Merkez Bankası’nın faiz indirim süreci, bankacılık sisteminde beklenen rahatlamayı oluşturmadı. Politika faizi son kararla birlikte yüzde 37’ye gerilerken, ihtiyaç kredisi faizlerindeki sert yükseliş, para politikasının piyasalara aktarımında ciddi bir kopukluk yaşandığını ortaya koydu. 2026’ya hızlı bir artışla başlayan ihtiyaç kredileri, son dört ayın zirvesine çıktı.

İhtiyaç kredisi faizleri son 4 ayın zirvesinde

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, 2026’nın ilk haftalarında ihtiyaç kredisi faizleri yüzde 63,53 seviyesine yükseldi. Vergi ve ek masraflar da dahil edildiğinde, tüketicinin karşılaştığı toplam maliyet yüzde 75’i aşıyor.

Bu tablo, “Faiz indirimi yapılıyor ama kredi neden pahalanıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Politika faizindeki düşüşe rağmen bireysel kredi maliyetlerinin artması, para politikasının kredi kanalında zayıf çalıştığını gösteriyor.

Mevduat faizi düşüyor, kredi pahalanıyor

Aynı dönemde mevduat faizleri son iki yılın en düşük seviyelerine geriledi. 1–3 ay vadeli TL mevduat faizleri yüzde 38,3–38,7 bandında seyrederken, kredi faizlerinin bunun çok üzerine çıkması dikkat çekti.

Bu durum, tüketicinin bankadaki birikiminden elde ettiği getiriyi azaltırken, borçlanma maliyetini ciddi biçimde artırıyor. Böylece vatandaş, tasarruftan daha az kazanıp borçlanırken daha fazla bedel ödemek zorunda kalıyor.

Kredi türleri arasındaki makas açılıyor

TCMB’nin 9 Ocak haftasına ait verileri, bireysel kredilerde maliyetlerin ticari kredi ve mevduat faizlerinden belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koydu. 2026’ya girilirken ihtiyaç kredileri ile ticari krediler arasındaki faiz farkı hızla büyüdü.

İhtiyaç Kredisi: %50,2 – %63,5

Ticari Kredi: %39 – %52

Türkiye ekonomisinde büyüme var, ancak beklentilerin altında
Türkiye ekonomisinde büyüme var, ancak beklentilerin altında
İçeriği Görüntüle

Konut Kredisi: %30 – %40

Taşıt Kredisi: %36 – %45

Tüketici Kredileri (ortalama): %45 – %60

TL Mevduat (1–3 ay): %38,3 – %38,7

Bu tablo, bankacılık sektöründe fonlama maliyetleri ile kredi fiyatlaması arasındaki dengenin bireysel krediler aleyhine bozulduğunu gösterdi.

“Politika faizi tek başına yeterli değil”

Ekonomist Uğur Kubilay, politika faizindeki düşüşün otomatik olarak kredi faizlerine yansımadığını vurguladı. Kubilay, “Bankalar hâlâ enflasyon beklentilerini, kur riskini ve geri dönüş risklerini fiyatlıyor. Bu nedenle mevduatta hızlı bir düşüş görülürken, kredi tarafında frene basılıyor” değerlendirmesini yaptı.

Bankacı ve ekonomist Ahmet Burkay ise belirsizlik vurgusu yaptı. Burkay, bankaların olası yeni sıkılaşma ihtimalini ve ekonomik riskleri kredi faizlerine yansıttığını belirterek, “Kredi faizlerinin kalıcı şekilde düşmesi için yalnızca politika faizinin değil, enflasyon beklentilerinin ve risk algısının da gerilemesi gerekiyor” dedi.

“Faizsiz nakit” kampanyalarına uyarı

Uzmanlar, bankaların son dönemde yaygınlaştırdığı “sıfır faizli nakit” kampanyalarına karşı da uyarıyor. İlk bakışta cazip görünen bu uygulamalar, borcun yalnızca sınırlı bir süre için faizsiz kalmasını kapsıyor. Süre aşıldığında borç, otomatik olarak yüksek faizli nakit avans ya da KMH (artı para) kapsamına giriyor.

Örneğin 30 bin liralık faizsiz nakit, vade aşımı sonrası aylık yüzde 5–6 faize ulaşabiliyor. Vergi ve masraflarla birlikte borç her ay hızla büyürken, ana paranın eritilmesi zorlaşıyor. Uzmanlar, bu tür kampanyaların özellikle gelir–gider dengesi kırılgan olan kesimler için borç sarmalı riski taşıdığına dikkat çekiyor.

Para politikası–piyasa kopukluğu tartışması

Ortaya çıkan tablo, Merkez Bankası’nın faiz indirimi ile bankaların kredi fiyatlaması arasındaki uyumsuzluğu yeniden gündeme taşıdı. Mevduat faizlerinin gerilemesine karşın ihtiyaç kredilerinin pahalanması, 2026’ya girerken tüketicinin finansmana erişimini zorlaştıran en önemli başlıklardan biri olarak öne çıktı.

Muhabir: Haber Merkezi