Aziz ve muhterem büyüklerimiz, “Biz adam olmayız…” diye buyurmuşlardır.
 
Bu veciz ifadeye biat etmeyen bazı kendini bilmez(!)  şaşkınlar ise “Kanla, irfanla, devrimle kurulan Türkiye Cumhuriyeti” diyerek ne denli üretim hatası olduklarını başta dost ve müttefikimiz ABD ve AB olmak üzere dünya âleme bizi rezil rüsva etmektedirler.
 
Bunların giysilerinin ön ve arkalarına “Yol verin şaşkına, geçsin Allah aşkına” ibaresi yazılmadan sokağa çıkmaları yasaklanmalıdır.(!)
 
Biz adam olmayız vesselam…
 
Şu tarihimize bakın… Yüzleşelim artık kendimizle…
 
Çanakkale savunması deyip duruyorlar. Şu Çanakkale savunması olmasaydı da o dönmemin en büyük deniz koalisyonu (İngiliz, Fransız armadası) İstanbul’a girseydi neler olmazdı, neler?
 
1-     Bizler demokrasiyle tanışır adam olurduk…(!)
 
2-     Çarlık Rusya’sında Bolşevik ve/veya Ekim Devrim’i olmaz, sosyalizm, komünizm denen şey sadece tozlu kitaplarda kalırdı…
 
3-     Bize demokrasi geldiği için de Mustafa Kemal önderliğinde emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı verilmezdi… Tayyip Bey’in demokrasi tramvayına binmesi için bunca yıl beklemezdik…
 
4-     Kimi İngiliz muhibbi, kimi Amerikan mandacısı aydınlarımız ağız tadıyla demokrasiyi idrak ederlerdi. Ne ikinci Cumhuriyetçiler olurdu, ne de yeni Osmanlıcılar… Çünkü hacet kalmazdı.
 
Çanakkale’de yatan İngiliz, Fransız, Avustralyalı askerlerin mezar taşlarında ne yazıyor? “Died for Democracy”… Demokrasi için öldüler…
 
Onlar demokrasi için ölmüşler, bizim fukaralar da vatan için... Olacak şey mi bu?
 
Görünüz demokrat görsün…  Analar ne evlatlar doğuruyor… Siz hâlâ “Çanakkale içinde vurdular beni…” diye türkü çığırın. Biz adam olmayız vesselam…
 
Cezayir halkı sömürgeci Fransızlara karşı bağımsızlık savaşı verirken Birleşmiş Milletler’de Fransa’yı desteklemekle kalmayıp asker gönderseydik, bizim de  misler gibi demokrasi için ölenlerimiz olurdu.
 
Kore’de can veren Mehmetçiklerimizin mezar taşlarına derhal “Died for Democracy” ibaresi yazdırılmalıdır. Kore’den dönen Mehmetçiklere de tez zamanda “Democracy” madalyaları verilmelidir.
 
İşte fırsat… “Democracy” az sonra…
 
Şu ABD Büyükelçisi Ricciardone olmasaydı da 1 Mart 2003 teskeresinin bir benzeri tekerrür etseydi demokrasiye bakacak yüzümüz kalmayacaktı…
 
Niye mi? Gittiği her ülkeyi karıştıran, bölünmeyle yüzleştiren ABD Büyükelçisi ezber bozan bir duruşla Meclis’teki siyasi partilerin genel başkanları ile görüşerek birlik be beraberliği sağlamış, dünya demokrasisi kurtulmuştur (!)…
 
Bu arada kendilerini demokrasi aşkına mayın tarlasına atan TUSİAD Başkanı Ümit Boyner ile muhterem eşleri Cem Boyner demokrasi kahramanı olarak tarihe geçmişlerdir. Oh be… Dünya demokrat görsün… Ulus devletmiş, ülkesi milletiyle bölünmezlikmiş, İstiklal Marşı’ymış, başkentin Ankara olmasıymış… Ah bireysel özgürlükler, vah demokrasi… Şu küreselleşme denen şey nelere kadir görün de şapka çıkarın…
 
TUSİAD, adındaki Türk sözcüğünü ilk toplantısında oy birliği ile kaldırmalı, kaldıramazsan kaldırırlar gülüm, hem kendini hem de demokrasi dünyasını rahatlatmalıdır. Derneğin yeni adı büyük bir olasılıkla DÜSİAD olacaktır… D'nin anlamı mı? Onu da siz buluverin artık... Aklınıza ne geliyor? 
 
Eh, eh... Keyiflendiniz değil mi?.. 
 
Efendim… Biz basın ahlak yasasına saygılı bir klavyeyiz… Siz, siz olun kalbinizi temiz tutun… Derneğin adındaki “DÜ” ibaresi sizin aklınızdan geçtiği gibi değil… Teessüf ederim… “Dünya”nın kısaltması… Çok hoşsunuz… Dünyamız küreselleşme (köleselleşme) sayesinde küçük bir köye dönüşmedi mi? Dışa açılan, dâhili her türlü açılıma vokal yapan aziz ve muhterem sanayici ve iş adamlarımızı siz ne sandınız? Az mı halay çektiler? Allah çektirmesin… Az mı PKK artıkları ile el, ele tutuşup Türkiye'nin bağrında tepinmediler?
 
Kendilerini fedakârca mayın tarlasına atan DÜSİAD patronları Mübarek (Barak) Hüseyin (Obama) tarafından muhtelif taşeronluklarla ödüllendirilecekler, demokrasi kazanacaktır!
 
Libya’ya demokrasi götürmek için yola çıkan, topa tutup bombalayan Koalisyon/NATO birliklerinin karargâhı olarak İzmir’in seçilmesi ülkemizin demokrasi tarihinde bir kırılma noktasıdır. İzmir’i duymayan tanımayan kalmayacak, turizm patlaması yaşanacaktır.
 
Bazı kendini bilmezlerin emperyalist dedikleri şu küresel demokrasi melekleri olmasa Libya, Irak, Afganistan, Yemen, Suriye vb yerlere demokrasi gelir mi zannediyorsunuz?
 
Ah, ah…
 
Şu Çanakkale savunması denen ulusalcı direniş, Bağımsızlık Savaşı olmasaydı ne türban sorunu, ne Kürt sorunu, ne Ermeni soykırımı diye bir sorun olur, ne de Yunanistan Pontus TV kurup Karadeniz’e demokrasi gelsin diye uğraşmazdı…
 
12 Haziran seçimlerinde şu anayasayı değiştirecek parmak sayısı çıksın sandıktan, siz o zaman bakın ileri demokrasiye… Gelsin Küçük Amerika gerçeği… Yetmez ama al sana federasyon… Yanında bir de başkanlık sistemi… Dokuz eyaletin bölge savcıları atandı bile…  Özerk Doğu Karadeniz, Özerk Orta Karadeniz, Özerk Çerkez Bölgesi… Şu demokratik özerklik gibisi var mı?
 
Sıradaki gelsin… Bizde işler harbi, ulus devlet gördüm mü bölerim abi…  Çıtır demokrasinin kıtırları bunlar…
 
Böldürmeyin abiler... Uyanın abiler, uyanın... Birleşin, aranızdaki farklılıkları öteleyin abiler... Düşmanlar selam ister gözden, gezden arpacıktan…