Sayın Başbakanımız geçtiğimiz hafta, benim de ciğerimi çok fazla yakan bir konuya değindi. Ben o dizinin adını reklam etmek istemiyorum, zira reklamın iyisi kötüsü olmaz derler o sebeple ipuçları vereyim. Hani şu TV kanallarında “NE YAZIK Kİ” rating rekorları kıran, Cihana hükmetmiş bir imparatorluğun zirve yaptığı dönemde Padişah olan Cihan Padişahımız Kanuni Sultan Süleyman’ın, güya hayatının oynandığı dizi var ya işte o.
 Sayın Başbakanımız son çıkışında çok sert bir şekilde “Bizim öyle ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni, öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda, o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Bunu çok iyi bilmemiz ve anlamamız lazım. Ben o dizilerin yönetmenini de, o televizyonun sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum. Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyoruz. Böyle bir anlayış olamaz. Bu milletin değerleriyle oynayanlara, milletçe gereken dersin, gereken cevabın hukuk içinde verilmesi gerekir.” Şeklinde bir açıklama yaptı.
Benim fikrime göre toplumun büyük bir kısmının uzun zamandır duymak istediği sözlerdi bunlar. Kendi adıma söyleyeyim, ben bu açıklamadan müthiş derece de mutlu oldum. Bu açıklamaların hemen ardından, konuyla ilgili olarak dizinin yayından kaldırılması için bir kanun teklifinin TBMM’ye sunulduğunu öğrendik. Muhtemelen 2013 bütçe görüşmelerini müteakiben ocak ayı içerisinde teklifin görüşüleceği kanaatindeyim.
Bu konuyu neden önemsiyorum; Bunu önemsememin iki önemli nedeni var. Birincisi çocukların eğitimine olan etkisi bir diğeri evrensel anlamdaki etkisidir. Günümüzün en yaygın kitle iletişim aracı olan televizyon, insanlara bir yandan, hem görsel hem de işitsel uyaran sunarken, bir yandan da gerçek dünyalardan sanal dünyalara kadar birçok durumu göstermektedir. Bunların sonucu olarak da dünyaya açılan bir çeşit pencere görevini üstlenerek birçok evde başköşededir. Televizyonun tüm insanlar, özellikle de çocuklar üzerinde görsel ve işitsel bir materyal olarak pek çok olumsuz etkileri olduğu tartışılmaktadır. Evrensel bir araç olan televizyonun etkileri de genellikle evrenseldir. (Atay Ve Öncü, 2006).
Konuyla ilgili olarak yapılmış birçok bilimsel araştırma vardır. Google’a girip televizyonun olumsuz etkileri yazmanız yeterli olacaktır.
  Hepimizin Bildiği gibi toplumun devamlılığını sağlayan kültürel değerlerdir. Bu değerlerin dejenere olması demek, toplumun geleceğe bırakacağı mirasın tehlikeye girmesi anlamına gelir.  Televizyon bir aynadır ve ne yazık ki toplumun bireylerine özellikle de çocuklara aynada ne gösterilirse, bilinçaltına o şekilde kodlanır. İster istemez o diziyi henüz tarih bilgisi tam anlamıyla oturmamış kimseler de izlemektedir. O kimselerin tarihi gerçeklerimizi, kendilerine gösterildiği şekilde algılamadıklarının garantisini kimse veremez. Olayın bir başka tarafı daha var ki bu dizi yalnızca ülkemizde değil yabancı ülkelerde de gösterime sunulmaktadır.
Diziyle ilgili tartışmalar yaşanırken facebook sayfamda Sayın Başbakanımızın konuyla ilgili açıklamalarını video halinde paylaşmıştım. Altına bir sürü yorumlar yazıldı çizildi. Onlara değinmeyeceğim ama bu yazıyı kaleme almama vesile oldukları için kendilerine teşekkür ederim. Sosyal medyadan izlediğim kadarıyla farklı düşüncelerde olan kardeşlerimiz de var. “Neden daha önce yapılmadı da bu çıkış şimdi yapılıyor, gündem değiştirilmek isteniyor, aslında tarih bize eksik anlatılmış, Padişahların hayatında böyle kesitler vardı” gibi yorumları da elem ve kederle okuyorum. Er ya da geç artık frene basılması gerekiyordu. Konuyla ilgili Başbakanımızın çıkışını eleştirenler için kendi kendime “Ne yapsaydı yani Sayın Başbakan, dizinin yapımcılarına, elinize sağlık, başarılarınızın devamını mı dilerim deseydi” diye söylendiğim de çok oldu. Sevgili dostlar benim gayem bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Sayın Başbakan’ın bu çıkışını asla eleştirmem bilhakis teşekkür ederim. Şunu belirtmek isterim, köyümüzde bize Paşalar derler. Benim lakabım Paşanın Bekir’in Hüseyin’in Ahmet’tir. Tartışmalar yaşanırken merak ettim ve soyağacımı detaylı bir şekilde araştırdım. II. Mahmud döneminde yaşayan Hasan dedeme kadar gidebildim ondan öncesini bulamadım.
Yani demek istiyorum ki, ben bu topraklara gökten inerek gelmedim. Benim atalarım bu topraklarda yaşadı. Benim ecdadım “Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki, padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmiştir” diye arkadan gelen nesillere örnek olmuştur. Böyle bir Ecdadın torunu olarak, Atalarımın bu şekilde anlatılmasına vicdanım el vermiyor. Peygamberimiz, Hz. Muhammed’in bir hadisini hatırlatmak isterim: “Eğer bir kötülük görürseniz, elinizle düzeltin. Elinizle düzeltmeye gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltin. Dilinizle de düzeltmeye gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz edin. Fakat buğz etmek imanın en zayıf derecesidir.”  Benim bunları elimle düzeltmeye gücüm yetmiyor ben de dilimle bir şeyler söylemek istedim. Atalarımı bu şekilde anlatan ve anlattıranlara da hakkımı helal etmiyorum.
NOT: Katılmayan ve farklı düşünenler kardeşlerimiz olabilir. Bunlar benim şahsi düşünce ve görüşlerimdir. Düşünceye saygı göstereceğinizden hiç şüphem yoktur.
Sevgilerimle…