Başından beri Mısır olaylarını takip ediyorum. Bugüne kadar bu konuya pek girmedim, sessiz kaldım. Çünkü yaşanan insanlık dışı olaylar karşısında dünyanın önde gelen demokrasi ve insan hakları savunucuları ne yapacaklar diye görmek istedim. Onlarla beraber içimizdekileri de… 
Mısır’da bir tarafta halkın %50’sinden fazlasının desteğini alarak demokratik bir seçimle devletin başına geçmiş olan Mursi vardı. Diğer tarafta da anti demokratik yollarla seçilmiş bir başkanı indiren, halkın iradesini tamamen görmezden gelen Sisi.
Her ne hikmetse 30 yıl boyunca halka çektirmediğini bırakmayan Mübarek rejimine sesini çıkarmayanlar, Mursi’ye 1 yıl bile müsaade edemiyorlardı. Seçimle gelen bir başkanı, alt yapısı aylar öncesinden hazırlanmış bir darbeyle indiriyorlardı.
Kadrajı şimdi Mısır’dan alıp Türkiye’ye çevirelim. Esasen oynanan oyunun arka planındaki ilk hedef Mısır değildi. Son yıllarda yerel, bölgesel ve küresel anlamda ciddi gelişmeler gösteren ve büyüyen bir Türkiye vardı. Bu hızlı büyüme dünya üzerinde etkin bazı güçleri rahatsız ediyordu. 
Türkiye, önce ekonomik sorunlarını çözdü. Arkasından yerel ve bölgesel yatırımlar yapmaya başladı. Yaptığı yatırımlarla dünya ölçeğinde konuşulmaya başlandı. IMF meselesini halletti. Yıllardır ülkenin kanayan yarası haline gelmiş olan terör meselesi konusunda, çözüm süreciyle birlikte önemli adımlar atmaya başladı. Her şey iyi gidiyor derken bir sabah Taksim Gezi olaylarıyla uyanıverdi. 
Belli ki birileri Türkiye’yi karıştırmak istiyordu ve eline, belki de bugüne kadarki en güçlü argümanı geçirmişti. Mesele ağaç meselesi de değildi. Hedef Türkiye’yi yıpratmak, zayıf düşürmek ve bölmekti. Yapılan provokasyonlara, oynanan olaylara bakacak olursanız, Mısır’da gerçekleşenler ile aynıydı. Ama Türkiye üzerinde oynadıkları oyun tutmadı.  Doğrudan Türkiye’yi karıştıramayan senaristler boş durmadılar, filmin başladığı ve dolaylı yoldan bizi etkilemesini umdukları yere, Mısır’a tekrar döndüler. 
Mısır, Suriye, Libya vb. diğer Ortadoğu ülkeleri bizi neden ilgilendiriyor peki?
Mesele çok basit aslında. Bugün tabiri caizse yapılan saldırılar, bir devlete değil, topyekün İslam ümmetine karşı yapılıyor. 
Son yıllardaki politikalarıyla Türkiye, global ölçekte güçlü bir devlet haline geldi. Özellikle Ortadoğu ve Arap dünyası üzerinde her geçen gün daha etkin olması kimi çevreleri endişelendirdi. Türkiye’nin Ortadoğu’da güçlü olmaması gerekiyordu. Etkinliğini azaltmak için yapılması, ilk yapılması gereken hamlelerden bir tanesi, Mısır gibi bölgede güçlü bir ülkenin Türkiye ile ittifakını bozmaktı. Ama bunu başarmak kolay değildi. Mübarek’in devrilmesinin ardından yapılan seçimlerde Mursi’yi en fazla destekleyenlerden birisi Türkiye’ydi. Mursi başta olduğu sürece bu ittifakın bozulması, demokratik yoldan pek mümkün gözükmüyordu. Çünkü Mursi’nin arkasında halkın çoğunluğunun desteği vardı. Onlarda kolay olan yolu tercih ederek, kısa yoldan bir darbe yaparak antidemokratik bir şekilde Mursi’yi indirmek suretiyle amaçlarına ulaştılar.
Darbe sonrası ne yazık ki ümmetin karşısında olan gruplar tarafından Mısır’a inanılmaz yardımlar yapılmaya başladı. Anlam vermek belki güç gibi gelebilir ancak Arap birliği, darbe sonrası Sisi’ye 2 milyar dolar gibi bir yardım yapıyordu. Oysa bu yardım Mursi döneminde de pek tabi yapılabilirdi. O zaman Mısır’da yaşanan bu olayların hiçbirini görmezdik. Demek ki yardım zihniyetinin altında yatan amaç başka. 
Bu arada yazımı sonlandırmadan önce değinmeden geçemeyeceğim. Taksim gezi parkı olaylarında, CNN, BBC gibi yayın organları canlı yayın yapıyorlardı. Yok orantısız güç yok, demokrasi ve insan hakları ihlalleri vs. vs. El insaf, darbeci mısır ordusunun müdahalesi sonrası, 200 ün üzerinde insan ölürken, çoğu ağır 5000 kişi yaralandı.
 Hani nerede bu yayın kuruluşları? 
Vakti zamanında, Karabağ’da, Bosna-Hersek’de, Afganistan’da, Filistin’de, Bugün, Burma’da Myanmar’da, Arakan’da neredeyseler, oradalar… 
Yani anlayacağınız sevgili dostlar, mesele, ağaç, demokrasi, özgürlük, insan hakları meselesi değil, mesele Osmanlıdan sonra Türkiye’nin önderliğinde İslam Dünyasının yeniden yeşermemesi meselesi.
Tekrar görüşünceye dek hepinize saygılar…