Barışma teklifini kabul etmeyen eski nişanlısını pompalı tüfekle öldürdükten sonra aynı silahla intihar etti.
Milli Piyango bileti yüzünden tartıştığı eşini 7 yerinden bıçaklayarak öldürdü.
Çorum’da ayrılmaları istenen nişanlı çift, ailelerine sitem dolu mektup yazarak birlikte intihar etti.
İki kardeş arasında çıkan kavgada tabancanın ateş alması sonucu bir kadın hayatını kaybetti.
Çorum’da dün arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan silahlı çatışmada 4 kişi öldü.
Bunlar basına yansıyan haberler. Ve bu haberleri çok yakın bir tarihte okuduk. Bunların dışında basına yansımamış olanlar yok mu? Sevgilisi için balkondan atlayan, ilaç içerek intihara kalkışanlar vs. yok mu?
Sizi bilmem ama beni son günlerde en çok düşündüren haberler, sıkça okumaya başladığımız cinnet haberleri.
İçinde bulunduğumuz zamanda, sanki toplum olarak cinnet duygusu yaşıyoruz.
Saçma sapan tavır ve davranışlarımıza, egolarımıza, düşük benlik algımıza, yetersizlik duygularımıza bakarsak yaşıyor olmamız da hayli normal bence. Bir gün olur ekonomik kriz ile ilgili olaylara canımızı sıkarız, ertesi gün yeni aldığımız arabanın 0’dan 100’e kaç saniyede çıktığını, üstelik etrafımızdaki insanların gıpta damarlarını çatlatırcasına, anlatırız. Facebook’ta kendimizi topluma kabul ettirebilmek için abuk sabuk paylaşımlarda bulunur, olduğumuz değil de idealize ettiğimiz kişi gibi davranırız. Dışarıdan bakınca yeşil türbe gibi gördüğümüz insanların içine girince, estağfirullah tövbe çekeriz. Daha ne olduğumuzun veya ne olmak istediğimizin bile farkında değiliz. Sürekli gel-gitler yaşıyoruz. Buz gibi ayazda mini etekle gezerek, kolumuzda taşıdığımız bilmem ne marka çantanın bize statü kazandırdığını zannedebiliriz. Kabul edelim ki hepimiz bu cinnetin bir parçasıyız.
Tolumun bu kadar hissizleştiği bir dönem daha var mı bilemiyorum. Günlük hayatımıza giren akıllı teknolojiler aklımızı almış gibi. Her sabah bizi, 24 ay kontratla aldığımız telefonlarımız uyandırıyor. Bütün günümüz bilgisayar karşısında programlamış gibi geçiyor. Akşam eve geldiğimizde Sise O Ses Türkiye’yi izlerken uyuyakalıyoruz.
Sigara, alkol ve uyuşturucuya başlama yaşı her geçen gün düşüyor.
Cinayet işleme oranları artıyor.
Hırsızlık olayları artıyor.
İntihar olayları artıyor.
Huzur evi ve Ceza evi sayıları artıyor.
Böyle bir tablo karşısında bir buhran geçirmediğimizi ve cinnet halinde olmadığımızı söyleyebilir misiniz?
Tekrar Görüşünceye hepinize saygılar…
Milli Piyango bileti yüzünden tartıştığı eşini 7 yerinden bıçaklayarak öldürdü.
Çorum’da ayrılmaları istenen nişanlı çift, ailelerine sitem dolu mektup yazarak birlikte intihar etti.
İki kardeş arasında çıkan kavgada tabancanın ateş alması sonucu bir kadın hayatını kaybetti.
Çorum’da dün arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan silahlı çatışmada 4 kişi öldü.
Bunlar basına yansıyan haberler. Ve bu haberleri çok yakın bir tarihte okuduk. Bunların dışında basına yansımamış olanlar yok mu? Sevgilisi için balkondan atlayan, ilaç içerek intihara kalkışanlar vs. yok mu?
Sizi bilmem ama beni son günlerde en çok düşündüren haberler, sıkça okumaya başladığımız cinnet haberleri.
İçinde bulunduğumuz zamanda, sanki toplum olarak cinnet duygusu yaşıyoruz.
Saçma sapan tavır ve davranışlarımıza, egolarımıza, düşük benlik algımıza, yetersizlik duygularımıza bakarsak yaşıyor olmamız da hayli normal bence. Bir gün olur ekonomik kriz ile ilgili olaylara canımızı sıkarız, ertesi gün yeni aldığımız arabanın 0’dan 100’e kaç saniyede çıktığını, üstelik etrafımızdaki insanların gıpta damarlarını çatlatırcasına, anlatırız. Facebook’ta kendimizi topluma kabul ettirebilmek için abuk sabuk paylaşımlarda bulunur, olduğumuz değil de idealize ettiğimiz kişi gibi davranırız. Dışarıdan bakınca yeşil türbe gibi gördüğümüz insanların içine girince, estağfirullah tövbe çekeriz. Daha ne olduğumuzun veya ne olmak istediğimizin bile farkında değiliz. Sürekli gel-gitler yaşıyoruz. Buz gibi ayazda mini etekle gezerek, kolumuzda taşıdığımız bilmem ne marka çantanın bize statü kazandırdığını zannedebiliriz. Kabul edelim ki hepimiz bu cinnetin bir parçasıyız.
Tolumun bu kadar hissizleştiği bir dönem daha var mı bilemiyorum. Günlük hayatımıza giren akıllı teknolojiler aklımızı almış gibi. Her sabah bizi, 24 ay kontratla aldığımız telefonlarımız uyandırıyor. Bütün günümüz bilgisayar karşısında programlamış gibi geçiyor. Akşam eve geldiğimizde Sise O Ses Türkiye’yi izlerken uyuyakalıyoruz.
Sigara, alkol ve uyuşturucuya başlama yaşı her geçen gün düşüyor.
Cinayet işleme oranları artıyor.
Hırsızlık olayları artıyor.
İntihar olayları artıyor.
Huzur evi ve Ceza evi sayıları artıyor.
Böyle bir tablo karşısında bir buhran geçirmediğimizi ve cinnet halinde olmadığımızı söyleyebilir misiniz?
Tekrar Görüşünceye hepinize saygılar…