Kurtuluşa Savaşı ve Cumhuriyet Döneminde Fransa…
Fransızların Ermeni Lejyonu!
Fransızların Doğu Lejyonu'nu kurması Savaş Bakanlığı tarafından düşünülmüş ve 15 Kasım 1916 ‘da karara bağlanmıştır. Bu lejyon daha sonraları Ermeni Lejyonu olarak anılmış, Fransa’nın Güney illerimizi işgali döneminde emperyalizmin bir saldırı aracı olarak kullanılmıştır.
Bilindiği gibi I. Paylaşım Savaşı’nın ilk yıllarında Ermeniler Rusya’nın yanında İngiltere’ye de Bogos Nubar Paşa’nın aracılığıyla başvurarak, Türklere karşı ayaklanabileceklerini bildirmişlerdir.
Bogos Nubar Paşa, 12 Kasım 1914’de Kahire’deki İngiliz diplomatik temsilcisi Milne Cheetham’a şu teklifi yapmıştır.
“Kilikya Ermenileri İskenderun, Mersin ve Adana’ya yapışması muhtemel bir çıkarmayı desteklemek için gönüllü yazılmaya hazırdırlar. Dağlık mıntıkadaki Ermeniler de kıymetli yardımda bulunabilecek, silah ve mühimmat temin edilebilirse Türklere karşı ayaklanacaklardır.”
"Silah ve mühimmat temin edilirse..." Dün ve bugün aynı fotoğraf karesinde yan yana arz-ı endam etmektedirler. Bölücü eşkıya çetesine gene birileri tarafından silah ve mühimmat temin edilmektedir.  
Osmanlı Devleti dış baskılar sonucu, Adana - Suriye hattındaki Türk Birlikleri, Torosların Kuzeyine çekilmiştir. Mondros Ateşkesi’nin imzasından hemen sonra Adana’yı işgale başlayan Fransızlar, meydanı boş bulunca silahlandırdıkları Ermeniler ile birlikte bu işgallerini genişleterek, Adana’dan başka Kozan, Osmaniye, Tarsus, Mersin ve Pozantı’yı da işgal etmişlerdir.
İngilizler de, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal etmişler; fakat bir süre sonra aralarında vardıkları bir anlaşmayla bu üç il Fransızlara bırakılmıştır. Böylece Fransızlar Adana'nın kuzeybatısındaki Toros geçitlerinden Fırat nehri doğusuna kadar uzanan geniş bir alanı işgal altına almışlardır.
Fransız Doğu (Ermeni) Lejyonu’nun kuruluş çalışmalarını yakından izleyen Ordu Müfettişi General Bailloud şunları söylemiştir. “Halen Ermeni Lejyonu, her biri 200’er kişilik altı bölükten kuruludur. 1-En iyileri Osmanlı Ordusu’nda askerken Filistin ve Mezopotamya (Irak) cephelerinden firar etmiş Ermeniler, 2-Musa Dağı Ermenileri, 3-Birleşik Amerika’dan gönderilen Ermeniler, 4-Suriyeliler.”
Ermeni gönüllülerden oluşan bu lejyon Kıbrıs’ta Magosa’nın Kuzeyinde ve Trikomo (Yeni İskele)’nin Güneydoğusunda bulunan askeri kamplarda eğitilmişlerdir. Cepheye ilk gidişlerinde müttefik kuvvetlerden General Allenby komutasında Filistin Cephesinde Fransız bayrağını taşımışlardır.  Ermeniler çöllere ölülerini gömerken Alleny şunları söylemiştir.
“… Hakkın ve medeniyetin savunucuları ile birlikte cephelerde dövüşerek bağımsız Ermenistan’a giden yolun kapısını açtınız.”
Fransa 30 Ekim 1918’de Doğu’daki küçük müttefiki olan Ermenileri ödüllendirecek ve bu birliğe Ermeni Lejyonu adını verecektir. İşte bu tarihten sonra Güney illerimizin işgalinde Fransızlar Ermeni Lejyonu’nu kullanacaklardır.
Kurtuluşa Savaşı’nda Fransa ve Ermeniler
Fransız kamuoyu Mustafa Kemal’in adını ilk kez 1919 Temmuz'unun başlarında Ermeni kaynaklı haberlerden duymuştur. Türkiye’deki Ermeni patriği ve din adamlarının Fransız basınına gönderdikleri iki telgraftan birini yarı resmî ve etkisi büyük Le Temps gazetesinde, diğerini de büyük gazetelerden Le Figaro’da  yayımlanmıştır. Bu telgraflar kamuoyunu tedirgin edecek niteliktedir.  
Ermeni propagandasının, en çok kullandığı ve en etkili görünen slogan da  "Mazlum Ermenistan" ve  "Katliamlar"  temasıdır. 
General Gouraud emrindeki altı taburdan üçünün Ermeni taburu olduğunu söylememiştir.
Ermeni kuvvetleri (gönüllüleri), Fransız üniforması giymiş, Fransız bayrağı altında çarpışmışlar ancak özel bir sancakları da olmuştur.
Bellet'in Mecliste açıkladığına göre; “Hükümetin böyle bir Ermeni alayı kurdurmaktan amacı,  "Ermenileri Kilikya'nın kurtuluşuna (!)  iştirak ettirmek ve böylece onların millî emellerinin gerçekleşmesi için yeni deliller ve destekler sağlamak”tır.
Dünü öğrenerek günü anlama çabamızı sürdürüyoruz.
Fransız Dışişleri Bakanı M. Pichon, 29 Aralık 1918’de Fransız Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, "Bizim orada (Osmanlı İmparatorluğu'nda) karşı çıkılamayacak haklarımız vardır. Tarihe, anlaşmalar ve antlaşmalara dayanan bu haklarımız, Suriye,  Lübnan ve Filistin'i içine almaktadır.  Manda sistemi karşısında bile bu isteklerimizden ve haklarımızdan hiçbir zaman vazgeçmedik” demiştir.
Mustafa Kemal Paşa ise 7 Ağustos 1919’da yayımladığı bir bildiri ile memleketi haksız yere işgal eden İtilaf Devletleri'ne karşı,  Türk bağımsızlığını korumak için, millî kuvvetlerin kurulmasını, milletin kendi iradesi ile egemenliğine sahip çıkmasını istemiştir.
Emperyalist Devletler ise  Türkiye'nin taksimine yol bulmak amacı ile Yunanlılara işgal ettirdikleri Batı Anadolu'da yaptırdıkları baskı,  öldürme ve yok etme hareketlerini,  bu defa da Ermeniler vasıtasıyla Güney'de Adana, Maraş, Urfa ve Antep'te uygulamışlardır.
Türk milleti ise her türlü etnik, dini siyasi ayrılıkları öteleyen Mustafa Kemal Paşa önderliğinde emperyalizme karşı dünyanın ilk bağımsızlık savaşını vermiştir.
Güney Cephesi'nde Kuvva-i Milliye'nin kurulmasından sonra Fransızlara ve Ermenilere karşı şu savaşlar yapılmıştır.
a) Maraş Savunması: 20 Ocak – 10 Şubat 1920, b) Adana Savunması: 21 Ocak 1920 -  Ekim 1921, c) Urfa Savunması: 9 Şubat - 11 Nisan 1920, d) Antep Savunması: 01 Nisan 1920 - 08 Şubat 1921.
Bu dört cephede Türk kuvvetlerinin yıldırıcı ve yıpratıcı bir gerilla savaşı başlatması üzerine Fransızlar, Türk topraklarında tutunamayacaklarını anlamışlardır. İstanbul'daki Robert Kolej Müdür’ü C. F. Bates'in de,  Türkiye'de bölgesel araştırma yapmaya gelen Amerikan Tetkik Komisyon’u üyelerinden A. Lybyer'e gönderdiği 12 Nisan 1920 tarihli yazıda, Fransız yönetiminin, bölgeye Ermeni savaşçıları getirerek, onları orada jandarma ve polis olarak kullanmasının bütün Anadolu'da kötü etki yarattığı belirtilmiştir.
Biz Türkiye Fransa ilişkilerine dönelim...
20 Ekim 1921’de Fransa ile Türkiye arasında Türkiye-Suriye sınırının belirlenmesini de içeren Ankara İtilafnâmesi imzalanmıştır. Sınır tespit komisyonunun bir ay sonra kurulması gerekirken, bu ancak 1925 Eylülünde mümkün olabilmiş ve sınırın çizilmesinde de anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Bir kısım topraklar üzerinde taraflar, karşılıklı iddialar ileri sürmüşler, bunun üzerine Türk ve Fransız Hükümetleri doğrudan doğruya diplomatik görüşmelerle, 18 Şubat 1926 Anlaşması ile bu meseleyi çözmüşlerdir. Anlaşma bu tarihte parafe edilmekle beraber Fransa, Musul anlaşmazlığının çözümlenmesine kadar imzadan kaçınmıştır. 30 Mayıs 1926’da, yani Musul Anlaşması’nın imzalanmasından 6 gün önce Fransa ile “Dostluk ve İyi Komşuluk” sözleşmesi imzalanmıştır. Buna göre taraflar aralarındaki anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözümleyecekler ve birine yöneltilen silahlı saldırıda diğeri tarafsız kalacaktır.
Diğer bir sorun da Türkiye’deki Fransız misyoner okullarıdır. Türk hükümeti bir yönetmelik hazırlayarak, yabancı okullarda Tarih ve Coğrafya gibi derslerin Türkçe olarak ve Türk öğretmenleri tarafından okutulması esasını belirlemiştir. Bu okullar buna yanaşmak istememişler ve bunun üzerine Fransa ve Papalık işe müdahale etmeye çalışmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ise, sadece bu okulları kendisine muhatap olarak aldığını belirtmiş ve Fransa bu konuda daha ısrarcı olamamıştır.
Borçlar meselesi daha şiddetli çekişmeye sebep olmuştur. Fransa, Osmanlı Devleti’nden en çok alacaklı olan devlettir. Lozan’da bu mesele ele alınmış, devlet tahvilleri ile ilgili olan borçların ödenmesinde borç tahvillerinin sahipleri ile Türkiye’nin görüşmesi kararlaştırılmıştır. Çoğunluğunu Fransızların teşkil ettikleri bu alacaklılarla yapılan müzakereler ancak 13 Haziran 1928’de sonuçlanmış ve ödenecek borcun miktarı ve ödeme şekli bir formüle bağlanmıştır.
Ancak, 1929 dünya ekonomik buhranı Türkiye’yi de güç duruma sokmuş ve ödeme güçlükleri ortaya çıkmıştır. Türkiye, Hoover borç ertelemesine dayanarak borç ödemeyi geciktirmek istemiş, alacaklıların itirazı üzerine yapılan görüşmeler sonunda, 22 Nisan 1933’de Paris’te yeni bir anlaşma imzalanmış ve borçlar meselesi de böylece hal yoluna girmiştir.
Düyun-u Umumiye’nin tarihe karışmasından sonra (1928) Fransa ile bir başka mesele daha patlak vermiştir. Bu da Adana-Mersin demir yolunun satın alınması meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı döneminden kalan kapitülasyonların tamamını kaldırmaya kararlıdır. Türkiye’deki Fransız işletmelerinin millileştirilmesine başlangıçta karşı çıkan Fransız hükümeti, Türkiye’nin ısrarı karşısında direnememiş ve 1929’da yapılan bir anlaşma ile durumu kabullenmek zorunda kalmıştır.
Fransa durumu kabullenmek zorunda kalmıştır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Reis-i Cumhur'u Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.