Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

13.06.2020, 11:03 490

HEPİMİZ ÖLMEYECEĞİZ

( Mesih Dizisi’ne Dair )

Yılbaşı akşamlarında haber programları ya da çeşitli diğer programlarda bir yılın önemli olayları değerlendirilir, seyirciye yeni bir yıla girmeden önce öğrenilmiş dersin adeta tekrarı yaptırılırdı. O yıl ölen ünlüler, önemli olaylar, kedere boğan kazalar, şehit haberleri, gündemi meşgul eden hemen her şey on dakikaya sığdırılır ve yeni bir yıla sanki bir kapı eşiğinden geçer gibi girilirdi. Bir gün öncesi her zaman eskidir ama hiçbir önceki gün yeni yıla girdikten hemen sonra 31 Aralık kadar eski değildir sanki. Bana ise hep şöyle gelirdi; hiçbir yıl, üzerinden uzunca bir zaman geçmeden değerlendirilemez. Hele bir yıl, yılın son günü hiç değerlendirilemez. Çünkü ona hala çok yakınız ve hala uzaklaşmadık ondan. Tanımak, tanımlamak için mesafe katetmek, ayrıntıları çözümleyebilmek, bütünü görebilmek için uzaklaşmak gerekir. Yıllar, hayatlar da bu minval üzere uzaklaşmadan uzlaşılabilecek şeyler değil.

Mesih dizisi üzerine yazmaya neden yılbaşı metaforuyla başladığımı anlamışsınızdır. Çünkü diziyi, 2020 Yılı hadiseleriyle birlikte ele alacağım ve bu da erken bir yılbaşı yorumculuğu olacak.

Aslında 25-26 Aralık tarihinde dünyaya geldiği bilinen Hz. İsa’nın doğumundansa ölümü, yahut göğe çekilişi daha önemlidir. Doğumundansa ölümü çok daha fazla mecaz ve tuhaflık barındırır çünkü. İslam düşüncesine göre Hz. İsa ölmüş kabul edilir ve esasında İslam’ın özünde Mehdilik ve Mesihlik gibi inançların bulunmadığı da bilinir. Bu kavramlar bazen mecaz ve mesel olarak yorumlanırken bazen de rivayet usulü gereği apokaliptik olumsuzlukların olumluluğu ile yorumlanırlar. Elde var; hep kıyamet işleri ve öncesinde her dinin kendi lehine olacağını bildirdikleri son yok oluştan önce, son iyi ve son zafer…

Kelamî tartışmalara girip malumun ilamı ile sayfa doldurmamak ve okuyucuyu yormamak adına, 2019 Yılı’nın tartışmalı bir yapımı olan Mesih dizisinin verdiği mesaj üzerine yoğunlaşmak istiyorum. Bunu yaparken, bir subliminal şifre çözücülüğe veya sinema eleştirmenliğine girişmeden Mesih dizisini yorumlamak, daha önce dizi hakkında yazılmış analizlerin tekrarından kaçınarak belki gözden kaçırılmış en mühim mevzuya dikkat çekmek istiyorum.

Her Bölümü, İncil’den bir ayet ile başlayan dizi, Mesih’ten, Mesihlikten, Hristiyan öğretisinden hatta dinlerden başka hemen her şeye vurgu yapıyor. Müslüman bir aktivist tarzında karşımıza çıkan Mesih, Şam’dan İsrail’e, oradan da Amerika’ya uzanan yolculuğunda takipçileriyle birlikte yol alır. Takipçileriyle evet, çünkü bir sosyal medya hesabından da bu yolculuk meraklı takipçilere sürekli servis edilir. Kendisinin Mesih olduğunu hiç iddia etmeyen şahıs, ilk olarak Şam’da, bir kum fırtınası ile görülür ki bu da gerçekleşen bir kehanettir. Müslümanları uyararak radikal terör örgütünün mağlup olacağını bildirir. Söylediği gerçekleşir de. Bu olaydan sonra popülerlik kazanan şahıs için yürüyüş yapan bir grup, onun için tezahürat ve sloganlar yağdırırken el-Mesih diye bağırırlar.  Sonrasında mültecilerin hakkı için yollara düşen Mesih namlı şahıs, sürekli Hz. İsa’dan alıntılarla nasihatlerde bulunur ve oldukça az konuşarak gizemli bir imaj yansıtır. Tabi bu arada Amerika ve İsrail devletlerinin de tepkisini üzerine çeker. Onlardan korunmaya çalışmayan, amiyane tabirle eyvallahı olmayan Mesih, Amerikalı bir kasaba papazının yoldaşlığı ile sessiz bir agrasyonlar silsilesi gerçekleştirir. Böylece devam eden dizi her anlamda muallakta kalan bir sonla biter. Mesih kimdir? Gerçekte Mesih mi yoksa bir yalancı mıdır? Yahut bir performans sanatçısı bir sihirbaz mıdır? Bu sorular asla cevap bulmaz çünkü bu sorular dizinin ana konusu değildir. Bu yazının başlığı, “Hepimiz ölmeyeceğiz.” Mesih Dizisi’nin 6. Bölümü’nün de başlığıdır ki, bu duyuru ( Korintliler 15:51-52 ) İncil’den bir ayettir.

Ölüm burada birçok anlama karşılık gelen bir gerçekliktir. Çünkü Mesih’in peşinden giden yığınlar, onu televizyon ve sosyal medya aracılığı ile takip edenler aslında konunun kendisidir. Manevi ihtiyaçların artık karşılanamadığı dünyada, tükenmişliğin, yorgunluğun vücutları bir olağanüstülük beklemekte, bir maceraya atılmak istemektedirler. Herkes Alice’in tavşan deliğini gözlemekte, huzura açılacak kara delik düşleri kurmaktadır. Küçülen dünyanın gizemi kaybolmuş, büyüsü bozulmuş, keşfedilecek hiçbir şey kalmamış gibi bir çaresizlik belirtisi vardır. Sanki modern dünya bir Lazarus’tur ve diriltici bir ses beklemektedir. İşte burada bu dizi, beni, Mesih’ten daha çok Mesih’i bekleyenlerin durumunu anlamaya çalışmaya itti.

Materyalizmin her şeye nüfuz ettiği bir zamanda inanma ihtiyacı, bir faydacı refleks olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü insan en nihayetinde hep mutluluğu arzuluyor. Mutluluk değerlidir, hatta Spinoza’ya göre erdemin kendisidir. Dinlerin de insan mutluluğunu hedeflediğini düşünürsek bu ihtiyaç yabana atılacak son şeydir. Mutluluğu anlık eğlencelerle bir tutmadan belki mutmain olmuş nefis ve huzur olarak algılarsak hakikatte insan, bedensel ihtiyaçlarının yanında ruhsal ihtiyaçlarının da doyurulması gereken bir varlıktır. Günümüz insanı için diyebiliriz ki tanrı şehir, tanrı iş, tanrı toplum karşısında bir Lulu Amelu hükmündedir. Bireyin her bakımdan alçaldığı, onu “Ben insanım!” diye yalvartan bir başka çağ olmamıştır. Küresel güçlerin planları ve mücadeleleri topraklar, kaynaklar için dönerken, insanlar dalga dalga yer değiştirmekte ve hatıralarını arkalarında bırakarak, aidiyetlerini kaybetmektedirler. Bu bir hiçleşmedir, ölmektir. Böylesi bir ölüm, insan için en çok rastlanan ve en az umursanan şey haline gelmektedir. İşte bu durumda, insanı avutacak hemen her şey sanki eskimiş, artık yetmeyen bir tekrar halini almıştır. Artık dinlerin eski motivasyon gücü bitmiş, hareket ettiren ya da durduran gücü yitirilmiş, yeni bir din dili, yeni bir motivasyon ihtiyacına yerini bırakmıştır. Bu, dinin özünde bulunan eksiklikten değil, eskiyen söylevin olumsuzluğundan doğmuştur. İşte herkesin, inancı bir tür eski kafalılığın dışa vurumu olarak gördüğü zamanda, olağanüstü işlerle adından bahsettiren Mesih namlı şahıs, herkesin içindeki inanma ihtiyacını ve manevi ihtiyaçlarının açlığını ortaya çıkarır. “Allah’la ilgili varsayımlarınızı bırakmanızı söylemek için buradayım. Bildiğinizi sandığınız şeylere tutunmayı bırakın. Şu saatte insanlık dümensiz bir teknedir. Bana tutunun.” pasajıyla sanki son vapurun sirenini çalar. Tabi sonuç, dizinin niyetinden kendimizi bihaber sayarak yorumlanamaz. Çünkü hayal kırıklığı, nihai olan histir. Kanser hastası çocuğunu şifa bulsun diye Mesih’le görüştüren anne, çocuğunu kaybeder. Mesih, ortadan kaybolur ve herkes, doyurulmamış açlığı ile geriye döner. Onlara bir vaatte bulunmayan Mesih, herkesi kendi Mesih’ine terk eder adeta.

 “Almaya geldiyseniz fakir gideceksiniz. Anlamaya geldiyseniz kaybolup gideceksiniz.

Anlamış olanlar için, almış olanlar için vakit geldi.”

“Kapıda duruyorum. Ve sizlere bakıyorum. Sizler de bana. Ama sadece gördüğümü yansıtabilirim.” pasajlarıyla herkesi, bu olanların yorumuyla yetinebileceği bir durumda bırakır.

Erken Yılbaşı ve “Bu Yıl Neler Oldu?” Günlüğü

2020 Yılı’nın ilk aylarında Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan korona virüs olarak bilinen salgın hastalık, bütün dünyada hızla yayıldı ve küresel bir tehdit haline geldi. Medya yoluyla salgın pandemisiyle birlikte bir korku pandemisinin de başladığı aylar yaşadık, yaşıyoruz. Daha ne kadar süreceği ya da ne zaman biteceği belirsiz olan tedbirler günlüğünde, her gün ölenler, iyileşenler, hastalığa yakalananlar, test sayıları ve tedavi yöntemleri paylaşılıyor. Tüm dünyada haberler ilk kez tek bir konu üzerinde korku hali ile birleşiyor. Karantina, bir bölge için değil insanlık için uygulanıyor adeta. Diğer hastalıkların bile askıya alındığı günlere şahitlik ediyoruz. Pandemi ile pandemonium tutulmasına erişiyoruz.

Foucault’un hapishanesi ve hastanesi yeniden gündeme geliyor. Karantina doğuyor. Dokununca yanacağımız ve diskalifiye olacağımız bir duyuların felaketi histerisi yaşıyoruz. Birbirimizden kaçıyor, duyuların hafızasını ve hatırasını kaybediyoruz. Durmanın, hareket etmekten daha fazla emek istediği günleri hepimiz sabırla geçiriyoruz. Cenaze merasimleri, hasta ziyaretleri gibi dinsel ve geleneksel vazifelerimizin de askıya alındığını görüyoruz. Virüsle mücadele edilirken insani değerlerin önceliksizliğini fark ediyoruz. Bu da herkesi daha karamsar yapıyor ve anlamı yeniden aramaya itiyor. İnsan, bu çabuk ölümler karşısında, worldometer sayılarından ibaret olmadığını bilmek istiyor. Her ölüm yaşayanın, geride kalanın meselesidir. Küresel salgın ölümleri ise küresel bir geride bırakılma meselesi haline geliyor.

Mesih dizisini bu karanlık günlerin ışığında bu ihtiyacın hatırlatılması olarak yorumluyorum. Savaşlar oluyor, insanlar ölüyor. Salgınlar artıyor ve insanlar ölüyor. İşte burada Hannah Arendt’in Kötülüğün Sıradanlığı kavramı yeniden anlam buluyor. Evet, aslolan iyiliktir ve iyilik her zaman daha derindir. Kötülük ise yüzeysel olmakla beraber hızlıdır. Bu da onu daha tehlikeli ve manidar kılıyor. Karşısında sahipsiz kalan insan, ölümlülüğüne rağmen ölüme yönelik bir avuntu arıyor. Ve orada bir olağanüstülük sergileyen olursa ona, annesi odaya giren çocuğun ruh haliyle yöneliyor. Dünün yorgunluğu, bugünün imkânsızlığı ve yarının belirsizliği karşısında etrafında ona bir son fikri aşılamayan nesne görmek istiyor.

Evrenin, dağılma ilkesi üzerine kurulu olduğunu biliyoruz. Bu aynı zamanda bozuluş da demektir. Bozuluşun ve yok oluşun hızlandığı bugünlerde, insanlığın anlam arayışına çare olacak, görmeyi arzuladığı nesneyi ona sunacak yeni bir din dili mümkün müdür? Bunun cevabı da bir başka yazının konusu olacaktır.

Yorumlar (0)

27°
az bulutlu
Namaz Vakti 02 Temmuz 2020
İmsak 03:10
Güneş 05:07
Öğle 12:49
İkindi 16:48
Akşam 20:22
Yatsı 22:10
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 29 60
2. Trabzonspor 29 58
3. Sivasspor 29 53
4. Galatasaray 29 52
5. Beşiktaş 29 50
6. Fenerbahçe 29 46
7. Alanyaspor 29 45
8. Göztepe 29 38
9. Antalyaspor 29 37
10. Gaziantep FK 29 35
11. Kasımpaşa 29 35
12. Denizlispor 29 32
13. Gençlerbirliği 29 31
14. Çaykur Rizespor 29 29
15. Malatyaspor 29 28
16. Kayserispor 29 28
17. Konyaspor 29 27
18. Ankaragücü 29 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 30 57
2. Erzurum BB 30 53
3. Adana Demirspor 30 51
4. Bursaspor 30 49
5. Akhisar Bld.Spor 30 48
6. Altay 30 47
7. Fatih Karagümrük 30 47
8. Giresunspor 30 44
9. Keçiörengücü 30 41
10. Ümraniye 30 41
11. Menemen Belediyespor 30 39
12. Balıkesirspor 30 35
13. İstanbulspor 30 34
14. Altınordu 30 32
15. Boluspor 30 27
16. Osmanlıspor 30 24
17. Adanaspor 30 20
18. Eskişehirspor 30 12
Takımlar O P
1. Liverpool 31 86
2. Man City 31 63
3. Leicester City 31 55
4. Chelsea 31 54
5. Wolverhampton 32 52
6. M. United 31 49
7. Tottenham 31 45
8. Burnley 32 45
9. Sheffield United 31 44
10. Arsenal 31 43
11. Crystal Palace 32 42
12. Everton 31 41
13. Southampton 32 40
14. Newcastle 31 39
15. Brighton 31 33
16. Watford 32 28
17. West Ham 31 27
18. Bournemouth 31 27
19. Aston Villa 32 27
20. Norwich City 31 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 32 71
2. Barcelona 32 69
3. Atletico Madrid 32 58
4. Sevilla 32 54
5. Villarreal 32 51
6. Getafe 31 49
7. Real Sociedad 31 47
8. Valencia 32 46
9. Athletic Bilbao 32 45
10. Granada 32 43
11. Osasuna 32 41
12. Levante 32 41
13. Real Betis 32 37
14. Real Valladolid 32 35
15. Eibar 32 35
16. Deportivo Alaves 32 35
17. Celta de Vigo 32 34
18. Mallorca 32 26
19. Leganés 32 25
20. Espanyol 32 24
banner2034
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@
Bumerang - Yazarkafe