2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan Madımak Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır toplumsal kırılmalardan biri olarak hafızalarda yerini koruyor. Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için Sivas’a gelen yazar, ozan, sanatçı ve aydınların kaldığı Madımak Oteli, saatler süren kuşatma ve saldırıların ardından ateşe verildi. Katliamda 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti; olaylarda 2 saldırganın da ölmesiyle toplam can kaybı 37 olarak kayıtlara geçti.

Etkinlikler Pir Sultan Abdal anması için düzenlenmişti

1993 yılında Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri, Alevi-Bektaşi kültürünün önemli isimlerinden Pir Sultan Abdal’ı anmak amacıyla organize edilmişti. Etkinliklere Türkiye’nin farklı kentlerinden yazarlar, sanatçılar, ozanlar, akademisyenler ve aydınlar katıldı.

O dönem Sivas’a gelen isimler arasında Aziz Nesin, Muhlis Akarsu, Hasret Gültekin, Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nesimi Çimen, Uğur Kaynar ve çok sayıda kültür-sanat insanı bulunuyordu. Etkinlikler, yalnızca kültürel bir program olarak değil, aynı zamanda Alevi toplumunun kamusal görünürlüğü açısından da sembolik önem taşıyordu.

W9 Fw4 R5Gi Pgz X L U6X N Mhz Fc0Da Hxkc H B

Aziz Nesin tartışması gerilimin merkezine yerleştirildi

Olaylardan önce en çok hedef gösterilen isimlerden biri Aziz Nesin’di. Nesin, Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” adlı kitabı etrafında yürüyen tartışmalar nedeniyle bazı radikal çevrelerin hedefindeydi.

Katliamdan bir gün önce yaptığı konuşma ve Sivas’ta bulunması, olayları kışkırtmak isteyen gruplar tarafından propaganda malzemesi haline getirildi. Daha sonra yargılama sürecinde de Aziz Nesin’in varlığı, ilk mahkeme kararında sanıklar lehine “haksız tahrik” gerekçesi yapılacak ve bu durum mağdur aileleri ile avukatların en çok tepki gösterdiği başlıklardan biri olacaktı.

S P Xjl01 T Udy46Lwq U Eu M C H W1Z G280Ugf

Çorum’un sanayi hafızası: Çimento Fabrikası’nın eski görüntüsü nostalji yaşattı
Çorum’un sanayi hafızası: Çimento Fabrikası’nın eski görüntüsü nostalji yaşattı
İçeriği Görüntüle

O gün Sivas’ta hedef gösterici sloganlar atıldı

2 Temmuz günü cuma namazı sonrasında toplanan kalabalık, önce kent merkezinde yürüyüşe geçti. Çeşitli rapor ve iddianame kayıtlarında kalabalığın “Sivas Aziz’e mezar olacak”, “Kahrolsun laiklik”, “Yaşasın şeriat”, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” benzeri sloganlar attığı yer aldı.

Bu sloganlar, olayın yalnızca Aziz Nesin’e yönelmiş anlık bir tepki olmadığını gösterdiği gerekçesiyle yıllar boyunca tartışıldı. Mağdur aileleri, avukatlar ve insan hakları savunucuları, bu söylemlerin saldırının laiklik, Aleviler, aydınlar ve kültürel çoğulculuk karşıtı siyasal niteliğini ortaya koyduğunu savundu.

B X3 L U P Yg Ic Xi H5 Yi Xe X E L I E3Bs M A Q6I4

Kalabalık önce valilik ve kültür merkezi çevresinde toplandı

O gün kalabalığın ilk toplandığı alanlardan biri valilik çevresi oldu. Sloganlar ve protestolar burada devam ederken, etkinliklerin yapıldığı kültür merkezi de hedef alındı.

Kültür merkezine yönelik gerilimin ardından kalabalık Madımak Oteli’nin önüne yöneldi. Otelde, etkinlik için kente gelen çok sayıda sanatçı, yazar ve davetli bulunuyordu. Saatler ilerledikçe otelin önündeki kalabalık büyüdü ve güvenlik önlemleri yetersiz kaldı.

B3S7 Gj B F L A T S8Iy X Y Xh S Br2He Pwwdf T1

Madımak Oteli saatlerce kuşatma altında kaldı

Madımak Oteli’nin önü, öğleden sonra giderek kalabalıklaşan gruplar tarafından kuşatıldı. Otelde bulunanlar, dışarı çıkmaları halinde can güvenliklerinin sağlanamayacağı endişesiyle içeride bekledi.

Devlet Denetleme Kurulu raporunda, oteldekilerin tahliyesinin olayların belirli bir aşamasına kadar mümkün olduğu, ancak valilik ve güvenlik birimlerinin bu konuda yeterli kararlılığı göstermediği kanaatine yer verildi. Raporda, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in takviye kuvvetlerin geleceği beklentisiyle otelde kalınmasının daha güvenli olacağı yönünde telkinlerde bulunduğu değerlendirmesi de yer aldı.

4Dml1 Tivq F E R Riwd S M Fd8 V6Ad D Nexab4

Kamu görevlilerinin tutumu yıllarca tartışıldı

Madımak Katliamı’nın en tartışmalı başlıklarından biri, kamu görevlilerinin olaylara zamanında ve etkili müdahale edip etmediği oldu. Kalabalığın saatler boyunca dağılmaması, oteldekilerin tahliye edilememesi ve yangın başladıktan sonra kurtarma çalışmalarındaki yetersizlik, yıllar boyunca eleştirildi.

Katliamdan sonra yalnızca saldırganların değil, olay günü görevde bulunan idari ve güvenlik sorumlularının da etkin şekilde soruşturulması gerektiği savunuldu. Mağdur aileleri ve avukatlar, kamu görevlilerinin ihmallerinin yargı sürecinde yeterince ele alınmadığını belirterek davanın “cezasızlık” tartışmasının merkezine yerleştiğini ifade etti.

T A8Aw9Mmn O J5Hym2Vjk9Bno6E Bdam Ycz

Dönemin siyasi isimleri ve açıklamaları tepki çekti

Katliam sırasında Türkiye’de DYP-SHP koalisyon hükümeti görevdeydi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ve Kültür Bakanı Fikri Sağlar dönemin öne çıkan siyasi aktörleri arasındaydı.

Olayların ardından Başbakan Tansu Çiller’in “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” şeklinde aktarılan açıklaması büyük tepki çekti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in olayları “münferit” olarak değerlendiren yaklaşımı ve güvenlik güçleriyle halkın karşı karşıya getirilmemesi gerektiği yönündeki sözleri de mağdur aileleri ve kamuoyunun bir bölümü tarafından eleştirildi.

Gu1 Q5 J Q W8 A A Tx6V

Belediye başkanı ve yerel aktörler de tartışmaların odağındaydı

O dönemde Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’ydu. Katliamın ardından Karamollaoğlu’nun olay günü tutumu, kalabalığa yönelik konuşmaları ve kentteki atmosferde yerel yönetimin rolü uzun yıllar tartışıldı.

Mağdur yakınları ve dava avukatları, yalnızca doğrudan saldırıya katılan kişilerin değil, olayın öncesinde hedef gösterme atmosferine katkı sunan, kalabalığı yatıştırmakta etkisiz kalan veya sorumluluğu bulunan tüm aktörlerin araştırılması gerektiğini savundu. 2023’teki son duruşmada da bazı aileler ve avukatlar, dönemin siyasi ve idari aktörlerinin dinlenmeden dosyanın kapatılmasına tepki gösterdi.

Otel ateşe verildi, içeridekiler dumandan boğularak can verdi

Saatler süren kuşatma ve saldırıların ardından Madımak Oteli ateşe verildi. Yangın kısa sürede binanın içini sardı ve içeride bulunan çok sayıda kişi yoğun dumandan etkilenerek yaşamını yitirdi.

Hayatını kaybedenler arasında Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen, Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan ve Uğur Kaynar gibi Türkiye’nin kültür, sanat ve edebiyat hafızasında önemli yeri olan isimler vardı. Katliam, yalnızca insanların öldürülmesiyle değil, aynı zamanda Türkiye’nin kültürel birikimine yönelmiş büyük bir yıkım olarak da değerlendirildi.

Aziz Nesin yangından sağ kurtuldu

Katliamın hedefindeki isimlerden Aziz Nesin, yangından sağ kurtulanlar arasındaydı. Ancak kurtarılma anında da saldırıya uğradığı, itfaiye merdiveninden indirilirken kalabalığın tepkisiyle karşılaştığı görüntüler hafızalara kazındı.

Nesin, daha sonra verdiği ifadelerde ve açıklamalarda olayın yalnızca kendisine yönelik olmadığını, sloganların ve saldırının daha geniş bir siyasal ve toplumsal hedef taşıdığını belirtti. Onun bu değerlendirmesi, yıllar boyunca Madımak tartışmalarında en çok anılan yorumlardan biri oldu.

İlk dava güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı

Katliamdan sonra 124 kişi hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı. Dava, güvenlik gerekçesiyle Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüldü.

Ankara 1 No’lu DGM, 26 Aralık 1994’te ilk kararını açıkladı. İlk kararda 26 sanık 20’şer yıl hapse mahkûm edildi; ancak mahkeme, Aziz Nesin’in varlığını ve olaylardaki “tahrik” iddiasını dikkate alarak cezaları 15 yıla indirdi. 60 sanığa Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 3’er yıl hapis cezası verilirken, 37 kişi beraat etti.

İlk karardaki haksız tahrik yorumu büyük tepki topladı

İlk mahkeme kararında Aziz Nesin’in varlığının sanıklar lehine tahrik sebebi yapılması, mağdur aileleri ve avukatlar tarafından ağır biçimde eleştirildi. Bu yaklaşımın, katliamın örgütlü ve ideolojik niteliğini gölgelediği savunuldu.

Aileler ve insan hakları savunucuları, mahkemenin ilk aşamada saldırıyı münferit öfke patlaması gibi değerlendirdiğini, oysa otelin saatlerce kuşatıldığını, hedef gösterici sloganlar atıldığını ve kamu düzeninin göz göre göre çöktüğünü belirtti. Bu nedenle ilk karar, Madımak davasının hafızasında en tartışmalı dönemeçlerden biri oldu.

Yargıtay kararı davanın niteliğini değiştirdi

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ilk kararı bozarken olayların “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik” olduğunu belirtti. Bu bozma, davanın hukuki niteliği açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi.

Bozma sonrası yeniden görülen davada mahkeme, saldırının anayasal düzene karşı işlendiği kabulüyle daha ağır hükümler kurdu. 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanık idam cezasına çarptırıldı; bazı sanıklar hakkında da farklı sürelerde hapis cezaları verildi.

İdam cezaları ağırlaştırılmış müebbete çevrildi

Yargıtay, 33 sanık hakkında verilen idam kararlarını usul yönünden bozdu. Yeniden görülen yargılamada Ankara 1 No’lu DGM, 16 Haziran 2000’de üçüncü kararını açıkladı ve 33 sanığa yeniden idam cezası verdi.

Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasının ardından bu cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi. Böylece ana davada bazı sanıklar ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi; diğer sanıklar hakkında ise 2 yıldan 15 yıla kadar değişen cezalar kesinleşti.

Firari sanıklar ve zaman aşımı davanın en tartışmalı başlığı oldu

Madımak davasında yıllar boyunca en çok tartışılan konulardan biri firari sanıklar oldu. Bazı sanıkların yakalanamaması, bazı sanıkların tahliye edildikten sonra firar etmesi ve dosyaların ayrılması, davanın etkili yürütülmediği eleştirilerini güçlendirdi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Mart 2012’de yakalanamayan bazı sanıklar hakkında zaman aşımı kararı verdi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölümleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zaman aşımı nedeniyle düşürüldü. Bu karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından 2014’te onandı.

2023’te firari üç sanık yönünden dava düşürüldü

Ana davadan ayrılan ve firari oldukları belirtilen Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkındaki dava ise Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 14 Eylül 2023’te mahkeme, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle bu üç sanık yönünden davanın düşmesine karar verdi.

Duruşmada savcılık, zaman aşımı süresinin 2 Temmuz 2023’te dolduğunu belirterek davanın düşmesini istedi. Mağdur avukatları ise katliamın insanlığa karşı suç sayılması gerektiğini, bu nedenle zaman aşımından söz edilemeyeceğini savundu. Mahkeme, avukatların itirazlarına rağmen davanın düşmesine karar verdi.

Mahkeme salonunda adalet ve zaman aşımı tartışması yaşandı

2023’teki duruşma, Madımak davasının hafızasında ayrı bir yer edindi. Mağdur aileleri, avukatlar, Alevi örgütleri, siyasetçiler ve sanatçılar duruşmayı izledi; salonun küçük olması ve güvenlik önlemleri de eleştirildi.

Avukatlar, sanıkların kaçak sayılmasının zaman aşımını durdurması gerektiğini savundu. Davayı uzun yıllar takip eden avukat Şenal Sarıhan, firari sanıkların örgütlü biçimde kaçırıldığını belirterek, “Ortada örgütlü, planlı bir eylem vardı” değerlendirmesinde bulundu.

Aileler ve avukatlar insanlığa karşı suç vurgusu yaptı

Madımak davasında mağdur ailelerinin ve avukatların temel itirazı, katliamın insanlığa karşı suç olarak değerlendirilmemesi oldu. Onlara göre olay yalnızca bireysel faillerin işlediği bir yangın suçu değil, kimlik, inanç, düşünce ve laiklik karşıtı toplu bir saldırıydı.

Avukatlar, insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmayacağını savunarak davanın düşürülmesine karşı çıktı. 2023 duruşmasında avukat Cafer Koluman’ın “Lütuf beklemiyoruz, adalet bekliyoruz” sözleri, duruşmanın hafızada kalan ifadelerinden biri oldu.

Duruşmalarda söylenen sözler hafızaya kazındı

Son dönem duruşmalarında mağdur tarafın öne çıkan ifadeleri, davanın yalnızca hukuki değil, toplumsal bir yüzleşme meselesi olduğunu gösterdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe, adaletin gecikmesinin başka acılara zemin hazırladığını savunarak sert eleştirilerde bulundu.

Avukat Deniz Aksoy’un “O gün Sivas’ta olmayan güvenlik önlemi, bugün bu adliyede var” sözleri de duruşma salonu çevresindeki yoğun güvenlik önlemlerine tepki olarak kayda geçti. Bu söz, Madımak davasındaki güvenlik ve adalet paradoksunu anlatan sembolik ifadelerden biri haline geldi.

Anayasa Mahkemesi süreci de tartışma konusu oldu

Madımak’ta hayatını kaybedenlerin yakınları, 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda, yargısal sürecin etkili yürütülmediği, yaşam hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiği ileri sürüldü.

Başvuruda ayrıca Madımak Oteli’nin yakılmasının insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi ve bu nedenle zaman aşımına uğramaması istendi. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 15 Şubat 2024’te zaman aşımı itirazlarıyla ilgili ek rapor alınmasına karar verdi.

Tahliyeler ve af kararları mağdur ailelerinin tepkisini artırdı

Dava sürecinin ilerleyen yıllarında bazı hükümlülerin sağlık gerekçeleriyle cezalarının kaldırılması ve bazı tahliye süreçleri de tartışma yarattı. Mağdur aileleri, failler yönünden işletilen süreçlerin hızlı ilerlediğini, buna karşılık mağdur başvurularının yıllarca sonuçlanmadığını savundu.

2025’te Anayasa Mahkemesi’nin Yunis Karataş başvurusu üzerine verdiği kararın ardından ağırlaştırılmış müebbet cezası alan bazı hükümlülerin tahliye edildiği bildirildi. Bu gelişme, mağdur aileleri ve avukatlar tarafından adalet duygusunu zedeleyen yeni bir aşama olarak değerlendirildi.

Madımak Oteli’nin statüsü de yıllarca tartışıldı

Katliamdan sonra Madımak Oteli’nin ne olacağı da büyük tartışma konusu oldu. Alevi örgütleri, mağdur yakınları ve çok sayıda demokratik kitle örgütü, otelin “Utanç Müzesi” yapılmasını talep etti.

Bina daha sonra kamulaştırılarak bilim ve kültür merkezine dönüştürüldü. Ancak mağdur aileleri ve Alevi kurumları, mekânın gerçek bir yüzleşme alanına dönüştürülmediğini savunarak müze talebini sürdürdü.

Katliam yalnızca geçmişin değil bugünün de meselesi olarak görülüyor

Madımak Katliamı, Türkiye’de laiklik, inanç özgürlüğü, Alevi hakları, ifade özgürlüğü, nefret söylemi ve cezasızlık tartışmalarının kesiştiği en ağır olaylardan biri olarak değerlendiriliyor. Her yıl 2 Temmuz’da Sivas’ta ve Türkiye’nin birçok kentinde anma törenleri düzenleniyor.

Anmalarda en sık dile getirilen talepler, katliamın unutulmaması, insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi, tüm sorumluların açığa çıkarılması ve Madımak Oteli’nin gerçek bir hafıza mekânına dönüştürülmesi oluyor. Bu nedenle 2 Temmuz, yalnızca bir yas günü değil, aynı zamanda adalet ve yüzleşme çağrısının simge tarihi olarak görülüyor.

2 Temmuz’un hafızadaki anlamı

Madımak’ta yaşamını yitirenler, Türkiye’nin kültür ve düşünce dünyasında derin izler bırakan insanlardı. Türküler, şiirler, kitaplar, sahne performansları ve düşünsel üretimlerle topluma dokunan bu isimlerin ölümü, Türkiye’nin kültürel hafızasında büyük bir boşluk yarattı.

Aradan geçen yıllara rağmen Madımak Katliamı, kapanmış bir dosya olarak görülmüyor. Aileler, hukukçular ve hak savunucuları açısından dava, hâlâ adalet arayışının ve toplumsal yüzleşme talebinin merkezinde duruyor. 2 Temmuz’un her yıl yeniden hatırlatılması da bu nedenle yalnızca geçmişi anmak değil, benzer acıların bir daha yaşanmaması için hafızayı diri tutmak anlamına geliyor.

Muhabir: İlhami Türksal