Sevgili okurlar, öncelikle belirtmek isterim ki bu yazımı, seyahat halinde olmam nedeniyle mobilden yazıp göndermek zorunda kaldım. Cümle düşüklükleri veya yazım hataları varsa affınıza sığınırım.
Çözüm süreciydi, gezi parkıydı derken gündem bir anda yine değişiverdi. Son günlerde malumunuz yeni gündem Mısır. Gezi olayları bahanesiyle Türkiye üzerinde oyun oynamak isteyen güçler baktılar olmayacak, yeni bir malzeme bulana kadar rotalarını bir süreliğine Mısır’a çevirdiler. Bir süreliğine diyorum çünkü yorulan bu mihraklar biraz dinlenip kendilerine geldikten sonra yeniden oyunlarını oynamaya başlayacaklardır.
Tarihsel süreç içerisinde yaşanan olaylara şöyle bir bakarsak, senaryoların hep aynı olduğunu görürüz. Senaristler genellikle de üniversiteler üzerinden başlatmışlardır hareketlerini. Kaos ve çatışmadan beslenen zihniyetler önce üniversiteli gençleri kullanmışlardır. Aklınıza gelmeyecek türlü bahanelerle de ne yazık ki kimi zaman amaçlarına ulaşmışlardır. 
Bu bahanelerden bazılarına örnek vermek gerekirse;
Belediye otobüs fiyatlarına zam yapmak zorunda kalır. Hiçbir zaman fotoğraf karelerinde göremeyeceğimiz çevreler; “hey gençler ne yapıyorsunuz? Hakkınızı gasp ediyorlar. Hak aramayı öğretmediler mi size” bahanesiyle provokasyonu başlatır. Gaza gelenler, hurra haydi protestotya, sarıl taşa molotofa... Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsız olanlar, “parktaki ağaçları kesiyorlar nasıl sessiz kalırsınız” der. Haydi bakalım kurun barikatları, çıkarın molotofları, yakın lastikleri ve başlatın eylemleri… Sonrasında ülkeye milyarca liralık ekonomik zarar. Gazeteci Yiğit Bulut, bir televizyon programında gezi olayları nedeniyle ortaya çıkan ekonomik zararı anlatırken “her vatandaşın cebinden 150 dolar çıktı” demişti.
O değil de gördüğüm en garip eylemciler, Göktürk-2 uydusunun fırlatılması esnasında düzenlenen töreni protesto eden ODTÜ’deki eylemcilerdi. İnsan, uzaya uydu fırlatıyoruz diye gurur duyar. Böylesine önemli bir olayda bile eylem yapan eylemcilere garip ifadesini kullanmak yanlış olmaz sanırım. Daha kötüsü ise ODTÜ eylemlerine destek vermek için başka üniversitelerde de düzenlenen gösteriler nedeniyle eylemlerin az kalsın yurdun genelindeki diğer üniversitelere yayılmak istenmesiydi. O olaylarda, ODTÜ’de yaşanan olaylara yaklaşık 2500 polis müdahale etmek zorunda kalmıştı. Molotof atan 50 kişi tutuklanmış bunlardan yalnızca 12 tanesinin öğrenci olduğu anlaşılmıştı. Bırakın ODTÜ’yü kazanmak, üniversite sınavında nizamiyeden içeri girmeye yetecek puanı alamayacak kapasitedeki diğer 38 kişi oraya nasıl girmişti bu da ayrı bir merak konusuydu.
Aynı merkezden kontrol edilen ve güçlü Türkiye’yi istemeyenler, öyle ya da böyle zaman zaman karışıklık çıkarmayı başarmışlar. Senaryo aynı, oyun aynı, konu aynı. Ya çevre demişler ya demokrasi demişler ya şucu demişler ya da bucu demişler kaos için ihtiyaç duydukları eylemler için bir bahane üretmişler. Zaman içerisinde figüranlar değişse de konu hiç değişmemiş ama. Özellikle de ülkenin en gözde üniversitelerinde patlak vermiş her nedense. Ve ne yazık ki ülkenin en zeki çocukları olarak tarif ettiğimiz bu gençler nasıl görememişler bu oyunları, buna da bir anlam veremedim ve halen de veremiyorum. Neden halen de veremiyorum diyorum. Son günlerde üniversitelerin mezuniyet törenlerindeki protestolara bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız diye düşünüyorum.
Tekrar görüşünceye dek saygılar…