Geçmiş yıllarda bir öğrencisinin Ankara’da görülmesi gereken bir işi vardır. Ancak oradaki bazı yetkililer (!) işi sürekli sürüncemede bırakmaktadır.

Emektar öğretmen, başka bir bakanlıkta üst düzey bürokrat olan bir öğrencisini arar. Durumu anlatır. Bürokrat öğrenci şöyle der:
“Hocam, ben yıllık izindeyim. Ama yakında Çorum’a geleceğim. O zaman görüşürüz.”
Öğretmen de:
“Gelince haber ver, yanına geleyim,” deyince, öğrencisi hemen itiraz eder:
“Ne demek hocam! Sizi bulunduğum yere çağırmayı terbiyesizlik sayarım. Bilakis ben sizi arayıp bulacağım.”
Bu sözleri duyan emektar öğretmen telefonu kapattıktan sonra hıçkıra hıçkıra ağlar. İçinden şu düşünce geçer:
“Acaba ben onun yerinde olsam aynı nezaketi gösterebilir miydim?”
Elbette öğretmen var, öğretmencik var.
Ama bardağın dolu tarafına bakmak gerekir. Özellikle fedakâr öğretmenlere karşı vefalı olmak boynumuzun borcudur. Her okulda mutlaka böyle örnekler vardır.
Gerçek öğretmen emekli olsa da, yaşı seksene dayansa da içinden şu geçer:
“Keşke biri elimden tutsa da sınıfa götürse… Şu çocuklara beş dakika bir şeyler anlatsam.”
Bedeni sınıfın dışında olabilir. Ama gönlü hâlâ sınıftadır.

BİR ÖĞRETMENİN DUASI
Bir delikanlı hastaneye gitmişti. İşlerini bitirip arabasına binerken, hastanenin kapısından eşiyle birlikte yavaş yavaş inmeye çalışan yaşlı bir adam gördü. Bir an baktı, sonra tanıdı:
Eski öğretmeni. Hemen arabasından indi. “Hocam, ben sizin öğrencinizim. Arabam var, sizi evinize bırakayım.”
Emektar öğretmen mahcup bir tebessümle karşılık verdi:
“Evladım, çok sağ ol ama zahmet olmasın. Biz teyzenle yavaş yavaş gideriz.”
Genç adam gülümseyerek cevap verdi:
“Hocam ne zahmeti… Siz bize hayat dersi vererek sürünmekten kurtardınız. Biz de sizi kırk yılın başı yürümekten kurtarsak çok mu?”
Bu içten söz karşısında öğretmen daha fazla direnemedi ve öğrencisinin arabasına bindi.
Beş on dakikalık kısa yolculukta, otuz kırk yıl öncesinin hatıraları dile geldi. Öğrenci, öğretmeninin sözlerinden yine hayata dair bir şeyler öğrenmenin huzurunu yaşadı. Ama en çok da, onun duasını almanın heyecanını…
Belki de öğretmenliğin en güzel tarafı budur:
Yıllar sonra bir gün birinin çıkıp, “Hocam, ben falanca…” demesi.
Bir öğretmen için yıllar sonra karşılaşıp saygı gösteren bir öğrenci, alınabilecek en büyük hediyedir.

Günümüzde, hiç önemli değildir telefon rehberinizin dolu olması
Lakin çok önemlidir, ihtiyaç halinde alo diyecek dost bulunması