Sabah…
Bir çocuk çantasını alıyor.
Anne “dikkat et” diyor.
Baba “dersine çalış” diye sesleniyor.
Kapı kapanıyor.
Kimsenin aklına başka bir ihtimal gelmiyor.
Eskiden gelmezdi.
Sonra bir haber düşüyor.
Bir okul…
Silah…
Çığlık…
Televizyon açık.
Telefonlar susmuyor.
Herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Nasıl olur?”
Oluyor.
Çünkü bir şeyler yavaş yavaş değişiyor.
Bir dizide şiddet alkışlanıyor.
Bir tartışmada öfke kazanan ilan ediliyor.
Bir sokak kavgası “hak etti” diye yorumlanıyor.
Küçük küçük…
Bir öğretmen sınıfta uyarıyor.
Öğrenci alay ediyor.
Arkadaşları gülüyor.
Kimse “dur” demiyor.
Bir çocuk içine kapanıyor.
Bir diğeri öfkesini büyütüyor.
Bir başkası izliyor.
Ve biz…
“Geçer” diyoruz.
Geçmiyor.
Bir gün…
O birikenler patlıyor.
Sonra hep birlikte şaşırıyoruz.
“Bir anda oldu” diyoruz.
Oysa…
Hiçbir şey bir anda olmuyor.
Soru şu:
Okul nasıl korku yerine döner?
Cevap zor değil.
İhmal ile.
Sessizlik ile.
Alışmak ile.
Peki ne yapacağız?
Büyük laflar değil.
Küçük işler.
Bir yanlış söze itiraz.
Bir öfkeye sınır.
Bir çocuğa dokunuş.
Belki dünyayı değiştirmez.
Ama bir şeyi değiştirir.
Bir kalbi.
Bir anı.
Bir yönü.
Ve bazen…
Bir hayatı.