Çevremize baktığımızda kaç kişi mutluluğu tam olarak yakalamıştır, sizce? Hayatımızı yaşarken neleri gözümüzden kaçırıyoruz? Farkında mıyız ileride duyacağımız pişmanlıklardan?
Neyin peşindeyiz, ne arıyoruz? Hepimiz kendimizce bir amaç için koşturuyoruz ve sonucunda başarılı olmak için çaba harcıyoruz.Hayaller kuruyoruz, planlar yapıyoruz.Kariyerli bir işim olsun, gösterişli bir evim olsun, lüks bir arabam olsun,...bitmez.Çocuklarım sağlıklı, başarılı olsun, ilerde kimseye muhtaç olmadan rahat yaşam sürsün...Kimileri bu hayallerine kavuşur, kimileri kavuşamaz. İstediklerini elde edenler ise, daha da fazlasını istemeye devam ederler. Zaman böyle akıp geçiverir ellerimizden...
Çocukluk ne güzel bir dönemdir. Elinde balonuyla bir taraftan bir tarafa koştururken, dünya umurunda olmaz çocuğun, kimsenin ne yaptığı da. Azıcık aklı başına gelmeye başlayınca sorumluluklar tek tek sıralanır. Sorulan sorular bile görev bildirir. "Ne olacaksın büyüyünce?" Ne olacaksın! Çocuk afallar... Anne, baba, doktor, öğretmen... Gördükleri, tanıdıkları bunlardır o zamana kadar. Derslerle tanışıp, meslek sahibi olunacağı bilincine vardığında idealini koyar... Doktor olacağım! Hukuk okuyacağım! Eczacı olacağım! Neye dayanarak bu hedefi belirler o da bilmez aslında. Anne, baba ise kendi yapamadığı, gerçekleştiremediği hayallerini çocukları gerçekleştirsin ister. Başlarlar konuşmaya: "Oku yavrum , oku adam ol! İnsanlığa faydalı birey ol! Çok para kazan, her şeye sahip ol!..." Çocuk mutluluğu tam olarak öğrenemeden sorumlulukların içine gömülmüştür. Ne acı bir duygudur bu, çocukluk bitmiştir bu dönem de... Kitapların içine gömülür, okul, dershane, özel öğretmen...derken sınav günü gelir.''Ya kazanamazsam, ne yaparım ben? '' Bu noktada zaman durur. Dünya ağır gelmeye başlamıştır artık. Anne, baba güç vermeye devam eder: "Mutlaka kazanırsın! Sana güveniyoruz! O bölüm olmazsa başka bölüm olur..." İstediği ya da istemediği bölümü kazanır ve gider. Ne tuhaftır! Fark etmez nereyi kazanıp, okuyacağı. Yeter ki oku ve bir mesleğe sahip ol!...
Bugünkü yazımı geçen haftalarda tanıştığım çok değerli bir beyefendiden esinlenerek yazdım. İnsan her karşılaştığı, tanıştığı insandan kendi hayatı için bir pay çıkartmalıdır bence. Bu insan birçok başarılara imza atmış, bence tarihe imzasını atmış biri.Kendisi birçok ülkede bulunmuş, rektörlük yapmış, kitaplar yazmış ödüller almış, birçok öğrenci yetiştirmiş, sanatla yakından ilgilenmiş, şu anda da çalışmalarına yine devam eden, bu yaşına rağmen, hala insanlığa faydalı olmak için çaba gösteren, yılmayan yıkılmayan bir dev bana göre...
Bu beyefendiden gençliğe yardımcı olacak bilgiler edindim.Çok güzel başarılara imza attığı için, hayatını dolu dolu geçirdiği için kutladım.Böyle bir hayatının içinde yapmak isteyip de yapamadığı, yaşamak isteyip de yaşayamadığı bir şey kalıp kalmadığını sordum.Bana söylediği iki kelime beni çok etkiledi. "Mutluluğu yakalayamadım." Eşime, kızıma vakit ayıramadım.Kızım benden ilgi beklerken, ben kitap yazıyordum, dedi. Bu insan şimdi yalnız, tek başına yaşıyor.Mutluluğu yakalayamayanlardan...
Peki bizler... Biz mutluluğu yakalayabiliyor muyuz? Çocuklarımıza meslek sahibi ol derken, onların ileride mutlu olabileceklerini ya da olamayacaklarını düşünebiliyor muyuz? Yaşarken, yaşatırken neleri kaçırıyoruz? Gerçekten mutluluğun farkında mıyız, biliyor muyuz ne olduğunu, nasıl yaşanması gerektiğini? Tek taraflı mı mutlu oluyoruz?
Mutluluk fark etmektir, etraftaki güzellikleri görebilmek ve hemen her şeyin tadını çıkarabilmektir.
Dolu dolu yaşayın, yaşarken de yarın yokmuşçasına keyif alın yaptıklarınızdan, keyiflerinizi ertelemeyin. Bu keyiflerinize sevdiklerinizi de ortak edin, aynı hazzı, tadı onların da alması için yardım edin.
Mutluluk dolu günler dilerim.