“Tamirat Tadilat Dünya Turu” ekibi bu kez Türkiye’de kaybolmuş bir otomotiv mirasının peşine düştü. Mike Brewer ve Elvis Priestley, İstanbul’da geçen yeni bölümde yalnızca 25–30 adet kaldığı düşünülen Anadol STC 16’yı yeniden hayata döndürmek için zamana karşı yarıştı. Bölüm, hem Türkiye’nin otomobil kültürüne hem de televizyon programının bugüne kadarki en büyük restorasyonlarından birine dönüştü.
Türkiye’deki yolculuk, sıcak bir karşılama ve kahve falı sürpriziyle başladı. Sonrasında Ayasofya’da kısa bir mola veren ikili, programda ele aldıkları en nadir otomobili satın almak üzere koleksiyoner Serdar ile buluştu. Ancak karşılarına çıkan araç, iyi korunmuş bir klasik olmaktan çok uzaktı.

Nadir STC 16’nın ilk karşılaşmada ortaya çıkan sorunları
Serdar Bostancı’nın 1975’ten beri Anadol dünyasının içinde olduğu ortaya çıktı. Ancak getirdiği STC 16 beklentileri karşılamıyordu. Fiber gövdesi çatlamıştı, birçok bölümü eksikti, kapılardaki hasarlar belirgindi ve araç genel olarak bakımsız bir görüntü veriyordu. Yedek parça bulmak neredeyse imkansızdı.
Elvis şasiye bağlı montaj noktalarında çatlaklar olabileceğini söyledi ve kısa bir incelemede bunun doğru olduğu ortaya çıktı. Yağ sızıntıları, eksik far çerçeveleri ve hasarlı kapılar işin boyutunu daha da büyüttü. Mike ise buna rağmen aracın potansiyel taşıdığını savunarak satın almayı önerdi.

Zor pazarlık ve İstanbul’daki atölyenin kapılarının açılması
Serdar Bostancı, aracın fiyatını 30 bin euro olarak belirtti ancak Mike bunu yüksek buldu. İkili, yalnızca aracı değil, Serdar’ın oğlunun atölyesini de kullanma izni istedi. Bu teklif üzerine taraflar 35 bin euroya anlaştı. Böylece ekip İstanbul’daki modern motorsporları atölyesine giriş yaptı.
Murat Bostancı ve ekibi, yıllardır Anadol üzerinde çalışan ustalardan oluşuyordu. Onlar için STC 16 sadece eski bir araba değil, Türk otomotiv tarihinin simgesiydi. Aracın sarı renkli kusursuz bir örneği atölyede referans olarak duruyordu.

Şasinin sökülmesiyle ortaya çıkan büyük hasar
Aracı lifte aldıklarında durumun gerçek yüzü ortaya çıktı. Gövde şasiden neredeyse ayrılmak üzereydi. Montaj delikleri yırtılmıştı, bazı metal parçalar bükülmüştü, diferansiyel yağ kaçırıyordu. Arka süspansiyon bağlantıları hasarlıydı. Viraj demiri darbe almıştı.
Uzmanlar, aracın güvenli şekilde restore edilmesi için gövdenin tamamen sökülmesi gerektiğini söyledi. Bu işlem oldukça riskliydi çünkü 50 yıllık fiber gövde kırılmaya müsaitti. Tüm bağlantılar tek tek sökülerek gövde şasiden ayrıldı.

Fiberglas operasyonu ve İstanbul’un ustaları
Hasar tahmin edilenden büyüktü. Kapılar içten dışa çatlamıştı, montaj noktaları fiberden kopmuştu ve ön bölgede geniş bir kırık vardı. Ekip, gövdeyi Tamelli’deki fiberglas ustaları Kemal ve Hasan’a götürdü. Dil sorunu bile çalışmayı yavaşlatamadı; ustalar hasarlı bölgeleri yerinde açıp yeni elyaf tabakalarıyla güçlendirdi.
Gövdenin fiber operasyonu 1000 euroya mal oldu, fakat yapılmazsa araç hiçbir şekilde toparlanamazdı.

Atölyede mekanik operasyon: diferansiyelden şanzımana
Elvis, arka diferansiyelin yağ kaçırdığını görünce komple sökmeye karar verdi. Tahliye tapası olmayan sistemde contanın değişmesi şarttı. Ancak Elvis bununla yetinmedi; performansı ve yol tutuşu artırmak için kilitli diferansiyel takmayı önerdi. Parçayı bulmak kolay görünmüyordu ancak 50 yıllık deneyime sahip usta Hızır, atölyenin depolarında bir tane olduğunu hatırladı. Böylece araç spor karakterine daha uygun bir diferansiyele kavuştu.
Bu süreçte vites kolu da tamamen yenilendi. Standart geçişlerde 13 cm’lik boşluk varken yeni kısa geçişli sistem 8 cm’nin altına indirildi. Hem hız hem hassasiyet arttı.

Yedek parça bulunamadı: 3D yazıcılı çözüm
En büyük sorun eksik far çerçeveleriydi. Türkiye’de bulunması neredeyse imkansız olan parçayı çözmek için Mike üç boyutlu baskı yapan genç bir tasarımcıyla çalıştı. Parça, kafenin içinde taşınabilir tarayıcıyla 5 dakikada tarandı, ardından bilgisayarda dilimlenerek yazıcıya gönderildi. Üretimi 400 euroya mal oldu ancak araç için tek çözüm buydu.
Yeniden doğuş: şasiyle gövdenin birleşmesi
Şasi boyandı, arka dingil toplandı, kilitli diferansiyel takıldı, çift boğazlı karbüratör monte edildi. Gövde fiber tamirinden döndüğünde mükemmel bir zamanlamayla şasiyle buluşturuldu. Birkaç milimlik hata bile gövdenin oturmasını engelleyebilirdi, bu yüzden tüm ekip milim milim hizalama yaptı.
Sonunda gövde şasiye tam olarak oturdu ve araç bütünlüğünü kazandı.

İstanbul sokaklarında test sürüşü
Yenilenen Anadol STC 16, ilk çalıştırmada güçlü ve temiz bir ses çıkardı. Elvis, otomobilin artık gerçek bir spor karaktere büründüğünü söyledi. Şanzıman keskinleşmişti, gaz tepkisi hızlanmıştı, kilitli diferansiyel çekişi belirgin şekilde artırmıştı.
Boğaz kıyısında yapılan test sürüşünde ikili, aracın 50 yıllık bir model için olağanüstü bir seviyeye geldiğini vurguladı.

Son durak: Anadol Kulübü buluşması
Program, İstanbul yakınlarındaki bir golf tesisinde düzenlenen Anadol buluşmasıyla final yaptı. A1, STC, station wagon gibi modellerin yanına gelen yenilenmiş STC 16 büyük ilgi gördü. Gençliğinde STC 16 ile yarışlara katılan Murat isimli potansiyel alıcı aracı detaylı şekilde inceledi.
Aracın geçmişindeki eksikleri, hasarları ve yapılan tüm yenilemeleri dinleyen Murat, aracı 42 bin euroya satın almayı kabul etti.

Bir Türk otomobilinin küllerinden doğan hikayesi
Mike ve Elvis’in Türkiye’de geçirdiği yoğun bir haftanın ardından ortaya çıkan Anadol STC 16, hem teknik hem duygusal açıdan özel bir bölüme dönüştü. Uzman ustalar, eski yarışçılar, üç boyutlu teknoloji, fiber zanaati ve klasik otomobil tutkusunun birleşimi; bu nadir otomobili yeniden yollara döndürdü.
Türkiye’de otomobil kültürü için küçük ama anlamı büyük bir hatıraya dönüştü.




