Kahvede bir öğleden sonrası… Nermin Hanım gazeteleri incelemekte. Gençler satranç tahtasında Şah-Mat peşindeler… Ali İhsan ise tiryakisi olduğu Bektaşi nefesleri antolojisine dalmış… Bu sessizliği bozan tek şey Münir Nurettin Selçuk’un yorumladığı o segâh şarkı… “Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç”…
 
Kapıda Kemal Bey görünür. Yanında biri vardır.
 
Kemal Bey: Herkese merhaba… (Yanındaki arkadaşını takdim eder) Ali Kamil kadim dostum… Beni ziyaret için İstanbul’dan geldi. Kendisi eski bir tiyatrocudur. Uzmanlık alanı ise geleneksel Türk tiyatrosudur.
 
Nermin Hanım: Memnun olduk…
 
Ali İhsan okuduğu kitaptan, gençler ise satranç tahtasından kafalarını kaldırıp Ali Kamil beyi selamlarlar…
 
Nermin Hanım: Gençler, siz şimdi “talk show” denen gösterilere pek meraklısınız… Daha doğrusu size sunulan tek yemek o… O bozulmuş artık yemeği isteseniz de istemeseniz de yemeye devam ediyorsunuz. Eskiden meddahlar vardı… Ali Kamil Bey bize anlatırsa sevinirim.
 
Ali Kamil Bey: Meddahlar eskiden kahvelerde hikâyeler anlatırlarmış… Dinleyenler de kıssadan hisseler alırmış. Karagözcülerin de gittiği kahveler varmış… Ki özel tiryakileri olurmuş. Bir de Ortaoyunu var bizim geleneksel temaşamızda…
 
Kemal Bey: Yahu Kamil… Şu eskilerin temaşa keyfini bize bir yaşatsan diyorum… Hani bugün bir meddah kahveye gelse de bir şeyler anlatsa…
 
Nermin Hanım: Aklınızla yaşayın Kemal Bey… Eğer Ali Kamil Bey kabul ederse mutlu oluruz…
 
Ali İhsan: Desenize bizim fakirhane iyice şenlenecek bugün… Ama Nermin Hanım, sizde de hiç insaf yok, daha bir kahve ikram etmeden… Bu olacak iş değil…
 
Kemal Bey: Azizim bizim kahve işte böyle bir yer… Sana anlatmıştım da anlatamamıştım…
 
Ali İhsan: Gençler, ben arkadaşların çayını kahvesini verirken siz de satrancı kolaylayın ya da bitmezse ara verirsiniz…
 
Kahve siparişler alınmış, ocakta hareket başlamıştır… Ali İhsan kahveleri yaparken gramofona bir kanto plağı koyar… “Ben kalender meşrebim güzel çirkin aramam…”
 
Kahveler içilmiş, gençlerin satranç oyunu da bitmiştir… Ali Kamil Bey, gazete eklerinden kendisine bir şapka yapar… Mendilini çıkarıp açar ve boynuna koyar… Gençler onu dikkatle izlerler…
 
Nefesler tutulur… Meddah gösterisi başlamak üzeredir.
 
Ali Kamil Bey: Hak dostum hak!... Nerede bir garip görürsen lafı bırak, kendine bak… Efendim, isim isme, cisim cisme, semt semte, insan insana benzermiş… Biz gelelim bugünkü kıssamıza… “Kasketten kaset çıkaran usta…”
 
Şapkadan tavşan çıkaran sihirbazın pabucu dama atıldı artık… Ne diyorlar şimdi? OUT…
Şimdilerde “İN” olan ise olmayan kasketten kaset çıkartan usta sihirbaz… (Gazeteden yaptığı temsili şapkayı başına giyer)
 
Gel vatandaş, gel… Kaskete gel… Ne numaralar var bizde… Miting meydanlarında, televizyon başlarında kasketini havaya fırlatan her vatandaş kasetini alıp izliyor…
 
Gel vatandaş, gel… Aç, aç kaseti bunlar… En kırmızı noktalısından, 32 kısım tekmili birden… Bizde şifre yok… Alan kazanıyor… İzle, sen de kazan… Her muhalifi çizerim, dalgamı geçerim…
 
Edep bizde, racon bizde… Civciv çıkacak, kuş çıkacak… Az sonra kasketten kaset çıkacak… Muhalif gördüm mü dayanamam çizerim abi… Ne genel başkan dinlerim, ne genel başkan yardımcısı… Öf ülen öf be… Şu milletvekili adaylarını sayıyla mı verdiler bana?
 
Gel vatandaş, gel… Her muhalif kaseti tadacaktır. Sen misin Ergenekon tertibine karşı çıkıp dik durmaya başlayan? Al sana kaset… Kahrol muhalif… Seni ulusalcı seni…
 
Sen misin ulus devleti savunup federasyona, bölünmeye karşı çıkan? Al sana kaset… Kahrol muhalif…
 
Sen misin sivil anayasa tertibini engellemek için meclise girecek olan? Al sana kaset… Kahrol muhalif… Lif, lif ayırırım ben adamı…
 
Haydi gençler ve genç kalanlar… Kasketler havaya, kasetler elinizde… Oy Emine’m, oy… Oylar gelsin cebime…
 
Milleti bozuk para gibi harcarım ben. Vatan dediğiniz sadece teferruattır. Önemli olan insanların mutluluğu, düşünce özgürlüğü… Türkiye bölünse ne olur? Kıyamet mi kopar? Vazgeçerseniz çakarım haa!
 
(Ali Kamil Bey’in cep telefonu çalmaktadır… Açar…)
 
Efendim… Ne diyorsun Emine? İnanmıyorum… Benim kaset internete mi düşmüş? Üçe beşe kapat mı diyor muşum? Vay alçaklar vay… Gösteririm ben onlara… Kasada, pardon kaskette ne kasetler var, ne kasetler…
 
Yıkıldı perde, viran oldu her yan… Yetiş “Büyük Abi”, yetiş… El aman… İleri demokrasi bu, muhalif görmeye dayanamam…
 
Akşama yine bu kahvede yeni bir hikâyemiz var… Hepinizi beklerim… Sürçü lisan ettimse affola…
 
İzleyenler içtenlikle alkışlarlar… Ali İhsan taze demlediği çayları vermek için ocağa yönelir…
 
Kemal Bey: Yüreğine sağlık arkadaş… Gençler, tuluat tiyatrosu bu işte… Yazılı metin olmadan doğaçlama…
 
Nermin Hanım: Sağ olasın, var olasın Kamil Bey…
 
Gençler: (Sanki anlaşmış gibi bir ağızdan…) Yaşa var ol Kamil amca… Talk şovcular gelsinler de taşlama görsünler…
 
Ali İhsan: (Elinde çay tepsisiyle gelirken…) Bu toprak Hoca Nasrettin’in, İncili Çavuş’un Bektaşilerin, Aziz Nesin’in toprağı…
 
Kemal Bey: Geçen gün sormuştum size, “Hangi millet?” diye… İşte Türk milleti bu… Milletin halinden ahvalinden küçük bir demetti Kamil arkadaşın bizlerle paylaştığı… Ama hangi millet sorusunu kendinize sormaya devam edin… Bu güzel vatanı, kasketinden kaset çıkaranlara bırakmayın… Yoksa esas olan koltuk, iktidar diyenlerin sesi daha gür çıkar. Vatan ise bu işbirlikçilerin elinde teferruat olur. Gittikçe taşlamaları güçlendireceğiz arkadaşlar... Şeytan taşlamaya devam…