23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı sabahında İstanbul’da yaşadığımız 6.2 şiddetinde deprem herkesi çok korkuttu. Ben bilgisayarımda Çorum Haber gazetesine haftalık yazımı yazarken 13 saniye süren deprem çok moralimi bozdu. 
Çok şükür apartmanımız kentsel dönüşüm sonrası yenilendiği için fazla bir sarsıntı  olmadı ama yine de korkunç bir heyecan ve panik yaşadım.   
1999 depremi sonrası yazdığım bir dörtlüğümde depremi şöyle tarif etmiştim.  
Yastığa başını koyunca düşünüyorsun,
Yarına var mısın, yok musun bilmiyorsun!
Ölmeden mezara girmiş gibiyiz İstanbul’da,
Bir varmış, bir yokmuş misali yaşıyorsun…(Mehmet Özata) 
Deprem sonrası hemen Özgürlük parkına gittim. On binlerce insan, çoluk ve çocuk parkı doldurmuştu. Herkeste ayrı bir heyecan ve korku hissediliyordu. 
Deprem sonrası maalesef, hemen bakkal, manav, market, fırın ve sokak satıcılarında 
fiyatlar ikiye katlanmıştı. İnsanlarımızın bu aç gözlülüğü benim moralimi alt üst ediyor.  Çok sevdiğim bir atasözünde “Gezdim Halep’i Şam’ı ettim ilmi talep, meğer ilim geride imiş, illa edep, illa edep!” denir. 
Bu edepte güzel ahlakın yanında doğruluk, dürüstlük, izan, hoşgörü, erdem, insani gelişmişlik ve Allah korkusu kastediliyor. Öyle anlaşılıyor ki toplum olarak maalesef bu güzel hasletlerimiz kaybolmuş. 
SABAHATTİN ALİ
Sabahattin Ali, Aydın ortaokulunda Almanca öğretmenliğine atandığında solculuktan fişlenmişti. Polis takibindeydi. İstanbul’dan Aydın’a dönüşünde, trenden inince bir bakmış bir sivil polis hemen takılmış peşine. İki valiz taşıyan Sabahattin Ali biraz yürüyünce durmuş, polise, “Nasıl olsa eve kadar peşimden geleceksin, hava da sıcak, bari şu valizin birini de sen taşıyıver!” “Peki” demiş polis, “İnsanlık öldü mü?” 
HOCAYSAN HOCALIĞINI BİL  
Nazım’ın annesi Celile hanımla aşk ilişkisi dillere destan olmuşken Yahya Kemal genç Nazım Hikmet’e evlerinde ders veriyormuş. İşte bu günlerden birinde Nazım Hikmet eve gelen hocası Yahya Kemal’in paltosunun cebine bir mektup koyuyor. “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”
OSMANCIK’LILAR TOPLANTISI
Geçen Salı günü (22 Nisan 2025) saat 14.00’de Osmancık’lı hemşehrilerimle Selamiçeşme Özgürlük parkında buluştuk. Hava da çok güzeldi. Toplantımıza 
Makina müh. Yakup Eken, Dr. İsmail Gökgöz, Prof. Dr. Tevfik Ayan, emekli Albay Oktay Özbey, İktisatçı Hayati Ardıçer, Mobil’ci murakıp arkadaşım Güven Erdoğan, 
ve emekli dedektif Dursun Cankara katıldılar. 
İlk defa zorunlu olarak hafta içi yaptığımız toplantıya maalesef katılım çok az oldu. 
Prof. Dr. Halil Kalabalık, Ataşehir Tapu Müdürü Ahmet Taşkıner, Kadın Doğum uzmanı Dr. Yüksel Bildirgen ve bazı arkadaşlar mazeretlerini bildirerek katılamadılar.  
Emekli Orgeneral Ahmet Çörekçi paşamızı telefonla arayarak halini ve hatırını sordum, çok mutlu ve sağlıklı olduğunu belirterek arkadaşlarıma selam söyledi. Emekli Orgeneral Ali Sivri paşamızı aradım ama ulaşamadım.  
Arkadaşlarımla yaklaşık üç saat süren hasret dolu Osmancık muhabbeti yaparak çocukluk ve gençlik anılarımızı doya doya yaşadık.
HAYATIN İÇİNDEN 
1—Arap diye bilinen ülkelerin çoğu aslen Arap değildi. Libya Berberi, Mısır Kıpti, Cezayir Tuareg, Filistinliler Girit asıllı, Lübnan’lılar Fenike’li, Suriye’liler Süryani, Irak’lılar Akat’lıydı. Arap işgalleri sonucunda bütün milletler Araplaştılar. O parlak ve zengin kültürleri yok oldu gitti. Arapların asimile edemediği tek millet Türk’lerdir. Maalesef bizler de aynı sona doğru gidiyoruz.
2—İnsan ne kadar az düşünürse o kadar çok konuşur. Cehaletin en büyük kanıtı budur. ( Montesquieu)
3—“Unutmayın, başka hiç bir dil bilmeden sizi Adriyatik’den Çin seddine kadar götürebilecek tek dil vardır, o da Türkçe’dir.”(Oktay Sinanoğlu-Türk Aynştaynı) 
                            25 Nisan 2025 / Mehmet Özata