Yine baş başa kaldık evde. 
Biliyorsun teke tek kaldığımızda birbirimizle vakit geçiriyoruz.
Bakma öyle bana dik dik! “Kimse olamayınca beni arıyorsun” diye geçiyor içinden değil mi?  
Biz hep beraberdik be çay... Çarşıda, pazarda, okulda, hastanede, çayhanede vs.
 Sadece yanımızda başka kişiler de vardı o kadar. Sanki sen o zamanlar sadece beni mi dinliyordun? 
Milletin neşesine de kederine de ortaktın. Şimdi ise baş başayız işte.
Sen sıkma canını. Ben de seni yalnız bırakmam. 
Bu ve buna benzer geceler dertleşiriz beraber.  Sen susarsın ben dinlerim; ben susarım sen dinlersin.
Susarak konuşuruz olmaz mı?
Gönülden ve kendi anlayacağımız dilden…
Kendi anlayacağımız…

***
Baş başa gece ve çay… 
Bardağa veya fincana ne kadar “açık” konulursa konulsun; en “koyu” muhabbetler çay ile olur.
Hele bir de baş başa iseniz uzar gider laflar. 
Aşığa ve dertliye zaman mı sorulur…

Yahya Kemal’in:
Şeb-i yeldada uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler. 

Yani uzun gecelerde, Mecnun ile Leylâ muhabbet ederken biri bitirir diğeri başlar.
Sabaha kadar sürer bu muhabbet…
Şayet siz de sizden başka kimsenin olmadığı bir yerde çay ile sohbet ediyorsanız; ne sözünüz tükenir ne aşkınız…  
Sadece gece tükenir. 
Bir de ömür…