Yılmaz Özdil, Sözcü gazetesindeki köşe yazısında Türkiye’nin gece görüşlü helikopter eksikliğini ve mühendis Zeydan Öncü’nün geliştirdiği yangın söndürme çözümünü gündeme taşıdı. Özdil’in yazısı, ileri görüşlü yönetim anlayışının eksikliğine dikkat çekerken, Türkiye’nin elindeki potansiyelin neden değerlendirilemediği sorusunu gündeme getirdi.
Türkiye’nin orman yangınlarında en büyük açığı: Gece görüşlü hava araçları
Türkiye’de yaz aylarında sık sık yaşanan orman yangınlarına müdahale sırasında en çok dikkat çeken sorun, gece görüşlü hava araçlarının eksikliği oldu. Hava kararır kararmaz yangınla mücadele faaliyetleri zorlaşırken, alevlerin kontrolsüzce yayılması kaçınılmaz hale geliyor.
Gece görüş teknolojisiyle donatılmış helikopter ve uçaklar, kızılötesi sistemlerle çalışarak karanlıkta dahi hedef tespiti yapabiliyor. Ancak Türkiye’de bu tür sistemlerin neredeyse hiç bulunmaması, yangınla mücadelenin zamanla yarışan doğasına zarar veriyor.
Zeydan Öncü’nün geliştirdiği sistem A400M uçaklarını yangın söndürme aracına dönüştürüyor
Türk mühendis Zeydan Öncü’nün geliştirdiği özel ekipman, askeri nakliye uçağı A400M’yi kısa sürede yangın söndürme uçağına dönüştürebiliyor. Airbus’ta yıllarca çalıştıktan sonra kendi girişimini kuran Öncü, bu sistemin dünya patentini de aldı.
Ekipman, sadece iki saatlik bir montajla uçağa entegre edilebiliyor ve 8 saniyede 20 ton suyu alçak irtifadan hedefe boşaltabiliyor. Bu kapasite, Türkiye’deki mevcut yangın söndürme uçaklarının taşıyabildiği su miktarının beş katı anlamına geliyor.

Türkiye’nin elinde A400M var ama bu sistem neden kullanılmıyor?
Türkiye envanterinde halihazırda 10 adet A400M askeri nakliye uçağı bulunuyor. Ancak bu uçaklar, yangın söndürme görevlerinde aktif olarak değerlendirilmiyor. Oysa Zeydan Öncü’nün geliştirdiği sistem, tamamen yerli üretimle Türkiye’de imal edilebiliyor.
Yangın sezonu boyunca gece uçuşu yapamayan mevcut filoya kıyasla, A400M uçakları kızılötesi kameralarla donatıldığından gece görev yapabiliyor. Bu teknoloji, yangınla mücadelenin 24 saate yayılmasını sağlayabilecek kapasiteye sahip.
Airbus’ın A400M’i: Savaş teknolojisinden çevre korumaya
Dört motorlu yapısıyla 40 ton kargo taşıyabilen A400M uçakları, zorlu hava koşullarında görev yapacak şekilde tasarlanmış gelişmiş savunma araçları. Bu teknolojik altyapı, onları sivil alanlarda da etkili kılıyor.
Yangın söndürme görevlerinde kullanılmak üzere uyarlanan bu uçaklar, hem hızlı müdahale hem de geniş alanlara yüksek hacimli su bırakma kapasitesiyle öne çıkıyor. Ayrıca uçak, yangın söndürme görevi sonrası tekrar nakliye görevine dönebiliyor.
Avrupa ülkeleri Zeydan Öncü’nün sistemine talip oldu
Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin de filosunda bulunan A400M uçakları için Zeydan Öncü’nün geliştirdiği yangın söndürme sistemi büyük ilgi görüyor. Fransa hükümeti, bu teknolojinin kendi topraklarında üretilmesi için Öncü’ye teklif götürdü.
Fransa’nın elinde 20 adet A400M bulunuyor ve 30 adetlik sipariş süreci devam ediyor. Bu ülkeler, yangınlarla mücadelede üstün manevra kabiliyetine sahip, gece görev yapabilen ve büyük hacimli su taşıyabilen bir sistemi devreye almak istiyor.
Mevcut yangın söndürme araçlarının sınırlı kapasitesi yangınları büyütüyor
Türkiye’de kullanılan yangın söndürme uçakları çoğunlukla 4 ton su taşıyabiliyor. Ayrıca bu araçların gece görüş sistemleri bulunmadığı için hava kararınca görev dışı kalıyorlar. Bu durum, özellikle kırsal ve dağlık bölgelerdeki yangınların büyümesine neden oluyor.
Antonov tipi uçakların yüksekten su bırakmak zorunda kalması nedeniyle suyun yere ulaşmadan buharlaşması gibi teknik dezavantajlar da mevcut. Bu durum, teknolojik altyapı eksikliği nedeniyle insan emeğinin boşa gitmesine yol açıyor.
Türkiye'nin elindeki potansiyel neden değerlendirilmedi?
Zeydan Öncü'nün yerli malzeme ve Türk mühendisliğiyle geliştirdiği sistem, düşük maliyetle üretilebilmesine rağmen Türkiye'de halen aktif olarak kullanılmıyor. Oysa bu sistem sayesinde var olan A400M uçakları, sadece iki saatlik bir işlemle yangın söndürme aracına dönüştürülebiliyor.
Teknik altyapı, insan kaynağı ve üretim kapasitesi mevcutken, sistemin devreye alınmaması, kamuoyunda "karar alma süreçlerinde vizyon eksikliği mi var?" sorusunu gündeme getiriyor. Gece görüşten önce “ileri görüş” gerektiğini vurgulayan Özdil’in yazısı bu noktada çarpıcı bir uyarı niteliği taşıyor.



