Büyük yazar ve şair aziz Hocam Mustafa Miyasoğlu son makalesinde “M. Akif ile Asım'ın Nesli'nin bu toplumun oluşumundaki önemli yerleri iyi bilinip gençlere benimsetilmeden, bu ülkenin geleceği belirsiz; yabancılaşmanın tehdidi altındadır. Bunu iyi bilmeliyiz...” diyor.
Hemen her gün bir eğitim kurumunu ziyaret edip Yeşilay konferansları veren birisi olarak karşımda gördüğüm gençlik profili hakkında hiç de iyimser değilim.Tabii bu profil aslında onların ebeveynlerinin de talihsiz bir izdüşümüdür aslında..
Kanatimce ortada gençlik filanda yoktur. Hele “Ey Türk Gençliği” hitabede kalmış hatta tarihe karışmıştır. Bir ila onyedi yaş arası çocuk ve ergen insan topluluğu tümüyle kendine ve değerlerine hatta inancına yabancı bir gençliktir. Tesbitime göre Türkiye topraklarında yeni bir Amerikan kolonisi yetişmektedir.Bunların nüfusu 26 milyondur ve On beş milyonu da talebedir.Tabii “talebe talebeden demektir” oysa bunların da velilerinin de gelecekte neyi taleb edeceklerine dair en ufak bir fikirleri bile yoktur.
Bu yeni Amerikan nesli doğru dürüst Türkçe konuşamamakta, gramer bilmemekte ana-babasından öte kimseyi tanımamakta ve kendi aralarında geliştirdikleri garip bir lisan ile hatta çoğu zaman da argo ile konuşmaktalar. Büyük bir kısmı ilkokulda sigaraya , ortaokulda içkiye başlamakta,ilerleyen yaşlarda da enerji içecekleri ve biralar ile ağır alkollü içkilerin esiri olmaktalar. Kola bağımlılığı artık iyice yerleşmiş ve bunu da fastfood yiyecekler, cips hamburger ve diğerleri takip ettiği için ortaya bizim çocukluğumuzun iki katı cesametinde yeni ve tuhaf bir nesil çıkmış bulunmaktadır.Büyümeden küçülmüş ve büyük bir kısmı küçük dağları ben hallettim edası ile dolaşan; dünyada ne kadar moda varsa takip eden, para kazanmanın güçlüğünü bilmediği ve asla da bilemiyeceğ için çok kolay harcayan bu genç insanlar topluluğu ile o yaştaki Çanakkale mücahidlerinin ve Asımın neslinin de en ufak bir alakası bulunmayacaktır elbette..
Yüzlerce diziden gördükleri gibi yaşayan ve esrarkeş şarkıcı ve sarhoş türkücülerin peşinden adeta uçarcasına koşan bu milyonlarımıza hiçbir nasihat ve eğitim sistemi para etmemektedir. Çünkü onları televizyon dizileri ve internet zaten gereği kadar yetiştirmiştir. Tüm dizilerdeki alkol sofralarında eniştelerine aşık ablalarını görerek ve gayrı meşru çarpık ilişkileri takip ederek onları taklit edenler kadar bunlara müsaade eden ebeveynlerde suçludur elbette.
Neticede bu gidişat ve zorlamalarla liseler ortaokul, ortaokullar da ilkokul seviyesine adeta çekilmiş ve hatta indirilmiştir. Genel kültür ,Adabı muaşeret,yüksek ahlak,milli ve manevi ,hatta bedii değerler adeta küserek bu toplumu terk etmişlerdir. Sayıları iki yüze yakın üniversitenin pek çoğunun ise seviyesi bir memurluk sınavında bile başarı sağlatamazken hayatta başarı nasıl sağlanabilecektir. Bilimsel makale, buluş ve dünya çapındaki araştırmalara dair hayallerimiz henüz temenniler halindedir.
Hemen her köyde ve kasaba açılan üniversite ve kampüsler oraya yığılan genç nüfusun bitmez tükenmez ihtiyaçları için esnafın işlerini biraz yoluna koymaktan başka bir işe yaramamıştır. Üniversite sanayi işbirliği masalları bende yıllardır ninni etkisi yapmaktadır. Hayata hazırlamaktan uzak ve ülke gerçekleriyle hiç ilgisi olmayan mevcut eğitim sistemimiz yüzde doksan işletmeci yetiştirmekte ve hemen herkes okulu bitirince bir masaya ve bilgisayarın karşısına yerleşerek bir şeyler işletip, imza atıp çuvalla para kazanacağını ve ispanyada şatolar kuracağını zannetmektedir. Babasının tezgahını devralma talihine sahip olmayanlar için ise durum bir felaketten ibarettir.
Birde muhafazakar ailelerin çocukları olan bir kısım İslamcı(!) gençlik kesimi vardır.Bunlar da mevcut moda rüzgarlarının ve çağdaş trendlerin(!) etkisi altında kendilerine yeni bir sosyete ve giyinme tarzı icat etmişler, daracık kot pantolonlarının üstüne başörtüsü,pardesülerinin altına Amerikan spor ayakkabıları,cilbablarının tepesine de rengarenk vakko eşarplarını hörgüç gibi bağlayarak ve sıktıkları iğrenç şekerli çin parfümlerinden oluşan ağır koku bulutları içerisinde ana caddemizde boy göstermektedirler.Büyük şehirlerde sevgilileriyle sarmaş dolaş gezinen bu gençlerimizin ilimizdeki temsilcileri de sayıları gittikce artan kafetaryaların baş müşterisidirler.
Çoğundaki en pahalı cep telefonları babalarında bile yoktur ve hepsi de sevgili ebeveynlerinin gözbebeğidir. Ve ne isterlerse yapmalıdırlar.Gittikleri yol tuttukları takım, konuştukları Türkçe doğrudur, peşinden gittikleri esrarkeş şarkıcılar doğrudur.Müzik onların müziğidir.Sanat onların yaptıklarıdır.Bunların haricinde bizim deminden beri söylediklerimizin hepsi yanlıştır zaten.
Okul bitince kapak amerikaya atılmalı, susayınca kola içilmeli, su gibi İngilizce bilinmeli,hristiyan avrupanın ne kadar adeti ve rezilliği varsa benimsenmeli, sevgililer günü filan asla atlanmamalıdır. Beş vakit namaz kılmak Müslüman olmak için yeterlidir. Ona da hacdan gelince başlanmalıdır. Şehir olarak yılbaşı gecesi ikiyüz tanker içki içilmeli ve bir gün mutlaka zengin olunmalıdır. Tabii bunun içinde hedefe ulaşmak için her yol sonuna kadar denenmelidir.
Ana caddede normal bir otomobilin beş katı zehirli gaz üreten ve üç katı benzin tüketen dev ciplere imrenerek bakanlar ve lüks vitrinleri seyredenler ; zavallı aziz şehrimizde il nüfusunun yüzde kırkının yeşil kartlı olduğunu ve kenar mahallelerde ne kadar öksüz, dul,yetim ,aç , perişan ve yoksul insan olduğunu asla bilmemektedirler. Mevcut ne kadar cemaat, cemiyet,stk aktivist vs varsa kendi çevresinde ,yurdunda, partisinde, dergahında bulunan ve belki hakikaten düzgün, iyi Kur’an okuyan bir avuç yavruya bakıp teselli bulmakta ve büyük resmin tamamını kimse görememektedir.
Akşama kadar birbirlerini eleştiren siyasilerimize ve bizi yönetenlere soruyorum. Bu konulara dair bir öneriniz ,çözümünüz veya hatta bir diyeceğiniz var mı ?Buradayım bekliyorum…
(Adam gibi çocuk yetiştiren o bir avuç ebeveyni yukarıdaki ifadelerimden elbette tenzih ve tebrik ediyor,selamlar yolluyorum.)