Bir zamanlar çocuklar, karıncaları incitmemeyi büyüklerinden öğrenirdi.
Bir dal kırıldığında, “canı acır” denirdi.
Çiçek koparılırken, “onu da bir anne büyüttü” diye tembih edilirdi.
Şimdi…
Çocuklar hızla büyüyor ama insanlık aynı hızla büyümüyor.
Anne-babalar haklı olarak “başarılı” çocuklar istiyor.
En iyi okul, en iyi derece, en iyi gelecek…
Ama şu soruyu ne zaman sormayı unuttuk?
İyi insan mı yetiştiriyoruz, yoksa sadece güçlü birey mi?
Bugün sokakta bir çocuğun karıncayı ezdiğini gördüğümüzde “çocuk işte” deyip geçiyoruz.
Oysa mesele karınca değil…
Mesele, merhametin fark edilmeden kaybolması.
Bir çocuğun bir ağacın dalını koparması,
Bir kediyi tekmelemesi,
Bir çiçeği hoyratça ezip geçmesi…
Bunlar küçük davranışlar gibi görünür.
Ama büyük sonuçların ilk işaretleridir.
Merhamet, kitaplardan öğrenilmez.
Merhamet, nutukla verilmez.
Merhamet, görerek öğrenilir.
Anne babanın davranışında,
Öğretmenin ses tonunda,
Toplumun sessizliğinde…
Çocuk, babasının sokaktaki yaşlıyı nasıl selamladığını izler.
Annesinin doğaya nasıl dokunduğunu görür.
Hayvana, zayıfa, düşene nasıl davrandığını hafızasına kaydeder.
Sonra büyür…
Ve gördüğünü uygular.
Bugün dünyada eksik olan şey zekâ değil.
Dünya, diplomaya boğulmuş durumda.
Teknoloji zirvede, bilgi sınırsız.
Ama dünya merhamete muhtaç.
Savaşların nedeni cehalet değil artık.
İnsanın insanı hissetmemesi.
Bir çocuğa matematik öğretirsiniz.
Ama bir ağacın da canlı olduğunu öğretmezseniz…
O çocuk büyüdüğünde ormanı keserken tereddüt etmez.
Bir çocuğa yabancı dil öğretirsiniz.
Ama bir canlının acısını anlamayı öğretmezseniz…
O çocuk güçlü olur ama adil olmaz.
Mükemmel çocuk yetiştirmek mümkün.
Ama merhametsiz mükemmellik, dünyayı kurtarmaz.
Bizi kurtaracak olan;
Karıncayı ezmeyen,
Ağacı incitmeyen,
Çiçeğe kıyamayan,
Ve insanı insan olduğu için seven çocuklardır.
Çünkü yarın,
Bu dünyayı onlar yönetecek.
Ve biz bugün ne öğretirsek,
Yarın onunla yüzleşeceğiz.
Sessiz bir uyarı olarak not düşelim:
Gelecek, merhameti olanların ellerinde güzelleşecek.