Geçtiğimiz hafta sonu yaklaşık yirmi kişilik arkadaş gurubu ile Kapadokya’yı gezdik Cumartesi sabahı saat 06.30 da başlayan turumuz Pazartesi sabaha karşı Çorum’da sona erdi. Mükemmel bir organizasyon içerisinde bütün Kapadokya bölgesini doyasıya gezdik.
Saat 10.30 sularında Hacıbektaş’ta olan kafilemiz öncelikle Çilehane bölgesini gezdi. Ülkemiz inanç turizminin önemli merkezlerinden olan Hacıbektaş’ımızda Çilehane’yi gezdikten sonra Hazreti Pir Hacıbektaş ile birlikte yüzyıllar boyu Anadolu’ya ışık veren alevi ozanların heykelleri önünde hatıra fotoğrafları çektirdik.
Geçebilenin günahlarının affolunacağına inanılan Deliklitaş’tan geçmek için sabırla sıra bekledik. Üç yıl önce zor da olsa geçtiğimde bir pantolon heba etmiştim.
Yıllar yılı aratır umutsuzluğu ile Deliklitaş’a tırmandım ve bir de baktım ki üç yıl öncesine nazaran daha kolay geçtim.
Daha sonra Hacıbektaş merkezdeki Pir evi ve türbesini ziyaret ettik. Hepsi birer tarih ve kültür hazinesi olan Pir evindeki taşınır ve taşınmazlar yüzyıllar öncesinden gelen Anadolu kültürü hakkında bize derin bilgiler sunuyor.
Bütün bu bilgiler ışığında Aleviliği adeta İslam dışı bir felsefe gibi gösterme çabası içerisinde olan materyalist ve Marksist düşüncelerin bir gaflet içerisinde olduklarını daha iyi anlıyorum.
Kültür olarak Türk İslam medeniyetinin mükemmel bir sentezi olan alevi İslam inancı Türklük ve Müslümanlığın çok sağlam bir maya ile yoğrulduğunu belgeleri ile anlatıyor.
Bu açıdan Aleviliğin mükemmel bir Türk İslam medeniyeti olduğunu anlamak hiçte zor değil.
Materyalist ve Marksistlerin Anadolu Aleviliği üzerine oynadıkları oyunu bozmak; Anadolu halkı olarak bir olmak ve diri olmak için her Müslüman’ın mutlaka Pir Hacıbektaş makamını ziyaret etmesinde fayda görüyorum.
Pir evi çevresinde kurulmuş olan tezgahlarda alevi İslam inancını simgeleyen süs ve hediyelik eşyalar satılıyor.
Adım başı hemen her tezgahta Hz. Ali ve oniki imam sevgisini anlatan kompozisyonlar dikkat çekiyor.
Sünni İslam inancında da baş köşede yeri olan bu mübarek insan güzel yüzü ile sembolize edilmiş.
Allah’ın Aslanı unvanı ile şereflenen Peygamber efendimiz Hz. Muhammed S.A.V in damadı olan Hz. Ali’nin ehlibeyt inancında özel bir yeri var.
Saat 13.30 sularında Hacıbektaş’tan ayrılıyoruz. Avanos’un içinden geçerek Kapadokya’nın olmazsa olmazları olan Çavuşin kilisesi ve daha sonra Paşabağ ve Zelve’yi ziyaret ediyoruz.
Turist otobüsü sirkülasyonun baş döndürdüğü bir ortamda Avanos bölgesini kıskanmamak mümkün değil.
Öncelikle Hititlerin medeniyet sürdüğü bölgede sunum yapan bütün rehberler Hititleri anlatıyor.
Hititlerin başkenti olan Çorum bölgesinde de böylesine yoğun bir turist potansiyeli göremeyişimiz ister istemez kıskançlık damarlarımızın kısmen kabarmasına yol açıyor.
Akşam yemeğini Çavuşin kebap salonunda aldıktan sonra Avanos’a geçiyoruz. Şehir merkezini boydan boya geçen Kızılırmak üzerinde dar ve uzun bir köprüyü geçerek karşı kıyıya ulaşıyoruz.
Taş bina kültürünün yoğunluğu bölgeye mistik bir hava vermiş. Avanos öğretmenevi yöneticilerinden Mustafa bey bizi şehir merkezinde karşıladıktan sonra rehberlik yapıyor.
Öğretmenevine yerleşiyoruz ve günün yorgunluğunu atmak için Kızılırmak kenarında kurulmuş Irmak kafedeyiz.
Avanoslular Kızılırmak’ı çok iyi değerlendirmişler. Öyle acemice davranıp bütün binaları ırmağın içerisine kadar sokuşturmamışlar.
Irmaktan oldukça uzak olan taş binalar önünde önce yollar ve sonra da parklar yer almış.
Irmak kafede çayımı yudumlarken izlediğim manzara ve yüzümü yalayan serin rüzgar içimden ah seslerinin yükselmesine neden oluyor.
Ah Osmancık’ta böyle olsa. Ne vardı sanki ırmağın ta içerisine kadar girdikte ne oldu diye feryat figan ediyorum.
Ve üstelik Beyazıt (Koyunbaba) köprüsü gibi bir ecdat yadigarı varken etrafına betonları kondurduk ve adına kafe denilen derme çatma binalar vah Osmancık vah suyun cazibesine böyle mi hürmet edilir.
Yoksa ecdat köprüyü yanlış yere mi kurdu diye aklımdan geçiriyorum ve sonra çark ederek yok yok bu bizim ihanetimiz diye düşünüyorum.
Hey gidi Kızılırmak sen ki yüzyıllar boyu Anadolu’yu boydan boya aşarken nice kentlerin yanından geçtin.
Ve sen ki ortasından geçmek için sadece ve sadece Avanos ve Osmancık’ı seçtin. Ecdat adına harika bir eser bırakmak için Osmancık’ı seçti. Koyunbaba gibi bir alperen adına devasa bir köprü verdi.
Avanos’lu sanki ecdadı kıskanırcasına ve Osmancık’lı adeta tarihe ihanet edercesine.
Siz gondolları konuşadurun. Avanosun gondolları geldi ve şimdi hazırlanıyorlar.
Anadolu’nun Venedik’i olmak ve turizme Avanos’u sunmak için. Siz konuşmaya devam edin. Bu saatten sonra gondolunuz olsa ne yazar. Avanos bir sıfır önde. Ne yalan söyleyeyim kıskanıyorum işte.
Osmancık’taki çarpıklığı görmek için imkanı olan Avanos’u görsün derim.
Sonra adım başı çömlekçi Chez Ali’ler ve Chez Galip’ler açmış turizm musluklarını. Adamlar ne hikayeler anlatıyorlar Allah’ın kiremidini satmak için konuyu Hititlerden alıp Erciyes ve Hasandağı’nın volkanik küllerinden alın size bin türlü hikaye.
Biz bir çömlekçi Hacı’yı bile indiremedik türlü sahile. Ne olurdu sanki Hacı ağabey o övündüğümüz sahilde gün boyu gösteri yapsa ve az buçuk kiremitten hediyelik bir şeyler satsa. Chez Hacı ismi ne de yakışırdı O’na.
Hani bir Çuf çufumuz bile yok. Yaza yaza kalemimizin mürekkebi bitti. Çok mu zor şu güzelim memlekete bir çuf çuf armağan etmeniz. Dolaşsa sokak sokak ve cadde cadde. Çuf çuf ses verse ve çocuklar bir nostalji adına keşfetse Camileri çeşmeleri.
Resimlense çuf çufumuz köprü, cami ve çeşmelerle; tren gelse hoş gelse.
Koyunbaba köprüsü anahtarlıkları ve hediye tabakları. Kalenin resmi ve Osmancık manzarası. Koyunbaba’nın öğüdü ve sahilin çınarlarıyla salkım söğüdü.
Kıskanıyorum işte var mı diyeceğiniz. Avanos’u kıskanıyorum. Gidin bir bakın Kızılırmak kenarında ne ot var ne de çöp.
Suyun cazibesi diye işte ben buna derim. Kızılırmak dizginlenmiş ve sakin sakin.
* * * *
Ertesi gün Göreme açık hava müzesindeyiz. Aynalı,Tokalı ve Yılanlı kiliselerin yanı sıra onlarca kayadan oyma kilise. İnsanlar inançları uğruna neler yapmış neler. Bacasız fabrika para basıyor. Yörenin neyi varsa para ediyor.
Çok derin bir taş kültürü var hemen hepsi çok para. Allı yeşilli ve pullu taşlar. Hal hallar, kolyeler, küpeler ve bileklikler taş atölyeleri para üretirken tezgahların her birinde onlarca para musluğu.
Tezgahın başındaki köylü kadın taşın hikayesini konuklara anlatıyor sanki bir falcı edasıyla. Şu stresi önler, şu zayıflatır ve şu zihni güçlendirir. Bayanlar yarış içerisinde taşları kapmak için. Şu Ay taşı, şu Türk taşı ve şu Onix taşı.
Bana göre hemen hepsi Allah’ın taşı ve Kapadokya’da para ediyor.
Göreme’den Ürgüp’e doğru yola çıkıyoruz. Belde çıkışındaki tepelerden Göreme Peri bacalarını izlemek mümkün. Tepenin başına bir lira ile çalışan teleskoplar yerleştirilmiş. Bastır parayı ve daha yakından izle Göreme Vadisini.
Tekrar araca bindiğimizde bayanlar illaki “Yer Gök Aşk” dizsinin çekildiği Hancılar Konağı’nı ziyaret edelim diye ısrar ediyor. Bu dizinin adını ilk defa duysam da açık vermiyorum. Ürgüp girişinde Hancılar konağındayız. Dizi müdavimi bayanlar zevkten dört köşe.
Sakin bey Hancılar konağı ziyareti hey şeye değdi diyerek teşekkür ediyor içlerinden birkaç tanesi. Diğerlerinin de dizi muhabbeti araçta devam ediyor ve hemen herkes mutlu.
Ürgüp’e gelinirde Asmalı Konak ziyaret edilmez mi? Asmalı Konak ziyareti sonrası biraz gezinti yapıyoruz Ürgüp sokaklarında. Taş konaklar göz kamaştırıyor.
Hemen her yer tarih; Taş konaklar ve iş hanları bir bütünlük içerisinde.
Az sonra Derinkuyu yolundayız. Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra Nevşehir’in içerisinden geçerek Derinkuyu’ya ulaşıyoruz.
Araç parkından sonra ellerinde rengarenk Soğanlı bebekleri ile bizleri karşılayan şalvarlı kadınlar el marifetlerini sunuyor. İstersen alma her biri ayrı bir renk ve her biri ayrı bir güzel Soğanlı bebeklerinin fiyatı 3 ile 5 lira arasında değişiyor.
Sonra yerin yedi kat altındayız. Derinkuyu yer altı şehrinin gizemli havası ve labirent gibi birbirine bağlanan odacıklar insanı oldukça düşündürüyor.
Akşam saat 21.00 sularında Kozaklı’dayız. Öyle ya iki günün yorgunluğunu atmak gerek.
Zengin mineral yapısı ve 96 derece sıcaklığı ile ün yapan Kozaklı kaplıcalarında iki günün finalini yapmak oldukça keyif verici.
Saat 23.00 sularında Çorum yolundayız ve gün yeni bir güne kavuşurken Çorum’da vedalaşma zamanı.