Hasan Bey, kız tarafının isteği üzerine Osmancık’tan Çorum’a alışverişe gelecektir. Ancak iş sadece alışveriş değildir; bir de anlam vermekte zorlandığı gelenekler vardır.
Kız tarafının kadın akrabalarına eteklik kumaş, erkek akrabalarına gömlek alınacaktır.(Eskiden toplu pırtı kesilirdi)
Hasan Bey birkaç gün önceden Çorum’a gelir. Alışveriş yapacağı mağazaları tek tek dolaşır.
“Hafta sonu düğün alışverişi için geleceğiz.” der. “Sizden kumaş da alacağız, gömlek de… Ama bir ricam var. Kız tarafı ister istemez en pahalısını beğenebilir. Siz önce daha uygun ve kaliteli ürünleri gösterin. Ben o anda ‘Bu çok pahalı, almayalım.’ demeye utanırım.”
Mağaza sahipleri anlayışla karşılar.
Nihayet alışveriş günü gelir.
Kumaşlara bakılırken gelinin annesi pahalı bir kumaşı gösterip:
“Şundan otuz metre alalım.” der.
Mağaza sahibi hemen söze girer:
“Yenge Hanım, o kumaş çok kullanışlı değil. Ben size şunu tavsiye ederim.”
Ve önceden kararlaştırıldığı gibi daha ekonomik ama kaliteli kumaşları gösterir.
Böylece ne kimsenin gönlü kırılır ne de gereksiz masraf yapılır.
Hasan Bey’in önceden yaptığı küçük bir hazırlık, büyük bir yükü hafifletmiş olur.
Hasan Bey oğlunu evlendirmiştir. Düğün hazırlıkları boyunca huzur bozulmasın diye elinden geleni yapmış, hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Gelin hanımın isteklerine de mümkün olduğunca “Hayır.” dememiştir.
Nihayet düğün günü gelir.
Sıra gelini almaya gelmiştir.
Ancak adetlerin ardı arkası kesilmez.
Önce gelinin odasının kapısı kilitlidir.
“Kardeşidir, hakkıdır.” der, bahşişini verir.
Kapı açılır.
Bu kez holün kapısı kuzenler tarafından tutulmuştur.
Bir miktar daha para verilir.
Sonra gelinin ayakkabısı kaybolur.
Hasan Bey içinden “Hasbünallâhü ve ni'mel vekîl…” diye geçirir, bir miktar daha bahşiş verir. Ayakkabı da bir anda bulunur.
“Herhâlde bitti.” diye düşünür.
Ama hayır…
Bu defa sokağın başında gelin arabasının önü kesilir.
Ayırdığı son bahşiş parasını da uzatır. Fakat yetmez.
İşte o anda sabrının sonuna gelir.
Şekeri yükselir, tansiyonu çıkar.
“Bu zamana kadar ne istendiyse gönül kalmasın diye yaptım.” diye haykırır. “Ama âdetin de bir sınırı olmalı! Denizi geçtim, şimdi derede boğulacağım.”
Komşular araya girer. Büyümeden tatsızlık önlenir.
O gün Hasan Bey kendi kendine bir söz verir:
“Benim de bir kızım var. Allah nasip ederse onun düğününde bu adetlerin hiçbirini yaptırmayacağım.”
Bakalım zamanı geldiğinde, mahalle baskısına direnebilecek mi?
Eski ile Yeni
Eskiden büyüklerimiz, “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.” derdi.
Bugün ise iki gönül gerçek anlamda birleşemeyince, en lüks daireler bile kısa zamanda bir samanlığa dönüşebiliyor. Cicim ayları bitmeden yollar adliyelere düşüyor.
Sebep mi?
Boşanmak…
Bir taraftan düğün günü gelin arabasının arkasına büyük harflerle “EVLENİYORUZ”, “MUTLUYUZ” yazıyoruz.
Düğünden birkaç ay sonra ise aynı insanların dilinde tek cümle dolaşıyor:
“Çok masraf ettik… Şimdi de borç ödüyoruz.”
Belki de asıl mesele, düğünü büyütmek değil; yuvayı büyütebilmektir. Çünkü gösterişle başlayan nice evlilik, ağır borçların gölgesinde huzurunu kaybederken; sevgi, anlayış ve kanaat üzerine kurulan mütevazı yuvalar yıllara meydan okuyabilmektedir.
TAVSİYE: ‘’Mahirane Söylemler, Susamak, Depremle Yaşamak, Kazalar Geliyorum Demez, Hayallerin Peşinde-1, Bir Ömrün Sessiz Notları, Diplomadan Önce’’ isimli kitaplarımı okumanızı ve evlatlarınıza da okutturmanızı gönülden tavsiye ederim. Bu eserleri, 536 568 11 41 numaralı telefondan bana ulaşarak (her biri 250 TL) imzalı olarak temin edebilirsiniz.