26 Mayıs 1944 tarihi, Türk havacılık tarihi için son derece önemlidir. İlk yerli yolcu uçağı “Nu. D-38” İstanbul’dan havalanır. İlk seferini İstanbul-Ankara arasında gerçekleştirir. Aynı yıl “Nu. D-38” dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alınır.

1944’te Chicago Sivil Havacılık Sözleşmesi imzalanır ve Yeşilköy’e uluslararası uçuşlar için bir havalimanı inşa edilmesine karar verilir. 1949’da başlanan inşaat 1953’te tamamlanır.

1 Ağustos 1953’te Yeşilköy, uluslararası uçuşlara açılarak havalimanı özelliği kazanır. Dünya havacılık teknolojisinin ilerlemesiyle geniş gövdeli ve daha modern uçaklar yaygınlaşmaya başlar ve buna paralel olarak yolcu sayısı da artar. Bu durum, Yeşilköy’de de teknolojik gelişmelere ve geniş pist ihtiyacının doğmasına neden olur. 1968 yılında geniş gövdeli uçaklara uygun ikinci bir pistin yapılmasına başlanır.

1970’li yıllara gelindiğinde terminallerdeki insan yoğunluğu ve hava trafik kontrolü giderek artar. Almanya’ya giden işçi sayısının da artmasıyla hava limanı yetersiz kalır. 1971’de her biri yılda yaklaşık beş milyon yolcu alabilecek dört terminal binası ile birlikte bazı yeni bölümler inşa edilerek havalimanı genişletilir. 1983’te yeni dış hatlar terminali hizmete girer. 29 Temmuz 1985 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün soyadı havalimanına verilerek adı “Atatürk Hava Limanı” olarak değiştirilir.

Bir sağdan bir soldan asıp, ortaya dokunmayan zihniyet bir taraftan Atatürk adına ve devrimlerine sahip çıkıyor görünürken diğer taraftan da birilerinin iktidarına giden yolların taşlarını döşemeye devam etmektedir.

Türkiye’de uçak imalinde en çok başarı sağlayan ve direnen Yeşilköy Nuri Demirağ Uçak Fabrikası’ndan sonra, Etimesgut Uçak Fabrikası ve Gazi Uçak Motoru Fabrikası da 1951’de bir kanunla Makine Kimya Endüstrisi (MKE)’ne devredilecektir. Böylece Atatürk’ten sonra Türk uçak imali birkaç sene içinde tarihe karışacaktır. Atatürk’ün uçak fabrikaları kapatılmıştır ama hiç olmazsa adı havalimanında yaşatılmalıdır; şaka gibi…

Atatürk Havalimanı’nın arazisi konumu gereği birilerinin iştahını kabartmış olmalı ki 2021 yılında Covid-19 salgını bahane edilerek önce pistlerinin bir kısmı kırıldı ve üzerine salgın hastanesi inşa edildi. Geçtiğimiz günlerde de gizli olduğu iddia edilen ihaleyi kazanan bir şirket, iş makinelerini Atatürk Havalimanı’na soktu ve yıkım başladı. Yıllardır dünyanın en iyi üçüncü uluslar arası havalimanı unvanıyla sivil havacılığa hizmet veren Atatürk Havalimanı, AKP iktidarının “Millet Bahçesi” yapacağız bahanesiyle tarumar ediliyor. Ancak asıl gerçeğin ne olduğu basında yer alan haberlerle ortaya çıktı:

İstanbul Havalimanı’nı yapıp işleten İGA şirketinin eski yöneticisi Hüseyin Keskin, Atatürk Havalimanı’na kapatma garantisi verildiğini itiraf etti. Keskin, “İhale şartnamesine göre, bizim kira sürecimizin başlaması için, İstanbul’da Avrupa yakasında başka bir havalimanının faaliyette olmaması gerekir. Belki belirli zorunluluklar dâhilinde, mesela genel havacılık, özel jetlerle yapılacak uçuşlar bir müddet devam edebilir. Ama havacılık olmayacak.” dedi. (Basın)

Bunun anlamı, Atatürk havalimanı çalışırsa, İstanbul Havalimanı’nın işlevi azalacak ve İGA şirketinin ortakları Kalyon Havacılık, Cengiz İnşaat -ki millete ettiği küfürlerle sahibini tüm Türkiye tanıdı-  Mapa İnşaat ve Limak İnşaat firmaları zarar edecek. Çünkü Atatürk Havalimanı, özellikle de zorlu kış şartlarında kolaylıkla inilebilen bir havalimanı olma özelliğine sahip. Şehrin içinde olması da ulaşım açısından hayli avantajlı… Hal böyle olunca da uçakların ilk tercih edeceği yer Atatürk Havalimanı olacaktır.

Nitekim Atatürk Havalimanı’nda tam kırk yıl (1978-2018) görev yapan Hürriyet gazetesi muhabiri Faik Kaptan şöyle diyor: “Ataköy- Florya istikametindeki bizim ‘Güneyli Pist’ dediğimiz eski adı 06-24 olan kısa pistin bırakın yıkılması, aksine gözümüz gibi bakılması gerekir. Hatta 2400 metre olan uzunluğunun bile en az 3000 metreye çıkartılması gerekir. Tabi o pist orada kalınca da oraya çok şık ve butik bir terminal yapılabilir. Bu pist şiddetli fırtınaların yaşandığı günlerde İstanbul’un tek kurtarıcısıdır. …Bakın bu kötü havada bile Bakanların uçağı oraya indi. Çünkü bu pist bizim güneyli pist dediğimiz sert kuzey rüzgârlarında rahatlıkla kullanılabilir.”*

Ancak, uzmanların uyarıları iktidarın umurunda değil. Onların tek amacı hem Atatürk Havalimanı’ndan kurtulup paha biçilemeyen arazisini ranta açmak hem de bu sayede Atatürk adını uluslar arası dolaşımdan kaldırmak. Ne demişti Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu; “Atatürk Havalimanı hikâyesi kapandı gitti.”

Geçmişin AKP’li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın “Sümerbank’ı bitirdik, şimdi sıra isminde.” açıklaması hepimizin hafızasındadır… Sümerbank, belki fiziksel olarak bitirildi ama Türkiye, Atatürk’ün bu dev fabrikasını/hizmetini hiç unutmadı. Unakıtan vefat etti, adı sanı bile hatırlanmıyor. Hatırlansa bile ne şekilde hatırlandığı ortada… Aynı şekilde Atatürk Havalimanı da unutulmayacak demiyoruz çünkü 2023’te iktidar değiştiğinde yeniden yapılacağını ve kaldığı yerden hizmet vermeye devam edeceğine inanıyoruz.  Karaismailoğlu ve AKP iktidarı nasıl hatırlanacak; yorum sizin…

***

Atatürk Havalimanı ile anısı olmayan çok azdır sanırım. Henüz Yeşilköy Havaalanı iken benim bile uçağın kapısında öğretmenim ve arkadaşlarımla siyah-beyaz fotoğrafım var. 60’lı yıllarda ilkokul öğrencilerinin götürüldüğü gözde yapılar arasında yer alırdı. Anılarımız olmasa bile, Yeşilçam filmlerindeki kavuşma ve veda sahneleri hafızalarımızda ayrıcalıklı bir yere sahip olmaya devam ediyor. Böylesi bir millî değeri acımasız bir şekilde iş makinelerine kurban vermek, gaflet, dalalet ve hıyanettir. Yapılmakta olan Cumhuriyet’in değerleriyle hesaplaşmaktır. Sadece fabrikalar, havaalanları değil, doğa da katlediliyor; maden şirketleri eliyle Türkiye’nin eşsiz doğası maden çıkarma uğruna yok ediliyor. HES’ler ve Termik santraller bölgelerin ekosistemine zarar veriyor. Tarım arazileri imara açılıyor. Otlaklar betonlaştırılıyor. Millî parkların arazilerinde devre mülk oteller uğruna dinamitler patlatılıyor. Yabancıya vatandaşlık verme uğruna meralara bile binlerce konut inşa ediliyor. Sanki görünmez bir el bu ülkeyi her şekilde yok etmek için düğmeye basmış gibi…

Hep iktidarlara yükleniyoruz da, bu ülkenin asıl sahibi olan halkın hiç mi suçu yok?

Halk kendi ülkesine, millî servetlerine sahip çıkmadığı müddetçe bu yıkım ve talan düzeni sürmeye devam edecektir. Hep söylediğimiz gibi, “reklam arası” diye nitelendirdikleri Cumhuriyet döneminin tüm maddi-manevi değerlerini yok ederek, kendi devirlerini yaratıyorlar. Yirmi yıldır sürdürdükleri bu hesaplaşma bitmiyor ve ne yazık ki halk da seyrediyor…

Biz bütün bunları hak ediyor muyuz? Sonuçta her millet layık olduğu şekilde yönetildiğine göre…

Yararlanılan kaynaklar:

*https://www.odatv4.com/analiz/ataturk-havalimaninda-40-yil-calisan-gazeteci-yazdi-yasananlarin-bire-bir-tanigiyim-239024

Tülay Hergünlü; İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne-Türkiye’nin Hafızası (1914-1980)- Klaros Yayınları, 2022