Günlerden cuma.’Sevincin yanında keder, hazinenin yanında yılan vardır’ hesabı hüzünle mutluluk bir arada. Cuma namazını deprem bölgesinde kılacağız. Daha önce gelen ve çevreyi tanıyan arkadaşlara soruyoruz. Yakında cami var mı? Diye. Kriz merkezinin hemen yanında bir cami tarif ediyorlar. Saat 12.00 ‘ye doğru hazırlanıyoruz ve arkadaşlarla tutuyoruz caminin yolunu. Benim gözlerim hep kenarlarda hüzünlü hüzünlü bizlere bakan, tabiri caizse önceden gerekli hassasiyet gösterilseydi, bugünlerin yaşanabileceği tahmin edilseydi ve gerekli tedbirler tavizsiz alınsaydı şimdi sizlerin buralarda olmasına gerek yoktu der gibi…

            Camiye ulaşıyoruz. Caminin minaresi hasarlı olduğu için güvenlik gerekçesiyle yıkılmış. Caminin avlusu taş yığını. Ezan okunuyor… İmam efendi giyim kuşamıyla göz dolduran, genç bir görevli. Minbere çıkıyor. Yanık sesiyle etkili bir hutbe okumaya başlıyor. Hutbe de özetle; ‘’Fitre, zekat ve sadakadan bahisle, bu bölgede şiddetle buna ihtiyaç olduğunu, görünen tablonun yanında bir de ön plana çıkamayan, muhtaç olduğu halde utancından isteyemeyen onlarca insanın bulunduğunu belirtiyor. Özellikle hali, vakti yerinde olan zenginlerimizin biraz daha hassas olmasını, gerekirse kendilerinin, çocuklarının lüks harcamalarından tasarruf yaparak, kışın etkisini göstermeye başladığı şu günlerde aç, açık kalan depremzede yurttaşlarımıza sahip çıkmalarının hem dini açıdan, hem de duyarlı yurttaşlık açısından son derece önem arz ettiğini izah ederek, zaman yangınlara kār, kimsesizlere yār, muhtaçlara var olma zamanıdır... Biz millet olarak, zor günlerde iki ekmekten bir tanesini değil, gerektiğinde ikisini de verebilen bir neslin torunlarıyız. Bu özellik dünya da her millete nasip olmaz…. Bunun için ne kadar şükretsek azdır…’’ diye tamamlıyor.

           Bende dersine çalışmış, bölge şartlarına uygun örnekleri uyum içinde toplamış başka bir ifade ile ‘elzemle, lazımı’ ayırt etmiş, hazırlıklı olarak hutbe okuyan bu genç hoca efendiyi gıyaben tebrik ediyorum.

           Namaz sonrası dışarı çıkıyoruz. Cami avlusunda birkaç kişi yardım istiyor. Dilenmeyi alışkanlık haline getirenler elbette hariç ama gerçekten ihtiyaç sahibi olan insanları görmekten gelmemek lazım. Zaten bu tür insanlar az çok belli oluyor.Mesela Kırım’da ihtiyaçtan ötürür dilenmek zorunda kalan insanlar ‘lütfen, bir ekmek parası’ der.Siz de çıkarıp bir ekmek parası verdiğiniz zaman evlerinin yolunu tutarlarmış. Çevrenizde her gün,  köşe değişse de kişilerin değişmediğini ve  ‘Allah rızası için bir ekmek parası’ diyen ve muhtemel ki  bunu adet haline getiren insanları gördüğünüzde. Sizlerde benim gibi, Kırım’daki dilenciler için böyle dilenciler baş üstene diyenlerden sizin demi? Tabi haksızda değilsiniz. ‘Akıl tecrübeye muhtaçtır’ demişler.Bu noktada çoğumuz tecrübe sahibi olmuşuzdur.Ekmek parası diyene ekmek teklif etmişinizdir ama kabul görmemiştir.Şöyle ki;

             

               Bir gün çarşıda yürürken, birisi yaklaştı ‘Affedersiniz, falanca şehirden gelmiştim param bitti. Sabahtan beri açım bir yemek parası yardım yapabilir misiniz’ dedi. Bende hay hay dedim. Yalnız para veremem ama bak karşı da dönerci var. Oradan ekmek arası döner yaptırayım afiyetçe ye deyince, iki arkadaş daha var dedi. Bende, tamam onlara da yaptırayım dedim….Sonuç mu, nakit para vermediğim için, çekip gitti….Boşuna dememişler   ‘ zaman o kadar değişti ki, gülenle ağlayan belli olmuyor!’

    NOT : ‘’Bildiğimin öğretmeni, bilmediğimin öğrencisiyim’ sırrınca, ilimizde görev yaptığı zaman zarfında mesleki ve tecrübe anlamında kendisinden fevkalade istifade ettiğim, meslektaşımız eski Sivil Savunma Müdürü Sayın Mehmet Ali SOYSAL beye; Ordu İl Planlama Müdürü olarak atanması nedeniyle yeni görevinde başarı dileklerimle, sevdikleriyle beraber, sağlık, sıhhat ve afetlerden uzak afiyetler diliyorum…