Nihayet çay ile baş başa kaldığınız anlardan biri daha. Aslında bundan önceki bölümleri kısaca not etmiştim.

Madem bir işe başladık devam edelim. Dört gündür çayla sohbet etmeye devam ediyorum. Çay değip geçmeyin onunla edilen sohbetin lezzeti bir başka oluyor.
Fakat çay sohbet hususunda çok seçici. İlla teke tek bir sohbet istiyor. Aksi takdirde kendini dolgu malzemesi olarak görüyor. Bu da çayın zoruna gidiyor. Yani “Ben sizin yorgunluk anınızın doldurmak için mi varım” diye sitayişte bulunuyor. Haklı da.
İki veya daha çok kişi muhabbet ederken yanlarında bulundurduğu dilsiz yarendir çay. Ama siz kendi halinize iseniz çay sizin yoldaşınız ve sırdaşınız oluyor.
Uzun zamandır “çay yoldaşımı” ihmal etmiştim. Bakalım bu gece onunla neler konuşacağız. 
Gece ola hayrola. Belki uzaklardan bir dost sesi daha girer aramıza. Çay buna alınır mı alınmaz mı bilemem. 
***
Birbirimize ne zamandan beri aşina olduk bilemem ama darılsak da küssek de bir şekilde yolumuz birleşiyor.
Son zamanlarda çay denilen o esrarlı içeceğin bana dokunduğuna dair bir kanaate ulaşmama rağmen; bu şekilde düşünmek de içime dokundu. Yani bana dokunuyor diye çaydan vazgeçmek olur muydu.
Bütün bunları düşünerek bu akşam çayı biraz az demleyeyim dedim. Çaydanlığı hazırladım, suyunu değiştirdim ve çayı koyduğum kaptan diğer zamanlara göre daha az miktarda çayı demliğe koydum.
O da ne? Bana çayı sakladığım kap manalı manâlı bakmaz mı? Acaba diğer zamanlara göre daha az çay demlememden bir manâ mı çıkardı yoksa? 
Çayın suyunu kendi ölçüme göre demliğe koydum ama gözüm de çayı muhafaza ettiğim kaptaydı. Tam o esnada elime telefonumu alınca; çay kabı daha da bir tuhaf olmaya başladı. Kim bilir gelecek bir telefon kendine ait ilginin azalmasına sebep olabilir miydi?
Ben bir yandan ateşte duran demliğin ucundan çıkacak buharı gözlerken, diğer yandan da çay kabına bakıyordum. İçimden “Meyus olma bu saatte arayan soran olamaz” diyecektim ama vazgeçtim. Belli mi olur; tam çayı yudumlamaya yüz tutmuşken bir telefon.
Ne yaparsın şimdi?