Kimi annesinin elini son kez öptü, kimi çocuğunu uyurken bıraktı, kimi daha birkaç gün önce ailesiyle gelecek planları yapıyordu. Sonra bir telefon çaldı, bir kapı çalındı ve o evde hayat bir daha eskisi gibi olmadı.
İstiklal Savaşı’nda bugünkü Çorum sınırları esas alındığında binlerce Çorumlu şehit düştü. Aradan geçen yıllarda askerler, polisler ve güvenlik görevlileri de farklı görev bölgelerinde şehadet mertebesine ulaştı.
Çorum’un merkezinden Sungurlu’ya, İskilip’ten Osmancık’a, Alaca’dan Mecitözü’ne kadar pek çok ilçede aynı acının izi kaldı. Mezarlıklarda dalgalanan Türk bayrakları, evlerde saklanan üniformalar, duvarlardan hiç indirilmeyen fotoğraflar ve yıllar geçse de oğlunun yolunu gözler gibi kapıya bakan anne babalar, abisinin cenazesine üniformasıyla katılan kızlar, kerdeşler…
Her şehidin ardında yarım kalan bir hayat vardı.Bir düğün yapılamadı. Bir baba çocuğunun büyüdüğünü göremedi. Bir anne, oğlunun sevdiği yemeği bir daha onun için hazırlayamadı. Bir çocuk, babasının sesini yalnızca eski görüntülerden dinleyebildi.

Takvim yaprakları değişti, yıllar geçti. Ancak şehit ailelerinin evlerinde bazı saatler hiç ilerlemedi. O son vedanın, o son telefon konuşmasının, o son sarılmanın zamanı hâlâ aynı yerde kaldı.
Çorum bugün sokaklarında huzurla yürüyorsa, Türk bayrağı bu topraklarda özgürce dalgalanıyorsa bunun bedelini canıyla ödeyen evlatların hatırası şehrin omuzlarında taşınıyor.
Onların isimleri bazen bir okulda, bazen bir caddede, bazen bir parkta yaşatılıyor. Ancak asıl yerleri, geride bıraktıkları ailelerin ve Çorum halkının hafızasında.
Çünkü bazı insanlar ölmez.
Bir annenin duasında, bir çocuğun gözlerinde, dalgalanan bir bayrakta ve memleketinin toprağında yaşamaya devam eder.
Çorum, vatan uğruna toprağa düşen evlatlarını unutmadı, unutmayacak.
