Türkiye diğer madenlerini nasıl değerlendiriyor ki? Nadir toprak elementlerini (NTE) değerlendirebilecek?

Bu konuyu öncelikle Bor madenlerimiz üzerinden izah etmek isterim.

Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi Türkiye Bor madeni rezervleri açısından Dünya’da açık ara birincidir.

Eğer en çok rezerve sahip olduğumuz bor maden kaynağını, katma değerli ve ileri teknoloji ürünü haline getirebiliyorsak, diğer maden kaynaklarımızı da değerlendirmek için çabalayabiliriz.

Türkiye’deki var olan tüm “Bor” madenleri eski adı ETİBAK olan bugün Türkiye Varlık Fonu’na bağlı olan Eti Maden A.Ş. tarafında işletilmektedir.

Dünya’daki bor madenlerinin %70’inin üzerinde rezervlere sahip olmamıza rağmen, bor minerallerini kullanabildiğimiz sektörler açısından durumuz nedir?

Bu soruya cevap bulmak için 2021 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından konu ile ilgili bastırdığı Bor Ajandası ilanına bir göz atalım.

Bakanlığın bu ilanında, 2021 yılında 2.6 ton bor madeni satışı yapılmış ve bunun 2.5 milyon ton’unu ihraç ettiğimiz belirtiliyor.

Yani, bor madenlerinin %96’sını yurt dışına sattığımızı, ancak %4’ünü iç piyasada satıldığını söylemiş oluyor.

Üstelik, 2.5 milyon ton bor maden ihracatından 1 Milyar $ gelir elde edildiğinden söz ediliyor.

Bu değerin anlamı; bor madenlerimizi ton başına değeri 380$’dan, yani; kg başına değeri 0.38$’dan ihracat ediyoruz demektir.

Bu sonuca, hazır-giyim sektöründe kilogram başına 15$’dan ihraç ettiğimiz düşünüldüğünde, katma değersiz olarak kilogram başına 0.38$’a, yani 30 kat daha az bir bedelle bor ihracatı yaptığımız hesaba katılınca durumun ne kadar vahim olduğunu dikkat çekmek isterim.

Ekran Alıntısı-146

Bu arada, sattığımız bor madenlerinden elde edilen 1 Milyar $’lık gelirin, işletme giderleri hesaba katılmadan hepsi kar anlamına gelmemeli!

Bakanlığın Bor Ajandasına göre; Türkiye ham bor satmak suretiyle ABD, Almanya ve İngiltere gibi ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede bor sanayi tesislerinin kurulmasına vesile olmuş ve bor kaynaklarımızın bizlerden ziyade yabancılar tarafından yararlanılmasına hizmet etmiş gözüküyor.

Rezerv ve kalite açısından Bor madenlerimiz kendini Dünya’ya kabul ettirmiş olmasına rağmen, ileri teknolojik ürün üretme konusunda durumumuz maalesef iç açıcı değildir.

Bugün Bor madenlerini en iyi madencilik teknolojileri ile çıkarıp zenginleştirebiliyoruz.

Lakin! Bor’un kullanıldığı ileri teknoloji alanlarında kullanılabileceği sektörlerin ihtiyaç duyduğu bor türevlerini, maalesef üretemiyoruz.

Bor’un katma değeri yüksek ileri teknolojik ürünleri olan Sodyum-Bor-Hidirit’li füze yakıtı, Bor-Nitrürlü kurşun-geçirmez malzemeler, elektrikli araçlar ve rüzgâr enerjisi gibi sektörlerde kullanılan sabit mıknatıslar (NdFeB) ve benzeri ürünlerde kullanılmasına sağlayacak bor türevlerinden bahsediyorum.

Bor madenlerini, katma değeri düşük Bor’lu deterjan, böcek ilacı ya da ısıya dayanıklı cam (Borcam) olarak ancak değerlendirebiliyoruz.

Aşağıda vermiş olduğum resimde de görüleceği üzere; 2014 yılında Bor’dan “Eti Matik” adı altında çamaşır deterjanı ürettiğimizi ciddi haberlere konu olmuş olayı, 2019 yılında tekrar “BORON” adı altında çamaşır deterjanı üretiyoruz haberlerine gündem yapabiliyoruz.

Peki! Sizlere soruyorum, siz bu yerli ürünümüz olan çamaşır deterjanını hiç kullandınız mı?

Ekran Alıntısı1-34

Bor madenindeki durumumuz bu iken, gelecekte nadir toprak elementleri (NTE) konusunda sizce ne olabilir?

Cevabı siz verin!

Bugün tüm Dünya’da başta ekonomik ve siyasi hayatımızda en önemli unsurun “Altın” olduğunu kabul edersiniz!

Bence ve birçok yerbilimci tarafından kabul edilir ki, “altın” dışında gümüş, bakır, çinko, kurşun, alüminyum, antimuan, krom ve nikel gibi birçok metalik madenler kullanıldıkları alanlar ve miktarları düşünüldüğünde, NTE’den çok daha stratejik öneme sahip yeraltı kaynaklarımızdır.

Diğer taraftan, aynı Bor madenlerinde olduğu gibi, antimuan, bakır, kurşun, çinko, krom gibi metalik mineralleri zenginleştirerek sadece ara mamul üretimi ile ihracatını yapıyoruz.

Yani, bu mineralleri metal haline dönüştürmeden (rafine etmeden) yurt dışına satıyoruz!

Mesela, Çinko metalinin ekonomik minerali olan Sfalarit konsantresini ton’unu 2017 yılı verilerine göre 518 $’a ihraç ediyoruz.

Sonra, katma değerli rafinasyon ürünü olan Çinko metalini ton’unu 2700 $ olarak 5 kat fazlasına ülkemize ithal ediyoruz.

Ekran Alıntısı3-11

O zaman krom, kurşun, çinko, antimuan ve civa gibi birçok madeni metal haline dönüştürerek biz satamıyoruz mu? Sorusu akla geliyor!

Bu soruya cevap vermeden önce, diğer önemli gördüğüm madenlerimizin işlenmesi durumuna da bakalım derim.

Büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK, ülkenin bir ucunda üretilen ürünün diğer tüm bölgelere ucuz olarak ulaştırılması için Demiryollarının önemli olduğunu görmüştür.

Bu sebeple, ülkeyi demir ağlarla örmek için “ray” üretimi yapacak bir demir ve çelik fabrikasının kurulması için 1935 yılında talimat vermiş ve Karabük’te 1937 yılında temeli atılarak 1939’da ray üretimine başlanmıştır.

1975 yılında inşaat demiri üretmek için Rus teknolojisi ile İskenderun Demir ve Çelik Fabrikası ve 1960 yılında ise ABD ve Avrupa teknoloji ile çelik saç (yassı) üretmek için Ereğli Demir ve Çelik Fabrikası kurulmuştur.

Bu 3 entegre demir ve çelik fabrikası 1999 yılından sonra özelleştirilmiştir.

İlk kurulduklarında her 3 entegre demir ve çelik fabrikası da, yerli demir cevherleri kullanılırken, özelleştirildikten sonra neredeyse kullanılan demir cevherinin yarısı ithal demir cevherlerinden karşılanmaktadır.

Bu 3 entegre fabrikanın dışında 1960 yılından sonra demir madeninden üretilen demir-çelik fabrikamız hiç olmadı.

1960 yılında Türkiye nüfusu 28 Milyon iken bugün 85 Milyona dayanmış bir Türkiye demir-çeliği dışardan alır duruma gelmiş durumdadır.

Sadece geri-dönüşüm (hurda demirler) olarak kurulmuş küçük ve orta ölçekli birkaç fabrikamız vardır.

Üstelik geri-dönüşüm fabrikalar demir hurdalarının çoğunu da yurtdışından ithal etmektedir.

2022 yılında sonra yurtdışından ithal ettiğimiz çelik miktarı, ihracatımızı karşılayamaz duruma gelmiştir.

Ekran Alıntısı4-7

Yani! Demir-çelikte dışa bağımlıyız.

Demir-çelik dışındaki metallerde durumumuza da bir bakalım!

Cumhuriyet kurulduktan sonra ETİBAK tarafından kurulmuş olan Gümüş (Kütahya), Bakır (Samsun), Ferro-krom (Antalya ve Elağzı), Tunsten (Bursa), Antimon (İzmir), Cıva (İzmir), ve Alüminyum (Konya) metal rafinasyon tesisleri kurulmuştur.

ÇİNKUR bünyesinde Çinko-Kurşun (kayseri) metal rafinasyon tesisi açılmıştır.

Bu açılan metal rafinasyon tesislerinin çoğu, 1984 yılından sonra ya özelleştirilmiş (bakır, gümüş ve alüminyum gibi) ya da çoğu (çinko, kurşun, ferro-krom, tungsten, cıva ve antimon gibi) kapatılmıştır.

Bugün, kurşun, çinko, ferro-krom, antimon, cıva ve tungsten gibi metalleri işleyecek rafinasyon tesisimiz özel de olsa bulunmamaktadır.

Bu madenleri çıkarıp zenginleştirdikten sonra konsantre olarak başta İran ve Çin olmak üzere birçok ülkeye ihraç ediyoruz. Sonra da, metal olarak daha yüksek bir fiyatla ithal ediyoruz.

Benzer özelleştirme ve kapatma durumu, ETİBAK’a ait barit (Isparta), fosfat (Mardin), perlit (İzmir), zeolit (Kütahya) ve kükürt (Isparta) fabrikası gibi endüstriyel hammadde tesislerinde de yaşanmıştır.

Sonuçta, ülke metal sektörü ve endüstriyel hammadde sektörü gelişememiş ve dışa bağımlı hale gelmiş durumdadır.

Cumhuriyet kurulduğundan bu yana yukarıda bahsetmiş olduğum entegre demir ve çelik fabrikaları ve birçok metal ergitme rafinasyon tesisleri, ihtiyaç olan mühendis ve teknik eleman için birer okul görevini de görmekteydi!

Üniversitelerin başta Maden, Metalürji-Malzeme ve Kimya Mühendisliği bölümlerinin öğretim elamanların bilimsel araştırma yapmasına, öğrencilerin stajlar yapmasına imkân tanıdığı gibi ülkenin bilim yetkinliğine de katkı yapmaktaydılar.

Son 30-35 yıldır hem metal rafinasyon teknolojisinden hızla uzaklaşmaktayız, hem de rafinasyon bilgi birikimimiz zayıflamaktadır.

Bütün bu madencilik ve rafinasyon geçmişimizin geldiği durumu ortaya koyduktan sonra, nadir toprak elementlerini (NTE) rafine edebileceğimize ve kötü durumu tersine çevireceğimize ben de inanmak istiyorum (devam edecek…).