Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), 2025 yılının ekonomi tarihindeki yerini belirleyecek kritik verileri paylaştı. 19 Aralık itibarıyla açıklanan Ocak-Kasım dönemini kapsayan veriler, ticari hayattaki daralmanın boyutlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yılın ilk 11 ayında kapanan şirket sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8,9 oranında artarak 25 bin 987’ye ulaştı. Bu rakam, sadece istatistiksel bir veri olmanın ötesinde, binlerce girişimcinin hayallerine veda etmesi ve istihdam piyasasında yaşanan büyük bir sarsıntı anlamına geliyor.

Veriler incelendiğinde, girişimcilik iştahının da ciddi bir yara aldığı net bir şekilde görülüyor. Kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,8 azalırken, özellikle Kasım ayındaki keskin düşüş dikkat çekiyor. Kasım ayında yeni kurulan şirket sayısı bir önceki aya göre yüzde 9,6 oranında erirken, gerçek kişi ticari işletmelerindeki kayıp yüzde 12,4’ü buldu. Bu tablo, piyasadaki belirsizliğin ve finansmana erişim zorluklarının, yeni iş kurma cesaretini nasıl kırdığını açıkça ispatlıyor.

22 Mayıs 2026 altın fiyatları: Gram, çeyrek ve Cumhuriyet altını düştü
22 Mayıs 2026 altın fiyatları: Gram, çeyrek ve Cumhuriyet altını düştü
İçeriği Görüntüle

Yılın acı bilançosu: Ticaret ve inşaat sektöründe fırtına sert esiyor

Ekonominin lokomotifi olarak kabul edilen inşaat ve ticaret sektörleri, bu daralmadan en ağır darbeyi alan alanlar oldu. Kasım ayında kapanan şirketlerin büyük bir çoğunluğunun toptan ve perakende ticaret ile inşaat sektöründe faaliyet gösteriyor olması, iç talepteki durgunluğun ve artan maliyetlerin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Yıllardır büyümeyi sırtlayan bu dev sektörlerin kan kaybetmesi, tedarik zincirinden nihai tüketiciye kadar uzanan geniş bir halkayı doğrudan etkiliyor.

Sektörel bazdaki bu çözülme, sadece şirket tabelalarının inmesiyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda bu iş kollarındaki yan sanayi ve alt yüklenicileri de bir belirsizlik sarmalına sürüklüyor. İnşaat sektöründe yaşanan tıkanıklık, konut arzından mobilya sektörüne kadar her şeyi durma noktasına getirirken; ticaretteki kapanışlar, çarşı ve pazardaki canlılığın azaldığının en somut kanıtı olarak okunuyor. Şirketlerin faaliyetlerini sonlandırma kararı alması, piyasadaki nakit akışının yavaşladığını ve ödeme zincirindeki halkaların zayıfladığını gösteriyor.

Yeni girişimlerde bekle-gör dönemi: Risk iştahı neden azaldı?

Kasım ayına dair paylaşılan rakamlar, sadece kapanışlarla değil, yeni başlangıçların yapılamamasıyla da endişe verici bir mesaj veriyor. Yeni kurulan kooperatif sayısındaki yüzde 33'lük sert çakılma, dayanışma odaklı girişimlerin bile ekonomik baskı altında ezildiğini kanıtlıyor. Piyasada hakim olan "bekle-gör" politikası, yatırımcıların sermayelerini koruma içgüdüsüyle hareket etmelerine ve risk almaktan kaçınmalarına neden oluyor. Bu durgunluk, ekonominin can damarı olan yeni sermaye girişini de sekteye uğratıyor.

Öte yandan, yeni kurulan 9 bin 636 şirket ve kooperatifin dağılımına bakıldığında, Türkiye'nin ticari kalbinin hala İstanbul’da attığı görülüyor. Yeni girişimlerin yüzde 35,9'u İstanbul'da hayat bulurken, Ankara ve İzmir onu takip ediyor. Ancak bu büyük şehirlerdeki yoğunlaşma bile, genel toplamdaki düşüş trendini durdurmaya yetmiyor. Şirket kuruluşlarındaki bu azalma, önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde istihdam verilerinde daha derin baskılar hissedilebileceğinin sinyalini veriyor.

Yabancı sermayenin rotası ve bölgesel güven sinyalleri

Türkiye'nin ekonomik tablosundaki tüm bu zorluklara rağmen, yabancı ortaklı şirket kuruluşları belli bir seviyeyi korumaya çalışıyor. Kasım ayı verilerine göre yabancı sermayeli şirket kuruluşlarında İran ve Azerbaycan ortaklı firmalar başı çekiyor. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel bir ticaret üssü olma özelliğini hala koruduğunu ve komşu ülkeler için güvenli bir liman arayışında ilk tercih olduğunu gösteriyor. Ancak yerli sermayenin çekingen kaldığı bir ortamda, yabancı sermayenin bu sınırlı ilgisi genel tablodaki karamsarlığı dağıtmakta zorlanıyor.

TOBB tarafından açıklanan bu veriler, 2026 yılına girerken ekonomi yönetiminin atacağı adımların ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Şirket kapanışlarının artması, sadece vergi kaybı değil, aynı zamanda toplumsal refahın da erimesi anlamına geliyor. Uzmanlar, bu verilerin bir alarm zili olarak kabul edilmesi gerektiğini ve reel sektörün üzerindeki mali yüklerin hafifletilmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguluyor. Ekonomideki bu sessiz ama derin sarsıntı, sokaktaki vatandaştan en büyük sanayiciye kadar herkesin gündeminin ilk sırasına yerleşmiş durumda.

Muhabir: Haber Merkezi