Amerika Birleşik Devletleri eski Başkanı Donald Trump, başkanlık dönemine ait oldukça çarpıcı iddialarda bulundu. CNN'nin haberine göre Trump, bir seçim kampanyası toplantısında yaptığı konuşmada, görevdeyken hem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i hem de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i, ülkelerinin başkentlerini bombalamakla tehdit ettiğini öne sürdü. Bu iddialar, Trump'ın başkanlık dönemindeki diplomatik müzakereleri ne kadar agresif bir tonda yürüttüğüne dair yeni bir pencere açtı.

Ukrayna Meselesi: "Moskova'yı Yerle Bir Edene Kadar Bombalarım"

Donald Trump, bağış toplama amacıyla düzenlenen bir seçim kampanyası toplantısında, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik potansiyel bir işgalini önlemek için Putin ile aralarında geçtiğini iddia ettiği diyaloğu aktardı. Trump, Putin'e yönelik tehdidini şu sözlerle anlattı: "(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’e, ‘Ukrayna’ya girersen Moskova’yı yerle bir edene kadar bombalarım. Başka çarem yok’ dedim.”

Çorum, Kızılay’ın 158. Yıl Sergisinde Üç Eserle Temsil Edildi
Çorum, Kızılay’ın 158. Yıl Sergisinde Üç Eserle Temsil Edildi
İçeriği Görüntüle

Trump, bu sert tehdidi karşısında Putin'in tepkisini ve kendi değerlendirmesini de dinleyicilerle paylaştı. Konuşmasına şöyle devam etti: "O da bana inanmadığını söyledi ama bence yüzde 10 kadar inanmıştı.”

Tayvan Meselesi: "Beni Deli Sandı Ama Sorun Yaşamadık"

Konuşmasında benzer bir gözdağını, Tayvan meselesi üzerinden Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'e de verdiğini anlatan Trump, Pekin yönetimine yönelik uyarısını da detaylandırdı. Trump, aralarında geçen konuşmayı şu şekilde ifade etti: "Ona ‘Tayvan’a saldırırsan Pekin’i bombalarız’ dedim. Beni deli sandı. Ama sorun yaşamadık.” Bu sözler, Trump'ın başkanlığı döneminde Tayvan'a yönelik bir Çin müdahalesinin neden gerçekleşmediğine dair kendi yorumunu ortaya koydu.

Tehdidin Gölgesindeki Kriz: Çin-Tayvan Anlaşmazlığının Kökenleri

Donald Trump'ın Şi Cinping'e yönelttiğini iddia ettiği tehdit, Doğu Asya'nın en hassas ve çözülememiş sorunlarından biri olan Çin-Tayvan anlaşmazlığı bağlamında büyük bir önem taşıyor. Bu anlaşmazlığın tarihsel arka planı, İkinci Dünya Savaşı sonrasına dayanıyor.

Savaşın ardından Çin'de, Çan Kay-şek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi (Koumintag) ile Mao Zedong önderliğindeki Çin Komünist Partisi (ÇKP) arasında kanlı bir iç savaş yaşandı. Savaşı kazanan komünistler, 1 Ekim 1949'da Pekin'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan etti.

İç savaşı kaybeden Koumintag üyeleri ve liderleri ise Tayvan adasına kaçtı. Burada, 1912'de kurulan "Çin Cumhuriyeti" iktidarının adada devam ettiğini ileri sürerek geçici bir hükümet kurdular. O tarihten bu yana Pekin'deki Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan'ı kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görürken; Tayvan ise 1949'dan bu yana fiili bir bağımsızlığa sahip şekilde kendi kendini yönetmektedir. Çin ana karasıyla Tayvan arasındaki bu siyasi ve egemenlik ayrılığı, günümüzde de devam etmektedir.

Son yıllarda Tayvan üzerindeki askeri baskısını ciddi şekilde artıran Pekin yönetimi, adanın ana karayla "yeniden birleşmesi" hedefini sık sık dile getirmekte ve bu amaç doğrultusunda gerekirse güç kullanmaktan çekinmeyeceğini vurgulamaktadır. Trump'ın iddiası, bu gergin atmosferde yapılmış bir tehdit olarak uluslararası ilişkilerde büyük bir risk taşıma potansiyeline sahipti.

Muhabir: Haber Merkezi