ABD merkezli araştırma kuruluşu Citrini Research tarafından 22 Şubat 2026’da yayımlanan “2028 Küresel Zeka Krizi” başlıklı analiz, 26 Şubat 2026 itibarıyla küresel piyasalarda sert satışlara yol açtı. Raporda, 2027–2028 döneminde yapay zekâ kaynaklı yapısal bir kırılma yaşanabileceği ve bu sürecin büyük ölçekli işsizlik ile borsalarda yüzde 57’ye varan düşüş riskini tetikleyebileceği senaryosu modellendi. Çalışma, bunun bir tahmin değil; olası bir risk zincirinin simülasyonu olduğunu özellikle vurguladı.
Raporun yayımlanmasının ardından özellikle yazılım hizmeti sunan şirketler, ödeme sistemleri ve teknoloji hisselerinde dalgalanma gözlendi. Analizde, ileri seviye “agentik” yapay zekâ sistemlerinin şirketlerin maliyet yapısını kökten değiştirebileceği varsayımı temel alındı.
Yapay zekâ sıçraması ve SaaS modeli üzerindeki baskı
Analizin merkezinde, 2025 sonu ile 2026 başında yapay zekâ alanında güçlü bir teknolojik sıçrama yaşanması ihtimali bulunuyor. Bu senaryoya göre şirketler, dışarıdan abonelikle yazılım almak yerine kendi yapay zekâ sistemleriyle ihtiyaç duydukları çözümleri üretmeye başlayabilir. Bu durum, Hizmet Olarak Yazılım modeliyle çalışan firmaların gelir yapısını zayıflatabilir.
Özellikle Zendesk, Asana ve ServiceNow gibi bulut tabanlı yazılım şirketlerinin abonelik gelirlerinde sert düşüşler yaşanabileceği ifade ediliyor. Gelir daralmasının kitlesel işten çıkarmalara yol açması, finansman yükü taşıyan şirketlerde temerrüt riskini artırabilir. Bu zincirleme etki, kredi piyasalarına ve bankacılık sektörüne sıçrayabilecek bir baskı unsuru olarak değerlendiriliyor.
Beyaz yakalı iş gücü ve gig ekonomisi riski
Rapor, yazılımcı, pazarlama uzmanı ve ofis çalışanı gibi beyaz yakalı grupların iş kaybı yaşaması halinde alternatif gelir arayışıyla gig ekonomisine yönelebileceğini öne sürüyor. Platform bazlı, proje veya teslimat odaklı işlere yönelim arttıkça ücretlerin aşağı yönlü baskı görebileceği ve toplam tüketimin zayıflayabileceği belirtiliyor.
Bu çerçevede “ghost GDP” olarak tanımlanan bir tabloya dikkat çekiliyor. Buna göre ekonomi makro göstergelerde büyüyor gibi görünse de gelir dağılımı bozulduğu için hane halkının harcanabilir geliri aynı ölçüde artmıyor. Tüketim zayıfladıkça şirket gelirleri geriliyor ve finansal sistem üzerindeki baskı derinleşiyor.
Finans piyasaları ve olası resesyon senaryosu
Analizde, ABD borsalarının referans endeksi olan S&P 500’ün zirve seviyesinden yüzde 38 gerileyebileceği; mortgage piyasasında eş zamanlı bir stres oluşması halinde düşüşün yüzde 57’ye kadar çıkabileceği ifade edildi. Bu oran, 2008 küresel finans krizine benzer bir daralma ihtimaline işaret ediyor.
Rapora göre merkez bankalarının müdahale kapasitesi de sınırlı olabilir. Senaryo, krizin talep daralmasından değil; üretkenliğin aşırı artışı ve emek talebinin yapısal olarak azalmasından kaynaklanabileceğini varsayıyor. Bu nedenle para politikası araçlarının etkisinin zayıf kalabileceği öne sürülüyor.
Türkiye’ye olası yansımalar
Analiz doğrudan Türkiye’yi hedef almamakla birlikte, küresel ölçekte yaşanacak bir resesyonun Türkiye ekonomisini dolaylı olarak etkileyebileceği değerlendiriliyor. Yazılım, finans, danışmanlık ve çağrı merkezi gibi beyaz yakalı sektörlerde küresel daralma yaşanması halinde dış talep kanalı üzerinden baskı oluşabilir.
Ayrıca küresel finansal dalgalanma, döviz kuru ve enflasyon kanalıyla bütçe dengeleri üzerinde baskı yaratabilir. Bu durum, kamu maliyesi ve ücret politikaları açısından ikincil etkiler doğurabilir. Evrensel temel gelir gibi sosyal politika tartışmalarının da uluslararası düzeyde yeniden gündeme gelmesi beklenebilir.
Senaryo mu, kehanet mi
Citrini Research raporunun en dikkat çekici yönü, metnin başında yer alan uyarı oldu. Çalışmada, bunun bir tahmin ya da kesin öngörü değil; yeterince incelenmediği düşünülen bir “sol kuyruk riski”nin modellenmesi olduğu açıkça belirtildi. Yani analiz, yapay zekânın aşırı başarılı olması durumunda ortaya çıkabilecek sistemik sonuçları ele alıyor.
Piyasalardaki sert tepki ise yapay zekâ teknolojilerinin son dönemde hızla gelişmesiyle birlikte yatırımcı hassasiyetinin artmış olmasına bağlanıyor. Bir kesim raporu abartılı bulurken, bir kesim ise düşük olasılıklı ancak yüksek etkili risklerin ciddiye alınması gerektiğini savunuyor.




