Her yıl 4 Ekim’de kutlanan Dünya Hayvanları Koruma Günü, evcil hayvanlardan yaban hayatına, çiftlik hayvanlarından deniz canlılarına kadar bütün hayvanların yaşam koşullarına dikkat çekiyor. İlk kez 1925 yılında Almanya’nın Berlin kentinde düzenlenen etkinlikle başlayan hareket, bugün dünyanın çok sayıda ülkesinde eğitim, sahiplendirme, tedavi, kısırlaştırma, yaban hayatını koruma ve hayvan refahını geliştirme çalışmalarıyla sürdürülüyor. Türkiye’de de son yıllarda hayvanlara yönelik hukuki koruma güçlendirilirken, sahipsiz hayvanların yönetimi, bakımevlerinin kapasitesi ve uygulamadaki farklılıklar tartışılmaya devam ediyor.

Dünya Hayvanları Koruma Günü nasıl ortaya çıktı

Dünya Hayvanları Koruma Günü’nün temelleri Polonya doğumlu gazeteci, yazar ve hayvan hakları savunucusu Heinrich Zimmermann tarafından atıldı. Zimmermann, hayvanların korunmasına yönelik uluslararası bir farkındalık günü oluşturmak amacıyla ilk etkinliği 24 Mart 1925’te Berlin’de düzenledi. Etkinliğe binlerce kişinin katıldığı belirtiliyor.

Zimmermann’ın asıl hedefi etkinliği 4 Ekim’de gerçekleştirmekti. Bu tarih, hayvanlar ve doğayla ilişkilendirilen Assisili Aziz Francis’in anma günü olması nedeniyle seçildi. Dünya Hayvanları Koruma Günü 1929’dan itibaren 4 Ekim’de düzenlenmeye başlandı. 1931 yılında İtalya’nın Floransa kentinde gerçekleştirilen uluslararası hayvan koruma kongresinde 4 Ekim’in evrensel bir hayvanları koruma günü olarak kabul edilmesiyle hareket uluslararası nitelik kazandı.

Amaç yalnızca kedi ve köpekleri korumak değil

4 Ekim denildiğinde çoğu zaman akla sokak hayvanları ve evcil hayvanlar gelse de günün kapsamı çok daha geniş. Dünya Hayvanları Koruma Günü; çiftlik hayvanları, yük ve çalışma hayvanları, laboratuvarlarda kullanılan hayvanlar, deniz canlıları, yaban hayvanları ve nesli tehdit altında bulunan türleri de kapsıyor.

Günün temel hedefi, hayvanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, kötü muamele ve ihmalin önlenmesi, bilinçli hayvan sahipliğinin yaygınlaştırılması ve toplumların hayvan refahı konusunda daha yüksek standartlara ulaşması olarak öne çıkıyor.

2026 temasında hayvanların gözünden dünyaya bakmak öne çıkıyor

2026 yılı Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde hayvanların yaşam alanlarına, doğal davranışlarına ve ihtiyaçlarına onların bakış açısından yaklaşılması gerektiği mesajı öne çıkarılıyor. İnsanların yalnızca kendi ihtiyaçlarını değil, birlikte yaşadığı canlıların refahını da dikkate alması hedefleniyor.

Bu yaklaşım, özellikle kentleşme, yoğun hayvancılık, turizm, yaban hayatının daralan yaşam alanları ve sahipsiz hayvanların yönetimi gibi başlıklarda daha duyarlı politikaların geliştirilmesi gerektiğini gündeme getiriyor.

Dünyada 4 Ekim’de neler yapılıyor

Dünyanın farklı ülkelerinde 4 Ekim dolayısıyla hayvan bakımevlerinde açık günler düzenleniyor, sahiplendirme kampanyaları gerçekleştiriliyor ve veteriner hekimler tarafından sağlık taramaları yapılıyor. Okullarda çocuklara hayvan sevgisi ve sorumlu hayvan sahipliği anlatılırken, sivil toplum kuruluşları da kötü muamele, yasa dışı hayvan ticareti ve yaban hayatının korunması konularında kampanyalar yürütüyor.

Bazı ülkelerde ise kısırlaştırma ve aşılama programları, mikroçip uygulamaları, sokakta yaşayan hayvanların kayıt altına alınması ve kontrollü sahiplendirilmesi üzerinde duruluyor. Yaban hayatı açısından da kaçak avcılıkla mücadele, doğal yaşam alanlarının korunması ve nesli tehdit altındaki türlerin izlenmesi öncelikli çalışmalar arasında yer alıyor.

Hayvan refahında uluslararası standartlar genişliyor

Dünya genelinde hayvan refahına ilişkin standartlar son yıllarda önemli ölçüde genişledi. Başlangıçta hayvanların taşınması, kesim sırasında refahı ve hastalık kontrolü gibi alanlara odaklanan düzenlemeler, zamanla araştırmalarda kullanılan hayvanlardan çalışma hayvanlarına, sahipsiz köpeklerden çiftlik hayvanlarına kadar birçok alanı kapsar hale geldi.

Avrupa’da da köpek ve kedilerin refahı, üretimi, barınması, kayıt altına alınması ve ticaretinin izlenebilirliği konusunda daha ortak ve sıkı kurallar geliştirilmesi yönünde çalışmalar sürüyor. Amaç, hem kötü koşulları azaltmak hem de yasa dışı hayvan ticaretinin önüne geçmek.

Olumlu gelişmeler dikkat çekiyor

Son yıllarda hayvan refahı konusunda kamuoyu baskısının sonuç verdiği örnekler de artıyor. Bazı ülkelerde vahşi hayvanların turizm amaçlı kullanılmasına yönelik kısıtlamalar genişletilirken, hayvanların yoğun şekilde tutulduğu ticari projeler kamuoyu tepkisi nedeniyle yeniden değerlendiriliyor.

Kuduzla mücadelede de aşılama, kayıt, toplum eğitimi ve yerel yönetimlerin koordinasyonu sayesinde olumlu sonuçlar elde eden ülkeler bulunuyor. Bu çalışmalar, sahipsiz hayvan sorununda yalnızca toplama değil, koruyucu veterinerlik ve uzun vadeli nüfus yönetiminin önemini ortaya koyuyor.

Ancak sorunlar dünya genelinde sürüyor

Hayvan refahında ilerlemelere rağmen kötü koşullar tamamen ortadan kalkmış değil. Yoğun hayvancılık sistemlerinde çok sayıda hayvanın dar alanlarda tutulması, doğal davranışlarını sergileyememesi ve yüksek üretim baskısıyla karşı karşıya kalması en önemli tartışma alanlarından biri olarak öne çıkıyor.

Yaban hayvanlarının turizm amacıyla kullanılması, zincirlenmesi, zorla eğitilmesi ve doğal ortamlarından uzak tutulması da hayvan refahı açısından eleştirilen uygulamalar arasında yer alıyor.

Çorum gastronomisi San Sebastian’da dünya sahnesine çıkıyor
Çorum gastronomisi San Sebastian’da dünya sahnesine çıkıyor
İçeriği Görüntüle

Yasa dışı hayvan ticareti önemli bir tehdit

Egzotik hayvan ticareti özellikle sürüngenler, kuşlar, memeliler ve amfibiler açısından ciddi bir sorun oluşturuyor. Hayvanların doğal ortamlarından alınması, uzun mesafelerde taşınması ve uygun olmayan koşullarda tutulması hem hayvan refahını hem de biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor.

Kaçak hayvan ticareti aynı zamanda bazı türlerin popülasyonlarının hızla azalmasına neden olurken, ekosistemlerin doğal dengesini de olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle uluslararası denetim ve sınır ötesi iş birliği büyük önem taşıyor.

Türkiye’de hayvanları koruma mevzuatı 2004’te şekillendi

Türkiye’de hayvanların korunmasına ilişkin temel hukuki çerçeve 2004 yılında çıkarılan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile oluşturuldu. Kanunla hayvanlara kötü davranılması, aç veya susuz bırakılması, fiziksel ve psikolojik acı çektirilmesi ve uygun olmayan koşullarda barındırılması yasaklandı.

2021 yılında yapılan değişikliklerle hayvanlara yönelik bazı fiiller yalnızca idari yaptırım konusu olmaktan çıkarılarak suç kapsamına alındı. Evcil veya ev hayvanını kasten öldürme, işkence ve kötü muamele gibi eylemler için hapis cezaları düzenlendi. Aynı süreçte kedi ve köpeklerin dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına alınmasına yönelik hükümler de güçlendirildi.

2024 düzenlemesi sahipsiz hayvan sistemini değiştirdi

Türkiye’de sahipsiz hayvanlara ilişkin en kapsamlı değişikliklerden biri 2024 yılında yapıldı. Yeni düzenlemeyle sahipsiz hayvanların bakımevlerine alınması, rehabilite edilen köpeklerin sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde tutulması ve yerel yönetimlere yeni yükümlülükler getirilmesi öngörüldü.

Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve belirli nüfusun üzerindeki belediyelere hayvan bakımevleri kurma veya mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirme sorumluluğu verildi. Belediyelerin bu alana bütçelerinden belirli oranlarda kaynak ayırması da düzenlemeler arasında yer aldı.

Ötanazi düzenlemesi tartışmaların merkezinde yer aldı

2024’teki yasal değişikliğin en fazla tartışılan bölümlerinden biri bakımevlerine alınan köpeklere ilişkin ötanazi hükümleri oldu. İnsan ve hayvan sağlığı açısından ciddi tehlike oluşturan, davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan hayvanlara yönelik uygulanabilecek tedbirler tartışma yarattı.

Düzenleme bir yandan kamu güvenliği, kuduz riski ve sahipsiz hayvan nüfusunun kontrolü gerekçeleriyle savunulurken, hayvan hakları savunucuları ve bazı meslek kuruluşları bakımevi kapasitesi, denetim, uygulama farklılıkları ve hayvan refahına yönelik riskler konusunda eleştiriler dile getirdi.

Kısırlaştırma ve aşılama kritik önem taşıyor

Sahipsiz hayvan nüfusunun yönetiminde yalnızca hayvanların sokaktan toplanması yeterli görülmüyor. Sorumlu sahiplenme, terk etmenin önlenmesi, kayıt sistemi, aşılama, kısırlaştırma ve düzenli veteriner hizmetleri uzun vadeli yönetimin temel bileşenleri arasında değerlendiriliyor.

Kuduzla mücadelede kitlesel köpek aşılaması, toplum eğitimi ve düzenli veteriner hizmetleri en önemli araçlardan biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle yerel yönetimlerin yalnızca bakımevi kapasitesine değil, koruyucu veterinerlik hizmetlerine de yatırım yapması gerektiği belirtiliyor.

Barınakların niteliği sayı kadar önemli

Hayvan bakımevlerinin yalnızca kapasite açısından büyümesi yeterli değil. Hayvan başına düşen alan, hijyen, düzenli veteriner hekim kontrolü, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, karantina imkânları, beslenme, egzersiz ve davranışsal ihtiyaçların karşılanması da hayvan refahının temel unsurlarını oluşturuyor.

Kontrolsüz biçimde çok sayıda hayvanın sınırlı kapasiteye sahip tesislerde tutulması yeni sağlık ve refah sorunları yaratabiliyor. Bu nedenle bakımevlerinin yalnızca hayvanların toplandığı yerler değil, tedavi, rehabilitasyon ve sahiplendirme süreçlerinin yürütüldüğü nitelikli tesisler olması gerekiyor.

Hayvan terk etmek sorunun önemli kaynaklarından biri

Hayvan refahının önündeki önemli sorunlardan biri de sahipli hayvanların terk edilmesi. Taşınma, bakım maliyetleri, davranış sorunları veya plansız sahiplenme nedeniyle kedi ve köpeklerin sokağa bırakılması sahipsiz hayvan nüfusunu artırabiliyor.

Bu nedenle hayvan sahiplenmenin geçici bir heves olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Bir hayvanın beslenmesi, sağlık kontrolleri, aşıları, güvenliği ve yaşam boyu bakımı sahiplenen kişinin sorumluluğunda bulunuyor.

İklim değişikliği yaban hayatını da etkiliyor

Hayvanları koruma meselesi artık yalnızca doğrudan insan-hayvan ilişkisi üzerinden ele alınmıyor. Orman yangınları, kuraklık, seller, okyanusların ısınması, plastik kirliliği ve yaşam alanlarının daralması da milyonlarca hayvanı doğrudan etkiliyor.

Doğal yaşam alanlarının parçalanması, hayvanların yerleşim alanlarına yaklaşmasına ve insan-yaban hayatı çatışmalarının artmasına yol açabiliyor. Bu nedenle modern hayvan koruma politikalarında ekosistemin bütün olarak korunması giderek daha fazla önem kazanıyor.

4 Ekim’de bireysel olarak neler yapılabilir

Dünya Hayvanları Koruma Günü yalnızca kurumların etkinlik yaptığı sembolik bir gün olarak görülmüyor. Vatandaşların hayvan sahiplenirken satın almak yerine güvenilir bakımevlerinden veya sahiplendirme ağlarından yararlanması, sahipli hayvanlarını terk etmemesi, kayıt ve aşılarını yaptırması önem taşıyor.

Yaralı veya hasta hayvanların ilgili belediye birimlerine ya da veteriner hekimlere bildirilmesi, yaban hayvanlarının doğal ortamından alınmaması ve hayvana şiddet görüldüğünde yetkili kurumlara haber verilmesi de bireysel düzeyde yapılabilecekler arasında bulunuyor.

Olumlu tablo farkındalığın büyümesi

Geçmişe kıyasla hayvanlara yönelik toplumsal duyarlılığın artması, gönüllü kuruluşların çoğalması, veteriner hizmetlerinin gelişmesi ve hukuki yaptırımların genişlemesi önemli kazanımlar olarak öne çıkıyor. Eğitim kurumlarında hayvan sevgisine yönelik etkinliklerin yaygınlaşması da çocukların erken yaşta sorumluluk bilinci kazanmasına katkı sağlıyor.

Teknolojinin gelişmesiyle kayıp hayvanların mikroçip üzerinden bulunabilmesi, yasa dışı hayvan ticaretinin daha iyi takip edilmesi ve yaban hayatının kamera sistemleriyle izlenmesi gibi yeni imkânlar da hayvanların korunmasına yardımcı oluyor.

Olumsuz tablo ise hâlâ geniş

Buna karşılık hayvana şiddet, terk edilme, kontrolsüz üretim, kötü barınak koşulları, kaçak avcılık, yasa dışı hayvan ticareti, yoğun hayvancılıktaki refah sorunları ve doğal yaşam alanlarının kaybı dünyanın birçok bölgesinde devam ediyor.

4 Ekim bu nedenle yalnızca hayvan sevgisinin hatırlandığı bir gün değil; insanların birlikte yaşadığı diğer canlılara karşı sorumluluğunu yeniden değerlendirdiği bir tarih olarak öne çıkıyor. Yaklaşık bir asır önce Berlin’de birkaç bin kişinin katıldığı bir etkinlikle başlayan hareket, bugün hayvan refahının halk sağlığı, çevre, iklim, hukuk ve kent yönetimiyle birlikte ele alındığı küresel bir gündeme dönüşmüş durumda.

Kaynak: Yayla Haber