Eğer bunları ben söyleseydim, önyargıları mantıklarının önünde giden statükocuların neler söyleyebileceğini tahmin ediyorum.
Ancak yazacaklarım basında yer alan ve genelkurmay tarafından yalanlanmayan belgeler.
ÇETİN DOĞAN’IN İCRAATLARI GENELKURMAY ARŞİVİNDE
Balyoz darbe planını hazırlayıp, uygulamaya koymakla suçlanan Çetin Doğan’ı ordu içerisinde bazı subayların da genelkurmaya şikayet ettikleri ve bu mektupların dönemin Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök’ün talimatı ve Genel Kurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Aslan Güner’in“bir örnek muhafaza edilsin” emri ile özel bölmede saklandığı ortaya çıktı.
Bakın, saklanan bu belgede hangi konular yer alıyor.
“-1.Ordu Komutanı Çetin Doğan, TSK’nın gelenek ve teamüllerine aykırı olarak başta Genelkurmay Başkanımız olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt gibi komutanlarımızı karalayıcı tutum ve davranışlar içerisindedir. Bu yöndeki söylem ve davranışlarını küçük rütbeli personelin yanında yapması hayret vericidir.
-Bunun iki anlamı vardır. Ya bu komutanımız bulunduğu makamın gerektirdiği olgunluğa sahip değil, ya da işin içerisinde başka hesaplar bulunmaktadır! Diğer ordu komutanlarına kadar uzanan bir destek tabanı oluşturarak yükselmek istemektedir.
-Silahlı Kuvvetler kişileri bu makama getiriyorsa, o kişiler bu makamların gerektirdiği saygınlığa ve dürüstlüğe sahip olmak zorundadır.
-TSK’nın hiyerarşik yapısının ve ananevi değerlerinin bozulmasına, keyfi ve şahsi ihtiraslara alet edilmesine seyirci kalmayız.”
Hiçbir yorum katmadan Çetin Doğan paşayı Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarında onur konuğu olarak alkışlattıranların dikkatine sunmak istedim.
Ergenekon sanıklarının darbe yapmak değil, darbeye zemin hazırlamak , orduyu ikna etmek amacıyla uygun zemini hazırlamak için toplumun değişik kesimlerinden insanları örgütlemek ve suça teşvik etmekle suçlandıklarını bile bile”ne olmuş yani, bu insanlar darbe mi yapmışlar? gibi sahte ve mahcup bir avunmanın ardına saklananlar bir kez daha düşünsünler diye yazdım.
AİLESİ TEĞMEN ÇELEBİ’ Yİ UYARMIŞ!
Ergenekon sanığı teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin 29 aydır tutuklu kalması üzerinden bir halk kahramanı yaratmak isteyen, bu ve benzeri olaylardan yola çıkarak devletin derinliklerine sızarak ülkeyi yönetmeye çalışmış karanlık çeteleri temize çıkarmaya ya da yokmuş gibi göstermeye çalışanlar için de iki çift sözüm var.
Kuşkusuz gözaltı ve yargılama süreçlerinde haksız, adil olmayan uygulamalar yapıldı. Tutukluluk hali bir tedbir olmaktan çıkıp, cezaya dönüştü ve tüm bunlardan dolayı kamu vicdanı rahatsız oldu.
Ancak adı ne olursa olsun veya siz adına ne derseniz deyin, ülkemiz ve demokrasi için en büyük tehlike ve tehdit unsuru olan bu çetelerden kurtulmak için destek olmak yerine duygusal tepkileri argüman olarak kullanıp, hedef şaşırtmaya kimsenin hakkı yoktur.
Bu genç teğmenin beynini yıkayanlar kadar, sözüm ona suçluluğunu kanıtlamak adına onun cep telefonu rehberine sonradan telefon kayıtları yükleyenler de suçludur ve yargılanmalıdır.
Ama bu kasıtlı numara yükleme dışında adı geçen teğmenin Hizb-ut Tahrir örgütü yöneticileriyle sehven değil 115 kez görüştüğü, yakalanmadan önce mahkeme kararlarıyla yapılan dinlemelerle sabitken salt emniyette kimi işgüzarların yaptığı gereksiz bir operasyonu bahane ederek, geçmişte ailesinin bile bu ilişkilerden rahatsız olarak uyardığı bu teğmeni; piru pak kahraman asker yapma çabalarını anlamak mümkün değildir.
Şimdi ne olur, eğri oturup doğru konuşalım. TSK’ni, kendi içindekileri çürükleri temizlemediği için eleştiren bizler mi, yoksa kendi karanlık amaçlarına orduyu alet etmek isteyen bu kahramanlar mı yıpratıyor.
Her fırsatta darbe çığırtkanlığı yaparak orduyu göreve çağıran ve hatta hızını alamayınca oturup darbe günlükleri tutanlar, seminer planı diye yutturmaya çalıştıkları darbe senaryolarıyla iktidar devirme hesapları yapanlar değil de biz mi orduyu yıpratmış oluyoruz.
Değişim ve demokrasi talepleri tüm dünyayı sarmışken darbelerden medet umanlar boşa heveslenmesinler.