Onunla tanışana kadar şairliğin bir hak vergisi yetenek olduğuna bu kadar inanmıyordum. Bu sarkık bıyıklı, yakışıklı kara yağız Anadolu delikanlısı hem öğretmen, hem şair, hem âşık, hem de bir toplum gönüllüsü idi. Yeşilaycılıktan THK model uçak kulübüne, Kanser mücadelesinden çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine kadar hemen her sahada fahri görevler alıyor ve gençlerin yetişmesinde gönüllü hizmetlerinde içinde bulunuyordu.
Tanıştığımız süre içerisinde bana gönderdiği ilk şiiri ile son günlerdeki manzumeleri arasında muazzam farklar vardı. İlkleri çıraklık eseri ise sonraları kalfalık, son günlerdekiler de ustalık eserleri sayılmalıydı.       Hece veznini bu kadar dikkatli ve ustalıkla kullanan ender şairlerden birisiydi. Onu tanıyıp şiirlerini hele hele kendi sesinden dinleyene kadar şairliğin ALLAH(CC) vergisi bir hal ve meslek olduğuna bu kadar inancım yoktu. Daha sonraları ise bu düşüncemden elbette ki utanacaktım.
Eserleri bütün edebi sitelerde ve yerel basın organlarında düzenli olarak yer alıyordu.   Gündemde ülkenin hangi meselesi veya hatırlanması gereken önemli bir günü varsa ona da aynı anda bir ilham geliyor ve ertesi gün tüm gazetelerde de onun feryadını duyuyor, dizelerini okuyorduk.
Toplumsal meselelerin hemen hepsine temas ediyor milli ve manevi zenginliğimize büyük bir samimiyetle sahip çıkıyor; sosyal problemlerimize ve yaralarımıza da cesaretle parmak basıyordu. Hemen tüm edebiyatçılarımızda bulunan ve dünya milletlerinin pek çoğunda olmayan bir hiciv veya kara mizah anlayışı onda adeta müşahhaslaşmış bir abide halini almıştı. Yapıcı eleştirileri bir ince Hoca Nasreddin gibi nakışlayarak kimseyi ilzam etmeden mısralarına nezaketle döküyordu. Bunu hece vezni ile şiir haline getirmek ve şiirlerinde giriş- gelişme ve sonuç senaryosuna tam da uygun hale getirmek bugün pek çok şaire nasip olan bir hal değildi. Dörtlük kafiyeli düzenden altılı nakaratlı dizelere ve oradan da rubailere kadar aynı sanat anlayışına ve ruhuna sahipti. Bunu tanıştığımız uzun yıllar içerisinde samimiyetle ve uzun süreli devam ettirmek sanırım pekte kolay bir iş olmasa gerekti.
Kendisi 1960 yılında Kayseri İli Felâhiye İlçesi “Karaşıh” Köyünde doğmuştu. Secerem adlı şiirinde kendinden şöyle bahsedecekti:
“Dedem Hacı Mehmet babamsa Latif
Karaşıh adlı köyde doğmuşum ben
Ninem Ayşe imiş anamsa Elif
Ailede en son çocukmuşum ben.”
Liseyi Yozgat İli Boğazlıyan İlçesinde bitirdikten sonra 1988 yılında “Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Teknoloji Bölümü”nden Mezun oldu.
Yurdun değişik il ve ilçelerinde Öğretmenlik ve İdarecilik yaparken de aynı zamanla edebiyat ve bilhassa şiirle meşgul oluyordu. Sosyal içerikli “Yeşilay” gibi şiirlerinden,  “Hu Allah” gibi ilahi türü şiirlerinden bazıları bestelendi. Yerel ve ulusal birçok interaktif şiir ve edebiyat sitelerinde eserleri yer aldı. Sanırım şu anda altı şiir kitabını dolduracak kadar şiiri ve bir o kadar da köşe yazıları ve makaleleri bulunmaktadır.
Halen Çorum’da bir okulda Öğretmen olarak görev yapan Halil Manuş evlidir ve iki kızı birde erkek evladı vardır.
Günümüzde ne yazık ki devrik cümlelerle yazılmış,  kafiyesiz, hece vezinsiz, uzun uzun cümlelerle nazım veya nesir ne idüğü belli olmayan bir şiir anlayışı hâkimdir. Kendilerine modern çağın şairi sayan bu adamlar hemen her yerde ödüller toplamakta, takdirler devşirmekteler. Şiir kitaplarında koca bir sayfada iki-üç küçük satırdan oluşan kelime kırıklarına nasıl şiir denildiğine hala hayret ediyorum. Bu insanların  N.Fazıl Kısakürek’i, M. Akif Ersoy’u, Karacoğlan’ı, Ümit Yaşar Oğuzcan’ ı ve en sonra da HALİL MANUŞ’u acilen okumaları gerekmektedir.
İki kelimeyle bir manayı doğrultamayan, her türlü aşk duygusunu da devamlı çamura yatıranları bir eski ceride muharriri olarak Sayın MANUŞ­ un rahle-i tedrisine davet etmek istiyorum.
Onu okuyup- dinledikten sonra ya şiir yazmaktan vazgeçecekler ya da tövbe edip adam olacaklardır. Büyük şair olmanın sanırım başka yolu yoktur.
Bunca özelliği üzerinde hakkıyla taşıyan bir kişi olmasına rağmen, tevazuyu  elden bırakmayacak, kendisinin “şu ya da bu” diye değil; bir inanmış Müslüman Allah’ın kulu olarak bilinmesini “Allah’ın Kuluyum” adlı destansı şiirinde şöyle duyuracaktı:
“Kimsin, kimlerdensin” diye boşuna sorma
“İnce eleyip sık dokuyup” kafa yorma
Beni bana bırak çek git karşımda durma
−Takyonus’dan kalma geçmez akçe puluyum!
−Seni beni yaratan Allah’ın kuluyum.
Aziz kardeşim ve arkadaşım Halil Manuş’a ilhamlar, uzun ömürler sağlık ve başarılar dilerim.
Saygılarımla…..