Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, çıraklık dönemindeki çalışmaların sigorta başlangıcı açısından değerlendirilmesinde yalnızca kişinin “çırak” olarak kayıtlı olup olmadığına bakılamayacağına hükmetti. Yüksek Mahkeme, kişinin işyerinde fiilen üretime katılıp katılmadığının, yaptığı işin eğitim amacı taşıyıp taşımadığının ve mesleki eğitimin çalışma karşısında arka planda kalıp kalmadığının somut biçimde araştırılması gerektiğini belirtti.
T24’ten Cengiz Anıl Bölükbaş’ın haberine göre, Ankara’da görülen davada 17 yaşındayken çıraklık eğitimine başlayan bir kişi, bu dönemin sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurdu. SGK’nın talebi reddetmesinin ardından açılan dava yerel mahkeme ve istinaf aşamalarından geçerek Yargıtay’a taşındı.
Yargıtay üretime fiilen katılımın araştırılmasını istedi
Dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin gerekli araştırmayı yeterince yapmadığı kanaatine vararak hükmü bozdu. Daire, uyuşmazlığın çözümünde kişinin yaptığı işlerin yalnızca mesleki eğitim kapsamında mı kaldığının, yoksa doğrudan üretim sürecine mi dahil olduğunun belirlenmesi gerektiğini vurguladı.
Yargıtay’ın yaklaşımına göre çıraklık ilişkisinde temel unsur meslek öğrenme ve eğitim olsa da kişinin işyerindeki fiili çalışma biçimi de önem taşıyor. Üretime sürekli ve doğrudan katılımın bulunduğu durumlarda ilişkinin gerçek niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor.
Tanıklar fiilen çalıştığını anlattı
Dosyanın yeniden görülmesi sırasında dinlenen tanıklar, davacının okulda olmadığı günlerde ustalarla birlikte sökme, takma, montaj ve tamir işlerinde çalıştığını anlattı. Bu anlatımlar, davacının yalnızca mesleki eğitim alan bir çırak olmadığı, işyerindeki üretim faaliyetlerine de katıldığı yönünde değerlendirildi.
Mahkeme, yapılan inceleme ve tanık beyanları sonucunda davacının fiili çalışma içerisinde bulunduğu kanaatine vardı. Bunun üzerine sigortalılık başlangıcının, ilgili mevzuat çerçevesinde 18 yaşını doldurduğu tarihten itibaren kabul edilmesine karar verildi.
Çıraklık kaydı tek başına belirleyici olmayacak
Kararın öne çıkan yönlerinden biri, kişinin mesleki eğitim veya çıraklık kaydının bulunmasının tek başına yeterli görülmemesi oldu. Mahkemelerin, işyerinde yapılan işin niteliğini ve kişinin gerçekten eğitim mi aldığı yoksa diğer çalışanlar gibi üretime mi katıldığı konusunu somut delillerle araştırması gerektiği ortaya konuldu.
Bu kapsamda tanık anlatımları, bordrolar, işyeri kayıtları, ücret belgeleri ve çalışma düzenine ilişkin diğer veriler önem taşıyor. Fiili çalışmanın kanıtlanması halinde çıraklık döneminin sigorta başlangıcı açısından değerlendirmeye alınabilmesi mümkün hale geliyor.
Karar tüm staj ve çıraklık sürelerini otomatik olarak kapsamıyor
Yargıtay’ın kararı, staj veya çıraklık yapan herkesin sigorta başlangıcının otomatik olarak geriye çekileceği anlamına gelmiyor. Her dosyada kişinin gerçekten üretime katılıp katılmadığı ve çalışma ilişkisinin niteliği ayrı ayrı incelenecek.
Gerçek anlamda eğitim amacıyla geçirilen çıraklık süreleri bakımından mevcut uygulama devam ediyor. Buna karşılık “çırak” statüsünde gösterildiği halde fiilen işçi gibi çalışan kişilerin, bu durumu kanıtlamaları halinde hizmet tespiti talebinde bulunabilmelerinin önü daha açık hale geliyor.
18 yaş öncesi çalışmalar için yaş kuralı da önem taşıyor
Uyuşmazlıklarda dikkat edilmesi gereken bir diğer başlık ise çalışmanın 18 yaşından önce başlamış olması. İlgili dönemde yürürlükte bulunan mevzuata göre bazı durumlarda sigortalılık süresinin başlangıcı 18 yaşın doldurulduğu tarihten itibaren kabul edilebiliyor.
Bu nedenle benzer durumda olan kişilerin yalnızca çıraklık veya staj başlangıç tarihine bakması yeterli değil. Çalışmanın hangi tarihte yapıldığı, dönemin sosyal güvenlik mevzuatı, fiili çalışma biçimi ve uzun vadeli sigorta primi ödenip ödenmediği birlikte değerlendiriliyor.
Staj ve çıraklık mağdurları açısından kritik emsal
Karar, uzun süredir staj ve çıraklık dönemlerinin emeklilik başlangıcına sayılmasını talep edenler açısından dikkat çekici bir hukuki gelişme olarak değerlendiriliyor. Ancak karar genel ve otomatik bir hak doğurmaktan ziyade, fiilen üretime katılan kişilerin bireysel dosyalarının daha ayrıntılı incelenmesini öngörüyor.
Bu nedenle benzer durumda olanların çalışma dönemine ilişkin belge ve tanıkları koruması önem taşıyor. Yargıtay’ın yaklaşımı, kayıt üzerindeki “çırak” statüsünden çok, işyerindeki gerçek çalışma ilişkisinin niteliğinin esas alınması gerektiğini ortaya koyuyor.


