Çorum Özel Hastanesi'nde görev yapan Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Meryem İpek, halk arasında en sık görülen baş ağrısı türü olan migrenle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Migrenin ataklarla seyreden kronik bir nörolojik hastalık olduğunu söyleyen Dr. İpek, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre her 5 kadından 2’sinde, her 3 erkeğe karşılık ise 1’inde migren görüldüğünü ifade etti.

"Genetik Yatkınlık Önemli Rol Oynuyor"

Migrenin genellikle 10 ila 30 yaşları arasında başladığını ve 50 yaşından sonra azalma eğilimi gösterdiğini belirten Dr. İpek, migrenli bireylerin yüzde 60 ila 70’inin aile öyküsünde de migren bulunduğunu vurguladı. Bu durumun, migrenin genetik bir hastalık olduğuna dair güçlü bir işaret olduğunu dile getirdi.

Migren Belirtileri Nelerdir?

Uzm. Dr. Meryem İpek, migren ataklarının sıklıkla tek taraflı baş ağrısıyla başladığını, ancak bazen iki taraflı da olabileceğini söyledi. En sık ağrı hissedilen bölgelerin şakaklar, göz çevresi ve alın olduğunu, atakların ise ortalama 4 ila 72 saat arasında sürdüğünü belirtti. Dr. İpek, “Atak öncesinde durgunluk, esneme, konsantrasyon güçlüğü, hatta depresyon gibi belirtiler görülebilir. Ayrıca ışık çakmaları, çizgiler, görme kaybı gibi ‘aura’ olarak adlandırılan nörolojik belirtiler de ortaya çıkabilir,” dedi.

Migren sırasında bulantı, kusma, ışık ve sese karşı aşırı hassasiyet gibi şikayetlerin de sık görüldüğünü belirten Dr. İpek, bu süreçte pek çok hastanın sessiz ve karanlık bir ortamda dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu aktardı.

Migreni Tetikleyen Faktörler

Dr. İpek, migren ataklarının çeşitli çevresel ve fizyolojik faktörlerle tetiklenebileceğine dikkat çekerek, bu faktörleri şöyle sıraladı:

Stres

Adet dönemi ve hormonal değişiklikler

Doğum kontrol hapları

Uyku düzensizliği

Açlık ve susuzluk

Mevsim geçişleri ve lodos

Parlak ışıklar

Bazı kokular

Alkol, özellikle kırmızı şarap

Çikolata, peynir, kafein, kuruyemiş gibi bazı besinler

Tatlandırıcılarda bulunan aspartam

Ceza İnfaz Kurumları Mahalli Koordinasyon Toplantısı yapıldı
Ceza İnfaz Kurumları Mahalli Koordinasyon Toplantısı yapıldı
İçeriği Görüntüle

Konserve yiyecekler

Aşırı fiziksel aktivite

Bazı ilaçlar

Ayrıca gıda duyarlılığı testi ile kişisel tetikleyici besinlerin belirlenebileceğini kaydetti.

“Migren İş ve Sosyal Hayatı Olumsuz Etkiliyor”

Uzm. Dr. İpek, migren ataklarının yüzde 30-40 oranında bireyin günlük işlevlerini yerine getirmesini engellediğini vurgulayarak, “Migren yalnızca fiziksel bir rahatsızlık değil; iş gücü kaybına ve yaşam kalitesinde ciddi düşüşe neden olan bir sağlık sorunudur,” dedi.

Migrenin Tedavisinde Neler Yapılmalı?

Migrenin tedavisinin yalnızca ilaçla sınırlı olmadığını belirten Dr. İpek, şunları söyledi:

“Tedavide öncelikli amaç; ağrının şiddetini ve süresini azaltmak, eşlik eden belirtileri kontrol altına almaktır. Bunun yanı sıra düzenli uyku ve beslenme, stresten uzak durma, tetikleyici besinlerden ve sigaradan kaçınma da atakların sıklığını azaltabilir.”

İlaç tedavisinin yanı sıra bazı hastalara enjeksiyon tedavilerinin de uygulanabildiğini belirten İpek, etkin bir tedavi için hasta-hekim iş birliğinin şart olduğunun altını çizdi.

Migren Tanısı Gecikebiliyor

Migren tanısında yaşanan sıkıntılara da değinen Uzm. Dr. Meryem İpek, “Migreni olan hastaların sadece yüzde 45’i ilk başvurularında doğru tanı alabiliyor. Geri kalanına sinüzit, hipertansiyon veya boyun fıtığı gibi yanlış teşhisler konulabiliyor,” dedi.

Ağrı kesici ilaçların aşırı kullanımının da tehlikeli olduğunu belirten Dr. İpek, bu durumun bağımlılık yaratabileceğini ve migren ataklarını sıklaştırarak bir kısır döngüye neden olabileceğini söyledi.

Takip ve Hekim İletişimi Önemli

Dr. İpek, migren tedavisinde sabırlı olunması gerektiğini vurgulayarak, tedavide kullanılan ilaçların etkinliğinin ve yan etkilerinin değerlendirilebilmesi için hastaların ilk 10 gün içinde kontrole gelmesinin önemini belirtti. Uzun soluklu bir tedavi süreci gerektiğini kaydeden İpek, “Tedavinin başarısı hasta ile kurulan iletişime, doğru bilgilendirmeye ve düzenli takibe bağlıdır” dedi.

Muhabir: İlhami Türksal