Toprağa şekil veren ellerin hikâyesi, hem bir ustalığın hem de bir dönemin tanıklığına dönüşüyor.
Çamura Şekil Veren Bir Aile Geleneği
Abdülkadir Toprak’ın çömlekçiliğe adanmış hayatı, çocuk yaşta babasının çark başında öğrettikleriyle başlamış. Babası gibi o da mesleği kendi babasından, yani Yemen gazisi olan dedesinden öğrenmiş. Üç kuşaktır süregelen bu el emeği geleneği, zamanla Osmancık’ta tanınır hâle gelmiş.
"Toprak bizim için sadece ham madde değil, aynı zamanda geçmişin sesi, sabrın simgesiydi" diyen Toprak, çömlek, testi, güveç ve baca şapkası gibi ürünleri yıllarca titizlikle üretmiş. Mahalle mahalle dolaşan çömlekçilerin artık sadece hatıralarda kaldığını anlatıyor.
Zamanın Gölgesinde Bir Meslek
Bir dönem düğünlerde çeyizden eksik edilmeyen güveçler ve testi takımları, günümüzde yerini fabrikasyon ürünlere bırakınca çömlekçilik de gözden düştü. Toprak usta, "Artık gençler bu işe heves etmiyor, çünkü alın terinin karşılığı yok" diyerek mesleğin neden yok olmaya yüz tuttuğunu dile getiriyor.
Eskiden her gün çarkın başına geçen usta, şimdi zamanının çoğunu bahçede geçiriyor. Atölyeye yalnızca nadiren uğruyor. "Bu iş sabır ister, sevgi ister… Toprakla konuşmayı bilmek gerekir" diyen Toprak, mesleğin sadece teknik değil ruh işi olduğunu vurguluyor.
Kilidin Eşiğinde Bir Atölye
Zanaatkârlığın yerini makinalara bıraktığı çağda, Abdülkadir Toprak’ın atölyesi de artık son nefesini alıyor.
Çatısı çökmeye yüz tutmuş, çarkı paslanmaya başlamış olsa da bu küçük atölye, içinde onlarca yılın emeğini ve alın terini barındırıyor."Her parça bir hikâyeydi, kimi düğün çeyizi oldu, kimi mezar başına su taşıdı" diyen usta, yıllar boyunca elleriyle yaptığı her çömleği bir evlat gibi hatırlıyor.
Zanaatin Son Nefesi
Osmancık’ın tarihine tanıklık eden çömlekçilik, Abdülkadir Toprak’la birlikte belki de son kez nefes alıyor. Gözleri uzaklara dalan usta, "Kapıya kilit vurmadan önce, elimden geldiğince toprağa şekil vermeye devam edeceğim" dese de, bu mesleğin kaderi artık gençlerin ilgisine ve yerel sahiplenmeye bağlı.