“Cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla 22 Haziran’da tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen gazeteci Fatih Altaylı, kişisel YouTube kanalında yayınlanan bir mektupla kamuoyuna seslendi. Altaylı, mektubunda cezaevindeki ilk günlerinden kişisel gözlemlerine, RTÜK ve Adalet Bakanı’na eleştirilerden, Türkiye’nin hukuk düzenine ve ekonomi politikalarına dair çarpıcı mesajlar verdi.
"TCK 310 bana uygulanamaz, bu bir hukuk garabeti"
Altaylı, mektubunda tutuklanma sürecine ilişkin eleştirilerini net ifadelerle dile getirdi. Türk Ceza Kanunu 310. maddenin sadece “fiili saldırı” halinde uygulanabileceğini hatırlatarak, bu suçun kapsamına girmediğini vurguladı. Eski AK Parti MKYK Üyesi Mücahit Birinci’nin bu yöndeki hukuki itirazını “doğruyu söyleme cesareti” olarak nitelendirdi.
RTÜK Başkanı’na sert çıkış: “Sadece bana mı lisans gerekiyor?”
Altaylı, tutukluluğunu fırsat bilen RTÜK Başkanı’nın YouTube kanalı için yeniden lisans istemesine de tepki gösterdi. “Türkiye’de bir milyon yayıncı varken lisans sadece benden isteniyorsa bu adalet değil, siyasetin yargıya el çektirmesidir” diyen Altaylı, İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun ifadesiyle “Şaka mısınız be adam?” sözlerini yineledi.
“Cezaevinde serçe var, su yok”
Altaylı, cezaevindeki yaşam koşullarını da detaylarıyla anlattı. İlk gününde pis bir odaya yerleştirildiğini, ancak dış koridordan sızan suyla odanın tabanının kendiliğinden yıkandığını anlattı. “Şimdi odam mis gibi” diyen Altaylı, temizlik ürünleri sipariş ettiğini, bir serçenin odaya girip ekmek yediğini, günlerinin çoğunu temizlik ve avukat görüşmeleriyle geçirdiğini aktardı.
"Adalet Bakanı dinlemediği konuşma hakkında konuşmasın"
Adalet Bakanı’nın kendi konuşmasını dinlemeden yorum yaptığını iddia eden Altaylı, “Ben Erdoğan’a diktatör demedim, hatta tam tersini söyledim” dedi. Bakanı “modaya uymakla” suçladı ve “Konuşmasının sonunda 'yargı bağımsızdır' demeyi bile unutmuş” diye ekledi.
"İran-İsrail ateşkesi kalıcı olmaz, petrol bahanesiyle zamlar kalıcı oldu"
Altaylı, İran-İsrail çatışmasına da değinerek, ateşkesin “sadece bir nefes molası” olduğunu ve Netanyahu ile Trump’ın yeniden saldırıya geçeceğini öngördü. Türkiye’de ise petrol fiyatları bahane edilerek zamların kalıcılaştırıldığını belirtti. “Petrol 60 dolara indiğinde düşüş pompaya yansımadı ama 75 dolara çıkınca anında zam geldi” dedi.
“Cezaevi harcaması 14.000 TL, emekli maaşına denk”
Cezaevinde haftalık kantin harcama limitinin 3500 TL olduğunu, iyi halli tutuklular için bunun artırılabildiğini belirten Altaylı, “Bu, ayda 14.000 TL eder. Cezaevinde kira yok, ısınma bedava. Ama yine de yetmiyorsa emekli ne yapsın?” diyerek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e seslendi.
"Yalnızlık dışında her şey yolunda"
Altaylı, cezaevindeki en büyük sorunun yalnızlık olduğunu belirtti. Diğer tutuklularla sadece koridorlarda ve avukat görüş odasında cam arkasından selamlaşabildiğini anlattı. Şişli, Beşiktaş, Esenyurt ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanları ile karşılaştığını, en kıdemli tutuklu olan Ahmet Özer’in cam arkasından bağırarak nasihat verdiğini yazdı.
“Gençler bu ülkeye sahip çıkarken biz kenarda duramayız”
Mektubunu umut dolu cümlelerle tamamlayan Altaylı, ülkenin geleceğine gençlerin sahip çıktığını ve kendilerinin de bu mücadeleden geri duramayacağını söyledi. “Bir ülkemiz, gençlerimizin bir geleceği var. İkisine de sahip çıkmalıyız. İkisi de çok değerli, o yüzden bedeli yüksek” ifadelerini kullandı.
Altaylı'nın mektubu, hem içerik hem de ton açısından sadece kişisel bir savunma değil, aynı zamanda Türkiye’nin hukuk, medya ve ekonomi sistemine dair kapsamlı bir eleştiri ve çağrı niteliği taşıyor.


