrar ülke topraklarına katmayı hep düşündü, fakat zamanı yetmedi!
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK, Cumhuriyet rejiminin sonsuza kadar yaşayabilmesi için halkın Osmanlı’da ki gibi “Kul” sıfatından çıkıp bir özgür birey ve vatandaş olabilesi gerektiğini biliyordu.
Atatürk, Türk halkının özgürce yasayabilmesi için çalışabileceği maden işletmeleri ve çeşitli fabrikaların açılması için (1926’da Şeker Fabrikası, 1933’de Sümerbank, 1935’te ETİBANK ve onlarca benzeri işletme) hükümete talimatlar verdi.
Atatürk, cumhuriyetin kurulması ile 1925 yılında petrol jeolojisi konusunda yabancı bir uzmanı, ülkedeki potansiyel petrol sahalarında arama yapması için görevlendirdi.
1933 yılında kurumsal bir yapı oluşturmak için “Petrol Arama ve İşletme İdaresi”ni kurdu.
Ardından, 1935 yılında yeraltı kaynaklarımızın aranması ve bulunması için MTA enstitüsünü kurarak Petrol Arama ve İşletme İdaresi’ni MTA’ya bağlayarak kurumsal bir yapı oluşturmuştur.
Ayrıca, 1935 yılında yeraltı kaynaklarımız olan bakır, krom, ferro-krom, alüminyum, tungsten, kükürt, barit ve perlit gibi madenlerimizin işlenerek satılması için de ETİBANK’ı kurmuştur.
Diğer taraftan, 1930’lardan sonra yeraltı kaynaklarımızı arayıp-bulacak ve işleyecek mühendislerin öğrenim görebilmeleri için yurtdışına göndermeye başladı.

Atatürk’ün talimatı ile 1934 yılında Mardin-Midyat dolaylarında Türkiye’nin ilk derin petrol sondajı (1327 m) yapılmış ve dönemin İktisat Bakanı Celâl Bayar tarafından durum yerinde takip edilmiştir.
Cumhuriyetin kurulmasından sonraki 15 yıl süresince ham petrol ve doğalgaz çalışmalarındaki ivme kayda değerdir.
Atatürk’ün ölümünden sonra da Güneydoğu başta olmak üzere, ülkenin her yerinde petrol arama çalışmaları Türk Mühendisleri ve Kamu gücü ile yapılmıştır.
Diğer taraftan, 1954 yılında yabancıların talebi doğrultusunda, petrol arayabilmeleri ve çıkarabilmeleri için 6326 sayılı Petrol Yasası, III. Menderes Hükümeti zamanında yürürlüğe girmiştir.
Ayrıca, 1954 tarihinde 6327 sayılı yasa ile petrol endüstrisinin bütün alanlarında faaliyet göstermek üzere Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) adı altında ulusal bir petrol şirketi de kurulmuştur.
Bu yasayla, yerli ve yabancı tüm şirketlere 40 yıl süre ile petrol sahalarını arama ve çıkarma hakkı verilmiştir. Süre bitiminde mevcut petrol sahaları TPAO’ya devredilecekti.
2007 yılında dönemin hükümeti tarafından 40 yıllık işletme süresinin bitiminde TPAO’ya devri yerine, müzayede yoluyla satılması, devlet hakkı bedelinin kaldırılması ve %55’lik verginin %40’a indirilmesi gibi hükümler getirilmek istenmişti.
Bu yasa taslağı ile özetle “milli menfaatlere uygun olmadığı” gerekçesi ile dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmişti.
2013 yılının Mart ayında dönemin hükümeti tarafından 6326 sayılı petrol yasasını tekrar değiştirmek için bir yasa tasarısı hazırlamıştır.
Bu yasa tasarısının, yasallaşması halinde ortaya çıkacak kötü sonuçları konusunda 2013 yılında basında birçok haber çıkmıştır.
Yıllarca TPAO’da çalışmış ve Türkiye Petro Jeologları Derneği Başkanı olan Jeoloji Mühendisi İsmail Bahtiyar’ın basına vermiş olduğu bir açıklamasında “Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosu ile 2009 yılından itibaren TPAO’ya geçen 12 adet petrol sahasından 4 yılık sürede 300 milyon dolar devletin cebinde kaldı” ifadesini kullanmıştı.
Fakat tüm itirazlara rağmen, 6326 sayılı eski Petrol Yasası, 11 Haziran 2013 tarihinde 6491 sayılı yasa olarak değiştirilmiştir.
6491 sayılı yeni Petrol Yasası ile “Devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma hakkı TPAO`ya aittir” hükmü yasadan çıkarılmış ve önceden yabancıların çıkardığı petrol sahalarının tekrardan çıkarabilmelerine izin verilmiştir.
Bu yeni yasa ile her ne kadar yabancı ve özel şirketlerin petrol çıkarması ile üretimin artması hedeflenmiş olsa da, beklenen hâsıl olmadığı gibi önemli bir petrol geliri de yurtdışına götürülmüştür.
Türkiye’nin TPAO başta olmak üzere diğer yabancı ve yerli firmaların birlikte ürettiği ham petrol üretimi 1965 ile 2023 yılları arasında dünya siyasetinin gelişmelerine ve petrol fiyatlarının değişimine paralel olarak bazen düşmüş ve bazen artmıştır.

Yani, kısaca petrol üretiminde Türkiye’de bir istikrar olmadığı görülmektedir.
Ayrıca, TPAO verilerine göre son 10 yıldır yerli petrol üretim miktarının, ithal ettiğimiz ham petrolün %10’u ila 15’ini ancak kapsamaktadır.
Doğal gaz açısından ise durum daha da vahim!
Ürettiğimiz doğal gaz miktarı, ithal ettiğimiz doğal gazın yaklaşık %1’i civarındadır.
Bu veriler bizim ham petrol ve doğalgaz anlamında, bugün ve yakın gelecekte önemli bir petrol ve doğal gaz üreticisi olamayacağımızı göstermektedir.

Halkımızın “Güneydoğu sınırımızda Suriye’de ve Irak’ta petrol var da! Bizde niye yok! Amerika bizim petrol çıkarmamızı engelliyor…” algısı sürekli olmuştur.
Bu durumu halkımızın anlayacağı bir şekilde izah etmeye çalışayım!
Maalesef! Türkiye’nin bulunduğu Jeolojik kuşak, önemli ham petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip bir konumunda olmamıza imkân vermiyor.
Petrol oluşumu, özellikle dağ kuşağının bindirdiği kıta kenarlarının büküldüğü yerlerdeki düzlüklerde daha çok rezervuar (oluşum) bulabilmektedir.
Arap Levhası, Anadolu Levhasına baskı uyguluyor. Bunun sonucunda da, ülkemizdeki petrol rezervleri deforme olmuş veya çok derine kaçmıştır.
Dolayısıyla, büyük bir petrol rezervinin bulunamaması ve çok derinden petrol çıkarılmasının ekonomik olmaktan uzaklaşmasına neden olmaktadır.
Diğer taraftan, Anadolu Levhasına göre çok daha düz ve deforme olmamış şekilde kalan Arap Levhası, çok derin olmayan noktalardan petrol çıkmasını mümkün kılıyor.
Suriye’de mevcut işletilen petrol sahaların çoğu, Güneydoğu Torosların hemen sınırlarında olmayıp, dağ sınırlarından uzaklaşılan Suriye içlerine doğru düzlük bölgelerde olduğu aşağıda vermiş olduğum haritada görülmektedir.

Suriye’de hem el ile açılabilecek kadar derinliğinin az olması hem de yüksek API gravite özelliğine sahip olma ihtimali artığı için şimdilik düzlüklerde oluşan petrol rezervuarlarının işletilmesi tercih edilmektedir.
Suriye’de bu düzlüklerde petrol rezervleri bittikten sonra, maliyeti yüksek olsa da dağ kuşağına yakın (yani bizim sınırlarımıza yakın) bölgelerde bulunan petrol sahalarından da üretim yapılacaktır.
Dolayısıyla, Türkiye dağ kuşağında bulunduğu için önemli petrol oluşumlarına maalesef rastlanmamaktadır.
Aslında, Toros dağ kuşağının kıta sınırlarının olduğu Adana, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman ve Batman gibi illerde, stratejik yeraltı kaynağı olması sebebi ile yüksek maliyetle zaten yıllardır az da olsa ham petrol çıkarılmaktadır.
Halkımızın bir diğer yanlış algısı da “Petrol çıkan kuyuyu, beton dökerek kapattılar…!” söylemidir.
Aslında, beton dökme işlemi açılan petrol kuyusunu korumak amacıyla yapılan bir teknik uygulamadır.
Bugün için, ekonomik olarak ham petrol çıkarmanın mümkün olmadığı durumda, gelecekte petrol çıkarabilmek için arama kuyuları betonla sağlamlaştırılır.
Üstelik Türkiye’de ham petrollerimizin çoğunu zaten yabancı ve yerli şirketler çıkarmaktadır.
Para kazanmak amacıyla kurulmuş bu petrol şirketleri, ekonomik olarak çıkarabileceğini tespit etmiş oldukları sahalardan, ham petrolü sizce daha fazla çıkarmak istemez mi? (devam edecek…).