Türkiye Nadir Toprak Elementleri (NTE) konusunda siyaseten konuşulduğu kadar şanslı mı?
Olayın gelişimini kısaca özetleyelim…
Çin, 5-6 ay önce savunma sanayinin vaz geçilmez metallerden olan nadir toprak elementleri (NTE) konusunda ithalat kısıtlaması getirince ABD ile siyasi kapışma başladı.
ABD ve Çin arasında siyasi kapışma sonrası ekonomi üzerinde ithalat vergisi kapışmasına evirildi.
ABD 70 yılı aşkın bir süre boyunca birincil enerji kaynağı olan petrol yüzünden Ortadoğu’da birçok savaş başlattı.
Fakat, NTE için Çin ile sıcak bir savaşı göze alamadığı için ekonomik savaşı kullanıyor.
Peki! Bu siyasi ve ekonomik soğuk savaşın olması ve ilerlemesi gerçekçi mi?
Çin, küresel nadir toprak elementi (NTE) arzını garanti altına almakta ve NTE endüstrisi zincirinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
Çin, bugün Dünya NTE rezervlerinin %37’sini, madencilik kapasitesinin %63’ünü ve rafinasyon kapasitesinin %90’ından fazlasını elinde bulundurmaktadır.
Avrupa ülkeleri NTE'inin %95'ini, ABD ise %75'ini Çin’den ithal etmektedir.
Ayrıca, Çin’in bugünkü ve gelecekteki NTE üzerindeki tekeli, 2040 yılında zirveye ulaşacağı da tahmin edildiğinden bu siyasi ve ekonomik kapışmanın gerçekliğine ışık tutuyor.
Amerika ve Çin arasında NTE konusunda ekonomik ve siyasi kapışma olunca gözler Türkiye’ye çevrildi.
Peki! Rezerv ve tenör (kalite) açıdan ileri teknolojilerde kullanılan nadir toprak elementlerine (NTE) sahip maden potansiyelimiz var mı? Varsa durumumuz nedir?
Geçen haftadaki köşe yazımda ABD’nin Jeoloji Araştırmaları Kurumu olan USGS (United State Geology Survey) tarafından NTE maden potansiyeli olan ülkeleri listelemiştim.
Türkiye’nin bağımsız ve tarafsız kuruluşlarca teyit edilmiş bir NTE varlığını ortaya koyan bir rapor olmadığı için USGS bu listesinde Türkiye’yi almamıştır.
Şimdi, çoğu kişi bu durumu “ABD bizi kıskanıyor!” diye söylendiklerini duyar gibi oluyorum. :)
Tabi ki! Bu düşünceyi seslendiren vatandaşlarımız yanlış bir düşünce içerisindeler!
Bu düşüncenin yanlış olduğunu bazı örnekler ile izah etmek istiyorum…
Öncelikle, Amerika, 85 milyonluk nüfuslu, 1.3 Trilyon dolarlık ekonomisi ve düşük-orta teknolojiye sahip Türkiye’yi mi kıskanır?
Yoksa! Türkiye’den 20 kat fazla (1.5 milyarı aşan) nüfusu, Türkiye’den 15 kat fazla (19 Trilyon dolarlık) ekonomisi ve atom bombası yapabilecek ileri teknolojiye sahip Dünya devi olan Çin’i mi kıskanır? Sorusunu kendimize sormak gerekir.
Sizlere hatırlamakta fayda görüyorum!
Biz ABD ile askeri açıdan NATO’da aynı ittifaktayız!
Dahası, NATO haricinde yabancı bir askeri güç olarak Adana İncirlikte ABD’nin bir askeri üssü bulunmaktadır.
Siyasi açıdan da, Cumhurbaşkanımız ABD Başkanı için DOSTUM ifadesini kullanıyor!
Diğer taraftan, ABD ve Çin farklı bloklarda ve farklı PAKTA (beraber karşılıklı olarak gerçekleştirilen anlaşma) yer almaktadır.
Kısaca, ABD ve Çin sürekli birbirlerini tehdit olarak görmektedirler.
Bütün bunlara rağmen, ABD’nin Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) Çin’in NTE olarak en fazla rezerve ve üretime sahip olduğunu raporlarında çekinmeden yazıyor.
ABD’nin bizi kıskanıp-kıskanmadığının daha iyi anlaşılması için Bor Madeni üzerinden izah edeyim.
Bor madeni konusunda ülkemizdeki ilkokul çağında olan çocukları bile Dünya’daki bor rezervlerin %72’sine sahip olduğumuzu bilir.
ABD’nin Jeoloji Araştırmaları Kurumu olan USGS’nin 2024 Bor Raporuna göre Türkiye’nin Bor madeni rezervleri konusunda 950 milyon ton ile tüm Dünya’daki elde edilebilen değerlere göre %87’ine sahip olduğumuzu gösteriyor.
Demek ki ABD bizi kıskanmıyormuş! :)
O zaman bizde NTE yok mu? Sorusuna cevap arayalım…
Dünya’da birçok maden şirketi olup, çoğu da borsaya açılmış olmaları sebebiyle ile bağımsız kuruluşlar tarafından maden sahasının Rezerv ve Tenör (kalite) konusunda sondaj çalışmaları yaptırır.
Bu çalışmaların raporlarını, yatırımcılar ve hissedarların bilgisine sunmak için borsaya bildirir.
Dünya’da bu işi yapan bağımsız kuruluşların başında Uluslararası Maden Rezervleri Raporlama Standartları Komisyonu (CRIRSCO) olmak üzere, Amerika’nın SME, Kanada’nın CIM, Avustralya’nın JORC, Avrupa’nın PERC ve Çin’in CAMRA gibi 16 farklı kuruluş vardır.
Türkiye’de de Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK, 2023) ve UMVAL (2022) Kodları madencilik sektöründe yatırımcı ve hissedarlara şeffaf ve güvenilir bilgi sağlamak amacıyla geliştirilmiş standartlardır.
UMREK Kodu; maden rezervlerinin raporlanmasını, UMVAL Kodu ise maden sahalarının parasal değerlemesini kapsar.
Ülkemizde maalesef maden rezervleri konusunda CRIRSCO veya diğer uluslararası bağımsız kuruluşlar tarafından alınmış çok az maden sahası raporu bulunmaktadır.
Genelde bu konuda yapılmış başta üniversiteler, MTA ve Eti Maden (ETİBANK) gibi kuruluşların yapmış oldukları rapor ve yayınlar bulunmaktadır.
Uluslararası bağımsız kurumlar dışındaki Üniversiteler, MTA ve Eti Madenin tarafından yapılmış rapor ve yayınlardan derlenmiş olan Dünya NTE maden potansiyeline sahip bir haritayı aşağıda verdim.
Bu haritaya göre Türkiye’de özellikle Eskişehir-Beylikova bölgesinde yani Kızılcaören sahalarında potansiyelden bahsedilmektedir.
Aslında, 70’li ve 80’li yıllarda bu bölgede yapılmış derin olmayan sondajları ile nadir toprak elementlerin (NTE) bazılarının varlığını ve NTE’in bağlı olduğu Barit-Florit-Basnasit kompleks cevher rezervinin 1 milyon ton olduğunu MTA’nın 1984 yılındaki raporunda bahsedilmiştir.
90’yıllardan sonra ETİBANK tarafından yapılan çalışmalar ile bu kompleks cevherin 20 milyonu görünür olmak üzere toplam yaklaşık 30 milyon ton rezerve sahip olduğu raporlanmıştır.
Her ne kadar resmi olarak rezerv çalışmaların detayları yayınlanmamış olsa da, Eti Maden tarafından 2014 yılından sonra derin sondajlar ile önce yaklaşık 400 milyon ton, sonra yaklaşık 694 milyon ton rezerv potansiyeli olduğu çeşitli yetkililerce ifade edilmiştir.
Fakat bu bahsedilen rezervlerin doğruluğu güvenilir ve bağımsız kaynaklar tarafından teyit edilmemiştir.
Sadece ifade edilmiştir! Sondaj çalışmaları ile ortaya konmuş bir rapor yok!
Ayrıca, 400 veya 694 milyon ton rezerv demek hepsinin NTE olduğu anlamına gelmiyor.
MTA ve eski adı ETİBANK olan Eti Maden’in yayınlamış olduğu raporlarda maden sahası içerinde tüm NTE’lerin bulunduğu miktarı yaklaşık %3-4 civarında olduğu ifade edilmiştir.
Diğer geriye kalan %96-97’lik kısmın büyük bir oranı olan %70-80 civarındaki kısmın Barit (BaSO4) ve Florit (CaF2) cevherlerini, %15-25’ini ise işe yaramayan demirli, manganlı, silisli ve karbonatlı artıkları kapsamaktadır.
Ayrıca, %0.2 civarında nükleer bir mineral olan Toryum dioksit (ThO2) içerdiği ifade edilmiştir.
Maalesef Toryum konusu yazılı ve görsel medyada olduğu gibi sosyal medyada çok abartıldığını belirtmek isterim!
Toryum’u ileriki tarihlerde köşe yazılarımda bahse konu edeceğim.
Biz, şimdilik NTE konusuna geri dönelim!
1977 yılından bu yana birçok üniversitenin yayınlanmış bilimsel zenginleştirme çalışmalarında (Makale, Yüksek Lisans ve Doktora Tezi) Eskişehir Beylikova’daki Barit-Florit-Basnasit-Toryum cevher yatağı için farklı kalite (tenör) özellikleri ihtiva ettiği görülmektedir.
Bu çalışmalar incelendiğinde; bir çalışmada %6.43 NTE, %55 Florit ve %25 Barit minerali içerdiğini belirtirken, ikinci bir çalışmada ise %3.68 NTE, %33 Florit ve %50 Barit minerali içerdiğini belirtmektedir. Bir üçüncü çalışmada %6.2 NTE, %36 Florit ve %32 Barit minerali içerdiğini belirtilmiştir.
Bu kadar farklı mineral dağılımına sahip olduğu söylenen maden sahasına güven olabilir mi?
Peki! Bu kadar farklı mineral dağılımın olmasının sebebi nedir?
Çünkü! Laboratuvar zenginleştirme çalışmalarında kullanılan örnekler, maden yatağı için yapılmış sondaj çalışmalarından toplanan karotlar üzerinden alınmamıştır.
Örnekler, doğu-batı yönünde 4 km’ye kuzey-güney yönünde 3 km’ye yayılmış olan maden sahasının sadece bir noktasından ve yüzeyden el veya makine ile kazılarak alınmıştır.
Yukarıda vermiş olduğum Eskişehir Beylikova’daki Barit-Florit-Basnasit-Toryum cevher yatağı jeolojik haritasında, ince siyah renkli küçük düz olmayan çizgi şeklindeki damarların yüzey üzerinde mostra şeklinde görülen durumunu gösteriyor.
Aslında, bu damarların karotlu sondajlar ile yeraltına doğru nasıl geliştiğini bilmemiz de gerekmektedir.
Rezerv yüzeyden bir veya iki boyutlu olarak ortaya konursa bu rezerv Mümkün veya Muhtemel Rezerv olur.
Yeraltına doğru üçüncü boyutunun durumu da ortaya konursa bu rezerve Görünür Rezerv olarak ifade edilir.
Madencilik için üçüncü boyut olmadan yapılan rezerv sonuçlarına çok fazla itibar edilmez!
Dolayısıyla, Eskişehir Beylikova’daki Barit-Florit-Bastnasit-Toryum cevher yatağı için farklı bölgelerinden ve madenin derinlemesine değil de yüzeyden alınan örnekler ile yapılan laboratuvar zenginleştirme çalışmalarının maden yatağının geleceği için bir proses geliştirmek doğru olabilir mi? (devam edecek…).