Tüm dünyanın son yıllarda öğrendiği karantina ve salgınla mücadele gibi kavramların, aslında günümüzden 3300 yıl önce Anadolu'da uygulandığı ortaya çıktı. Çorum'daki Hitit başkenti Hattuşa'da bulunan ve tıp tarihçilerini şaşkına çeviren kil tabletler, Hititlerin mikrop ve virüsleri bilmeden, salgın hastalıkların yayılmasını nasıl engellediğine dair inanılmaz bilgiler sunuyor. Bu keşif, "bulaşıcılık" kavramının, mikroskobun icadından binlerce yıl önce Çorum topraklarında yaşayan bir medeniyet tarafından anlaşıldığını kanıtladı.

Hattuşa'daki devlet arşivlerinde bulunan "Veba Duaları" adlı tabletler, sadece dini bir yakarış değil, aynı zamanda bir salgınla mücadele günlüğü niteliği taşıyor. Tabletlerde Kral II. Murşili, babasının ölümüne de yol açan ve 20 yıl süren veba salgını için tanrılara yakarırken, hastalığın nasıl yayıldığına dair yaptığı gözlemleri de kayda geçirmişti. Hititler hastalığa neyin sebep olduğunu bilmese de, hastalığın insandan insana temasla, hasta insanların kullandığı eşyalarla ve salgının yaşandığı topraklardan gelen esirler veya hayvanlar aracılığıyla yayıldığını net bir şekilde tespit etmişti.

Bu tespitten yola çıkan Hititler, salgını durdurmak için günümüzdeki uygulamaları aratmayan bir dizi önlem almıştı. Tabletlerdeki talimatlara göre, vebalı olduğu anlaşılan kişiler ve askerler sağlıklı olanlardan ayrılarak farklı köylere veya kamplara yerleştiriliyordu. Hastalığın Mısır'dan gelen savaş esirleri yoluyla başladığını anladıklarında ise, ülke sınırlarında ve esir kamplarında bir tür ilkel "karantina" ve kontrol mekanizması kurmuşlardı. Ayrıca, salgın bölgeleriyle temas eden kişilerin veya eşyaların, özel arınma ritüelleriyle "temizlenmeden" başkent Hattuşa'ya girmesi yasaktı.

Hititlerin yöntemi, dini inançlarla keskin bir gözlem gücünün birleşimiydi. Salgını tanrıların gazabı olarak görseler de, bu gazabın yayılmasını engellemek için tamamen rasyonel ve bilimsel temellere dayanan epidemiyolojik yöntemler kullanıyorlardı. Çorum'da toprağın altından çıkan her bir tablet, insanlığın ortak zekasına ve hayatta kalma mücadelesine ışık tutarak, bilimin temelinin dikkatli gözlem olduğunu hatırlatıyor.


