Okullar açıldı. Müfredatlara bakıyorum, ders kitaplarını inceliyorum.
Ülke ve dünya gerçekleri ile hiç alakası olmayan “bana göre” çoğu lüzumsuz bir sürü ders yine genç beyinlere yüklenecek ve onları bir gün üniversitelerden mezun olsalar dahi eninde sonunda sokağa salarak kaderi ile baş başa bırakacaktır.
Peki lüzumlu olan dersler neler olmalıdır. Artık yokluk görmeyen, yamalı önlüğü ve çorabı, soğuk kuyu lastiğini bilmeyen, Amerikan süttozu içmemiş bu yeni yetme sevgili yavrularımız okullarda neler öğrenmelidir?
Kanaatimce ilk alınması gereken dersler Adab-ı Muaşeret ve Türkçe dersleri olmalıdır. Cebinde beş yüz milyonluk cep telefonu taşıyan ve bilgisayar klavyesinde şimşek hızında çet yapan yavrularımıza bir Müslüman Türk evladı nasıl olur önce onu öğretmelidir. Büyük kimdir, küçük nedir, selam nasıl verilir, nasıl oturulup kalkılır, kaç yaşında makyaj yapılmalı ve nasıl giyinip kuşanmalıdır. (Güzel Türkçemizin noktalama işaretlerini kaldıran her kimlerse bulunup derhal hapsedilmeli veya fizana sürülmelidir.) Güzel konuşma, İstanbul Türkçesi, diksiyon ve güzel yazı dersleri yeniden konulmalıdır.
Eski “Kılık kıyafet yönetmeliği” yeniden hatırlanmalı, saç jölelemek, boksör ayakkabıları giymek, boru gibi kravatları göbeğin üzerinden bağlamak, gömleğin içine kazak giymek, pejmürde bir vaziyette saç sakal bir karış okula gelmek ve kızlardaki iğrenç makyajlar ve minik etekler ile sokaklarda sigara içmek yasaklanmalı ve uymayanları da okuldan tart etmelidir.
Aslında Japonya ve Amerika da pilot bölgelerde denenen ve çok verim alınan kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda eğitim ve öğretim görmelerini sağlayan sistem hayata geçirilmeli hatta kız ve erkek okulları şehrin ayrı semtlerine uzaklaştırılmalıdır.
Yabancı dil olarak en az iki yabancı dilin yanında Rusça, Yahudi lisanı, Çince stratejik lisanlar da öğrenilmelidir.
Bunlardan sonra iktisat ve çevre dersleri konmalıdır. Bu ülkenin imkanları nelerdir, enerji tasarrufu nasıl yapılır, dünyanın enerji kaynaklarına, doğal hayata ve hatta tarihi çevreye saygı nedir onlarda öğretilmeli, “yokluğun” ne olduğu veya nasıl olacağı iyice anlatılmalı; marka çılgını olmaları önlenmelidir.
Bağımlılık yapan maddeler, sigara, alkol, uyuşturucular, GDO’lu gıdalar, tehlike saçan çevre faktörleri, küresel ısınma, kolanın jipslerin, gıda maddelerinin içindeki kimyasallar, organik yaşam dersleri gibi çok önemli bilgilerle bu çocuklarımızın dünyadaki ömürlerini yirmi yıl daha uzatmaya ve kendi kendilerine intihar etmelerini de önlemeye çalışmalıdır.
Tarih dersinde Frigya ve Lidyalılardan önce Türk -İslam tarihi iyice bellenilmeli bu devlet nasıl kuruldu, dost kim -düşman kim, Moskof, Bulgar, Ermeni mezalimleri ne zaman ve nasıl olmuş; Pontus, Sırp, Ermeni nasıl katliam yapmış bir bir anlatılmalıdır. Okulu bitirip de kapağı Amerika ya bir atayım diye düşünecekleri Türk Milli eğitiminden ayıklamanın yolları aranmalıdır.
Üniversiteyi bitirip, iyi bir maaşla bir masanın ve bilgisayarın başına yerleşip hemen ev -otomobil, yazlık -kışlık yurtdışı gezmeleri düşleyen “ahmaklar” yerine ülke gerçeklerine uygun “adam gibi adam” yetiştirmelidir.
Düz liselerin hepsi kaldırılmalı, Anadolu lisesi veya buna benzer karmakarışık sistemler yerine gençlerimizi hemen ve derhal içindeki yeteneğe göre mesleğe yöneten okullar kurulmalıdır.
Vakıf, cemaat, cemiyet adı altında değişik renk ve düşüncede bir sürü tuhaf adam yetiştirmeyi önlemek için tüm okullar acilen devletleştirilmelidir. Sekiz yıllık ilk öğretim beşe çekilmeli, ortaöğretimden çıkan üniversiteye gidemese bile mutlaka bir değil birkaç baltaya sap olabilmelidir. Bu ülkenin iki yüze yakın üniversiteye değil bir o kadar fabrikaya, ağır sanayi kuruluşuna, jet motoru, top, füze, gemi, silah vs yapan tezgahlara ihtiyacı vardır. Bir sürü hazırlık dershanesi meslek edindirme, ilk yardım, seferberlik, deprem eğitimi, doğal afetlere hazırlık; Savaş geri destek hatta silah kullanma,komando ve tabiatta hayatı idame kurslarına dönüştürülmelidir.
Bunlardan sonra gençlerimizi daha da zor günlere hazırlamalıdır. Askerlik dersleri haftada bir saat göstermelik ve süs olarak değil en az on iki saat konulmalı bu derslerde mutlaka kışlada yapılmalıdır. Bunun yanı sıra bomba ve molotof hatta mayın imha ile ilk yardım teknikleri ile komando eğitimi verilmelidir. Hemen her mahalleye keskin nişancılık ve yakın dövüş ve savunma sporları kulüpleri açılmalıdır.
Bütün bu yazdıklarımı mizahi bir makale olarak anlayanlara ve müstehzi bir ifade ile karşılayanlara şunları söylemek istiyorum:
İsrail ordusu üç buçuk milyondur. Orada her Yahudi kadın-erkek dört sene askerlik yapmıştır. Ve hepsi de sniper yani keskin nişancıdır. (Bosna’da sniperlerin keklik gibi avladığı suçsuz Müslüman sayısı 550 bindir.) Nüfusun dörtte biri istihbaratçı sibernetikçi, bilgisayarcı, silah uzmanı ve stratejisttir. Ülkesinin etrafı nükleer füze kalkanı ile çevrilidir. Deniz kuvvetlerinde üç tane atom denizaltısı ve sayısız nükleer reaktörü vardır. Terörün ve içimizdeki katil ve kafir sürülerinin arkasında tüm Avrupa ülkeleri ile İsrail ve Ermenistan bulunur. Dünya uyuşturucu trafiğinin taşeronu olan bu katilleri yok etmek için önce İsrail’i yok etmek lazımdır. ABD’yi de İsrail yönetmektedir, dünyayı da…
Birleşmiş milletler, NATO ve ne kadar buna benzer isimli uluslar arası kuruluş varsa İsrail denetiminde ve güdümündedir.
Dün mecliste yemin eden bölücü partinin milletvekilleri hemen iki gün sonra yine Diyarbakır sokaklarına koşup kırk beşinci halk isyanını ateşlemenin yollarını aramakta, halkı askere ve polise karşı kışkırtmaktadırlar.
Akdeniz’de gaz arayan Rumları, İsrail’in predatörleri beklemektedir. Mavi Marmara’nın yeniden Akdeniz’e salınması ile üçüncü dünya savaşı çıkacaktır ve Türkiye bugünkü haliyle, bugünkü gençliği ve ordusu ile buna henüz hazır değildir.
Bugün içimizdeki düşman yüzünden her gün sekiz-on şehit tabutu kaldırıyoruz. Yarın savaş çıkınca bunun onla çarpılacağını neden akıl edemiyoruz.
Hala Arastada mes, Organizede gömlek dikerek, seramik hela taşı ve buğday öğüterek, leblebi kavurarak...
Sabahlara kadar küp gibi içki içerek, çıldırmış gibi makyaj yapıp süslenip püslenerek, sabahlara kadar TV dizileri ve akşama kadarda vitrinleri seyrederek, elli çift ayakkabı ve yüz çift elbise giyinerek, evlerimizi halı mobilya ve bir sürü lüzumsuz dünya malı ile doldurarak; olmayan kazancımızla kredi kartları ile hovardalık yapıp arkalarındaki yabancı bankalara borçlanarak ve devamlı işletme fakülteleri açarak…
Bu savaşı kazanamayız efendiler, hanımlar ve beyler, hatta gençler…
Ülkemizi veya bizi çok zor hatta ateşten günler beklemektedir.
Su uyur düşman uyumaz.
Her şeyi yeni baştan gözden geçirmeli, düzenlemeli, bir an önce içinde bulunduğumuz aymazlıktan kurtularak şuurlanmalı, teşkilatlanmalı ve acilen kendimize gelmeliyiz.
Ve buna da sanırım eğitimden başlanmalıdır.
Vakit çok geç olmak üzeredir.
Saygılarımla…