Hayatın en kıymetli sermayesi tecrübedir. Yıllar boyunca biriktirilen bilgi, yaşanmışlıklar ve insan hikâyeleri, yalnızca bir kişinin değil; bir toplumun ortak hafızasını oluşturur. Özellikle eğitim camiasında görev yapan yöneticiler, yetiştirdikleri öğrenciler ve bıraktıkları izlerle görev sürelerinin çok ötesinde yaşamaya devam ederler.
Ne yazık ki günümüzde vefa duygusunu yeterince konuşmuyor, emek vermiş insanların hatıralarına gerektiği kadar kulak vermiyoruz. Oysa geçmişi dinlemek, bugünü daha iyi anlamanın ve yarını daha sağlam inşa etmenin en önemli yollarından biridir.
Bu düşünceden hareketle, ilimizde uzun yıllar eğitim yöneticiliği yapmış, görevleri boyunca binlerce öğrencinin hayatına dokunmuş emekli müdürlerimizle söyleşiler gerçekleştirmeyi amaçladım. “Emekli Müdürlere Vefa” başlığıyla hazırladığımız bu sohbetlerde hem eğitimimizin dünü ve bugünü konuşulacak hem de gelecek nesillere ışık tutacak tecrübeler kayıt altına alınacaktır.
Serimizin bugünkü konuğu, meslek hayatının tamamını eğitim hizmetine adamış, Çorum'da ve İstanbul'da uzun yıllar yöneticilik yapmış Sayın Mehmet İsmail Şahiner oldu.
Mahir Odabaşı: Sayın Müdürüm, Mehmet İsmail Şahiner kimdir? Sizi çocukluğunuzdan başlayarak tanıyabilir miyiz?
Mehmet İsmail Şahiner: 16 Ekim 1959 tarihinde Osmancık’ta doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Osmancık’ta tamamladım. Daha sonra İzmir Buca Eğitim Enstitüsünden mezun oldum. Akabinde Anadolu Üniversitesinde lisans eğitimimi tamamladım.
7 Ocak 1981 tarihinde Diyarbakır’ın Hazro ilçesinde bulunan Hazro Lisesinde Fransızca öğretmeni olarak göreve başladım. Daha sonra Ergani Ortaokuluna atandım ve burada müdür yardımcılığı yaptım. Ardından kısa dönem olarak Antalya’da askerlik görevimi tamamladım. Askerlik sonrası Balıkesir’in Akçakaya köyünde göreve başladım.
Osmancıklı eğitimci Yücel Boyacı Bey’in kızı Nevin Hanım ile evlendim. İki kızım var. Tuğçe Elif anestezi uzmanı, Merve ise diyetisyen olarak görev yapmaktadır.
1990 yılında Osmancık Lisesine atandım ve burada müdür yardımcılığı görevini yürüttüm. 1993 yılında Osmancık Anadolu Lisesine müdür olarak atandım. Daha sonra çeşitli görev değişiklikleriyle Dodurga Alpagut İlköğretim Okulunda Türkçe öğretmenliği, yeniden Osmancık Anadolu Lisesi müdürlüğü, Laçin Atatürk İlkokulu müdürlüğü ve Çorum İnönü Anadolu Lisesi müdürlüğü görevlerinde bulundum.
Ardından Çorum Fen Lisesinde öğretmen olarak görev yaptım. Daha sonra Dr. Sadık Ahmet Ortaokuluna müdür olarak atandım.
Bu görevim sırasında İstanbul Kağıthane Cengizhan Anadolu Lisesine Fransızca öğretmeni olarak atandım. Kısa bir süre sonra Beşiktaş Yeni Levent Anadolu Lisesine müdür olarak görevlendirildim. Burada 8,5 yıl müdürlük yaptıktan sonra, toplam 42,5 yıllık hizmetin ardından emekli oldum.
Mahir Odabaşı: Maşallah; merhum Süleyman Demirel’i geçmişsiniz. Gitmeler, gelmeler... (Gülüyor.) Yıllar sonra geriye baktığınızda bu görev değişiklikleri size ne hissettiriyor?
Mehmet İsmail Şahiner: Ben yapım gereği işimi en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Elbette eksiklerim de olmuştur, fazlalıklarım da. Ancak haksızlığa uğradığımı düşündüğüm zaman, yasal çerçevede mücadele etmekten geri durmam. Bana göre olması gereken de budur.
Mahir Odabaşı: Öğrencilik yıllarınızdan okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz hatıralarınız var mı?
Mehmet İsmail Şahiner: Elbette. Osmancık’ta Abdi Oral öğretmenimiz matematik dersinde soru sorar, bilen öğrencilere kalem ve silgi gibi küçük hediyeler verirdi. Bir gün yine soru sordu ve doğru cevabı sadece ben verdim. Ancak bana hediye vermeyi unuttu. Teneffüste çekinerek yanına gittim ve “Öğretmenim, ben de bilmiştim ama hediye vermediniz.” dedim. Hemen çekmecesini açtı, hediyeyi verdi ve özür diledi. O gün bugün bunu hiç unutamam.
Bir diğer hatıram ise lise yıllarıma ait. Derslerim oldukça iyiydi. Arkadaşlarım, “Bağınız, bahçeniz var; çalışır, daha çok para kazanırsın. Niye okuyorsun?” diyerek aklımı çeldiler. Bunun etkisiyle ikinci dönem birçok dersim zayıf geldi.
Durumu öğrenen babam bana şöyle dedi:
“Sen bugüne kadar kaç defa bağ belledin de kendine bu kadar güveniyorsun? O işler göründüğü kadar kolay değil. Okumaktan başka çaren yok.”
Babam daha sonra okul müdürümüz Yavuz Turan Erşan’a gitmiş. Ben onun dersinden de kalmıştım. Müdür Bey sözlü yapacağını söyledi. Ancak ben çalışmadım. Bir hafta sonra yine çağırdı, yine çalışmamıştım. Sonrasında odasına mahsus kalabalıkken gittim. Bir türlü sözlü yapamadı. Sonuçta sözlü yapılmadan -çalışmadan- sınıfı geçtim. Sonra aklım başıma geldi ve derslerime daha sıkı sarıldım.
Mahir Odabaşı: Mesleğe ilk başladığınız yıllardan unutamadığınız bir anınız var mı?
Mehmet İsmail Şahiner: Hem de hiç unutamadığım bir anım var.
Hazro Lisesinde göreve yeni başlamıştım. Müdür Bey beni sınıfın kapısına kadar götürdü ve “Sınıf burası.” diyerek ayrıldı. Sınıfa girdim. Ortada dolaşan, yaramazlık yapan bir öğrenci vardı. Refleksle hafifçe tokat attım ve başından tuttum. Birden kanama başladı.
Öğrenciler, “Hocam, o ameliyat oldu. Kafatasında kemik yok, sadece deri var.” dediler.
Henüz yeni öğretmenim; büyük bir korkuya kapıldım. Bir süre sonra öğrencinin velisi geldi. Beni yanına götürdüler. Babası şöyle dedi:
“Ben oğlumun bir gün öleceğini biliyorum. Şikâyetçi değilim. Ama ona bir şey olursa seni devlet bırakmaz.”
O gün yaşadığım korkuyu hâlâ unutamam. (Allah’tan bir şey olmadı) Keşke okul müdürüm bana biraz daha rehberlik etseydi, sınıfı sadece uzaktan göstermekle yetinmeseydi.
Mahir Odabaşı: Peki, uzun yılların tecrübesine sahip bir eğitim yöneticisi olarak yeni göreve başlayan öğretmenlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Mehmet İsmail Şahiner: Öncelikle yukarıda anlattığım olayı hemen her genç öğretmene anlatırım ki aynı hataya düşmesinler.
Okul idaresi mutlaka rehberlik yapmalıdır. Öğretmen arkadaşlarımız da okulu, sınıfı ve öğrencileri çok iyi tanımalıdır.
Şairin dediği gibi:
“Her pencerede çekilidir bir perde,
Kim ne yaşıyor meçhul içeride.”
Öğretmen mesleğini sevmeli, öğrencilerini sevmeli ve derslerine mutlaka hazırlıklı girmelidir. Yeniliklere açık olmalı, öğrenciyi sabırla dinlemelidir. Özellikle öğrencileri arkadaşlarının yanında rencide etmemeli; gerekiyorsa birebir görüşmeyi tercih etmelidir.
Mahir Odabaşı: Yeni göreve başlayan idarecilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Mehmet İsmail Şahiner: Müdür yardımcılarıyla uyum içinde çalışmalıdırlar. Herkes düşüncesini rahatlıkla ifade etmeli; ancak karar alındıktan sonra tüm ekip o kararın arkasında durmalıdır.
Ben görev yaptığım okullarda öğrencilerin ve personelin doğum günlerini önemserdim. “Doğum gününüz kutlu olsun.” notunu bir zarfa koyar, teneffüste öğrenciyi odama çağırırdım. Öğrenci genellikle tedirgin şekilde gelirdi. Zarfı verip dışarıda açmasını isterdim. Açınca yüzündeki mutluluğu görmek çok güzeldi. Çoğu zaman tekrar odama gelir, teşekkür ederler, elimi öperlerdi.
Mahir Odabaşı: Sayın Müdürüm, meslek hayatınızın son yıllarını İstanbul’da geçirdiniz. Hiç “Keşke daha önce gitseydim.” dediğiniz oldu mu?
Mehmet İsmail Şahiner: Açık yüreklilikle söyleyeyim; Anadolu insanı genellikle aile bağları nedeniyle taşrada kalmayı tercih ediyor. Bizde de durum böyle oldu.
Ancak bugün yeniden göreve başlayacak olsam büyük şehirleri tercih ederdim. İmkânlar çok daha farklı. Taşrada çoğu zaman “falanın oğlu”, “filanın kızı” olarak anılıyorsunuz. Büyük şehirlerde ise kurumsallık daha belirgin.
Tabii büyük şehirlerde idarecilik yapacak kişilerin mutlaka tecrübeli olması gerekir. Aksi hâlde ciddi zorluklarla karşılaşabilirler.
Mahir Odabaşı: Anadolu’daki veli profili ile İstanbul’daki veli profili arasında fark görüyor musunuz?
Mehmet İsmail Şahiner: Aslında çok büyük bir fark yok. Veli her yerde velidir.
Ortak özellikleri şudur: Çoğu zaman yalnızca çocuklarının anlattıklarını dinleyerek, ön yargıyla ve kızgın şekilde okula gelebiliyorlar.
Öyle velilerle karşılaştım ki, “Buyurun, ne ikram edeyim?” dediğimde, “Sizin çayınızı içmeyiz.” cevabını veriyorlardı.
Daha sonra ilgili öğretmeni çağırıp (ayrı yerde) tarafları dinlediğimizde olayın bambaşka olduğu ortaya çıkıyordu. Çünkü çocuklar bazen babalarından çekindikleri için gerçeği tam anlatamayabiliyorlar. Sağduyulu veliler ise durumu anlayınca özür diliyor ve birlikte bir bardak çay içebiliyorduk.
Mahir Odabaşı: Eski ile bugünü karşılaştırdığınızda en belirgin fark sizce nedir?
Mehmet İsmail Şahiner: Eskiden imkânlarımız çok sınırlıydı. Bazen oturacak sandalye bile bulamazdık. Ancak bütün yokluklara rağmen mesleğin ayrı bir tadı vardı.
Bugün ise imkânlar çok daha geniş, her şey daha konforlu. Fakat o eski heyecan ve samimiyetin bir kısmını kaybetmiş gibiyiz.
Bu imkânların kıymetini bilerek hep birlikte daha çok çalışmamız gerektiğine inanıyorum.
Bir ömür eğitim hizmetine adanmış kırk iki buçuk yıl... Anadolu'nun farklı köşelerinden İstanbul'un kalabalık koridorlarına uzanan bir meslek yolculuğu... Görev değişiklikleri, hatıralar, zorluklar, sevinçler ve binlerce öğrenci...
Sayın Mehmet İsmail Şahiner'in anlattıkları bize bir kez daha gösteriyor ki eğitim yalnızca ders anlatmak ya da okul yönetmek değildir. Eğitim; insan yetiştirmek, gönüllere dokunmak, bazen bir öğrencinin doğum gününü hatırlamak, bazen de yıllar sonra dahi unutulmayan bir tebessüm bırakabilmektir.
Bugün emekli olmuş olabilirler; ancak ömürlerini eğitime adamış bu insanların tecrübeleri hâlâ yol göstermeye devam ediyor. Bizlere düşen ise onları yalnızca görevdeyken değil, emekliliklerinde de hatırlamak, hâl ve hatırlarını sormak ve emeklerine vefa göstermektir.
Kıymetli hocamıza bu samimi sohbet için teşekkür ediyor; sağlık, huzur ve afiyet içerisinde nice güzel yıllar diliyorum.
Çünkü bazı insanlar görevlerinden emekli olurlar; fakat bıraktıkları izlerden asla emekli olmazlar.
1. Trafiğe Çıkmadan Önce Kendinizi Değerlendirin
Kendinize güvenmiyorsanız, moraliniz çok bozuksa ya da kullanacağınız aracın özelliklerini yeterince bilmiyorsanız trafiğe çıkmayınız.
Hastanelerin mağazalar gibi vitrinleri olsaydı ve araç kullanacaklara mecburi ziyaret şartı konulsaydı, belki de trafik kazaları bu kadar fazla olmazdı.
Sürücü koltuğuna oturduğunuz andan itibaren zihninizdeki tüm düşünceleri bir kenara bırakmayı ve dikkatinizi yalnızca yola vermeyi alışkanlık hâline getiriniz. Dalgınlıkla yapılacak bir hatanın bedeli; canla, malla ve geride kalan tarifsiz acılarla ödenir.
“Babacığım, ne olur arabamızın kontağını çevirirken bizi düşün ve trafik kurallarına titizlikle uy. Çünkü seni çok seviyoruz ve sensiz bir hayat istemiyoruz.”
Usta sürücü; probleme giren değil, probleme girmemeyi başaran sürücüdür. Karşısına çıkabilecek tehlikeleri önceden görür, tedbirini zamanında alır ve sonradan sorunlarla uğraşmak zorunda kalmaz.
2. Emniyet Kemerini Alışkanlık Hâline Getirin
Emniyet kemeri kullanmayı alışkanlık hâline getiriniz. Kısa ya da uzun yol ayrımı yapmayınız; özellikle yolun son dakikalarında kemeri çözmek gibi büyük bir hataya düşmeyiniz.
Birçok sürücü, kısa mesafelerde emniyet kemerinin gereksiz olduğunu düşünmektedir. Oysa emniyet kemerinin en çok gerekli olduğu yolculuklar kısa mesafelerdir. Çünkü ölümlü trafik kazalarının büyük bölümü, sürücülerin evlerine 30–35 kilometre uzaklıkta ve 55–60 kilometre hızın altında gerçekleşmektedir.
Bazı sürücüler, düşük hızdaki çarpmalarda direksiyona veya araca tutunarak darbeyi azaltabileceklerine inanırlar. Oysa bunun için saniyenin çok küçük dilimlerinde hareket edebilmek ve olağanüstü güçlü kol kaslarına sahip olmak gerekir. İnsan kolları belirli bir gücün üzerindeki darbeye dayanamaz. Ancak 50 kilometre hızla gerçekleşen bir çarpışmada ortaya çıkan kuvvet tonlarla ifade edilir. Bu nedenle insan bedeni değil, yalnızca bu darbeye dayanacak şekilde tasarlanmış emniyet kemeri koruyucu olabilir.
Araştırmalar göstermektedir ki kaza anında en güvenli yer aracın içidir. Araçtan dışarı fırlayan bir kişinin ölüm riski, araç içinde kalanlara göre yaklaşık 25 kat daha fazladır. Çünkü dışarı fırlayan kişi çoğu zaman yumuşak bir zemine değil; cama, kaldırıma, başka bir araca veya sert bir yüzeye çarpar.
Ölümlü kazalarda emniyet kemeri kullananların önemli bir kısmı kazayı ciddi zarar görmeden atlatırken, kemer kullanmayanlarda bu oran oldukça düşmektedir.
Çarpışma sırasında başın ani şekilde geriye savrulması sonucu oluşabilecek boyun kırıkları, felçler ve ölümler; doğru kullanılan koltuk başlıkları sayesinde önlenebilir. Elbette bunun için emniyet kemerinin takılı olması gerekir. Bu nedenle koltuk başlıklarını sökmeyelim ve onları yalnızca bir aksesuar olarak görmeyelim.
Unutmayınız:
Aracınız size çarpmaz; siz, aracınıza çarparsınız.
Eğer emniyet kemeri takmıyorsanız…
Ve eğer çarpmanın etkisiyle araçtan fırladıysanız, sıkça söylenen:
“Emniyet kemeri beni sıkıyor…” sözünü bir daha söyleme fırsatı bulamayabilirsiniz.
Ayrıca unutmayınız ki emniyet kemerleri, tekerlekli sandalyeler kadar sıkıcı ve bağlayıcı değildir.
TAVSİYE: ‘’Mahirane Söylemler, Susamak, Depremle Yaşamak, Kazalar Geliyorum Demez, Hayallerin Peşinde-1, Bir Ömrün Sessiz Notları, Diplomadan Önce’’ isimli kitaplarımı okumanızı ve evlatlarınıza da okutturmanızı gönülden tavsiye ederim. Bu eserleri, 536 568 11 41 numaralı telefondan bana ulaşarak imzalı olarak temin edebilirsiniz.