Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Türkiye'nin demografik geleceğine ilişkin endişe verici uyarılarda bulundu. Düşen doğurganlık hızına dikkat çeken Bakan Göktaş, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde Türkiye nüfusunun "katastrofik" olarak nitelendirilebilecek bir düşüşle karşı karşıya kalacağını belirtti. Yapılan projeksiyonlara göre, 2100 yılında Türkiye nüfusu, Birleşmiş Milletler'in (BM) düşük senaryosuna göre 38 milyona, çok daha karamsar bir modele göre ise 25 milyona kadar gerileyebilir.

Bakan Göktaş, bu tablonun sadece uzak bir gelecek sorunu olmadığını, yakın vadede de ciddi etkileri olacağını vurguladı. "Aile ve Nüfus 10 Yılı" vizyonu kapsamında yapılan sunumda, nüfus dinamiklerini ve aile yapısını korumak için acil ve kapsamlı adımlar atılmasının zorunlu olduğunun altı çizildi. Bu açıklamalar, Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden birinin nüfus politikaları olacağını gözler önüne serdi.

Rakamlarla Türkiye'nin Demografik Krizi: Doğurganlık Hızı Çöküşte

Türkiye'nin karşı karşıya olduğu demografik riskin temelinde, hızla düşen doğurganlık oranı yatıyor. 2024 yılı itibarıyla Türkiye'de kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı 1,48'e gerilemiş durumda. Bu oran, bir nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken kritik eşik olan 2,1'in çok altında yer alıyor. Durumun ciddiyetini ortaya koyan bir diğer veri ise, sadece 10 yıl önce 52 ilde 2,0'ın üzerinde olan doğurganlık hızının bugün yalnızca Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır ile sınırlı kalmasıdır. TÜİK verilerine göre bugün ülke nüfusunun yüzde 88'i, kendini yenileme kapasitesini kaybetmiş şehirlerde yaşıyor.

Bu düşüşte, değişen sosyal dinamikler de büyük rol oynuyor. Ortalama evlilik yaşı erkeklerde 28,3'e, kadınlarda ise 25,8'e yükselmiş durumda. Kadınların ilk çocuklarını doğurma yaşı ise 29,3'e ulaştı. Hanehalkı büyüklüğünün son 10 yılda 4 kişiden 3 kişiye düşmesi ve tek kişilik hane oranının yüzde 20'ye tırmanması, geleneksel aile yapısındaki değişimi ve bunun doğurganlık üzerindeki etkilerini net bir şekilde gösteriyor.

Bakanlık Harekete Geçti: Nüfus Düşüşünü Durduracak 3 Kritik Önlem

Bakan Göktaş, bu karamsar tabloya karşı hükümetin "Aile ve Nüfus 10 Yılı" vizyonuyla kapsamlı bir yol haritası hazırladığını açıkladı. Nüfus dengesini yeniden sağlamak ve aileyi güçlendirmek amacıyla üç temel önlem öne çıkıyor. Bunlardan ilki, Aile ve Gençlik Fonu'nun imkanlarının genişletilmesi. Bu kapsamda, evlendikten sonraki iki yıl içinde çocuk sahibi olan çiftlere verilen kredinin ertelenmesi ve kredi miktarının artırılması gibi teşvikler planlanıyor.

Bayram sabahı camiler doldu taştı
Bayram sabahı camiler doldu taştı
İçeriği Görüntüle

İkinci önemli adım ise çalışan ebeveynlere yönelik. Özellikle memurlar için çocuğun ilköğretime başlayacağı yaşa kadar yarı zamanlı çalışma hakkı getiriliyor. Haftada 20 saat çalışma imkanı sunan bu haktan hem annenin hem de babanın yararlanabilmesi, çocuk bakımında sorumluluk paylaşımını teşvik etmeyi amaçlıyor. Üçüncü olarak ise UNICEF iş birliğiyle geliştirilen "Komşu Anne Projesi" hayata geçiriliyor. Bu modelle, kadınların ev ortamında, eğitimli ve sertifikalı bir şekilde çocuk bakımı hizmeti sunarak hem istihdama katılması hem de nitelikli bakım hizmetinin yaygınlaşması hedefleniyor.

Tehlike Sadece Uzun Vadede Değil: Yakın Gelecekteki Riskler

Nüfus düşüşünün etkileri, 2100 yılını beklemeden çok daha erken bir zamanda hissedilmeye başlanacak. Bakan Göktaş'ın sunumunda yer alan en çarpıcı verilerden biri, mevcut doğum oranlarının devam etmesi halinde önümüzdeki beş yıl içinde ilkokul sıralarındaki öğrenci sayısının yaklaşık 900 bin kişi azalacağının öngörülmesi. Bu durum, eğitim sisteminden başlayarak birçok kamu hizmetinin yeniden planlanmasını gerektirecek.

Uzun vadede ise yaşlanan nüfus, küçülen iş gücü ve artan yaşlı bağımlılık oranı, sosyal güvenlik sistemleri (emeklilik), sağlık hizmetleri ve ekonomik büyüme üzerinde ciddi bir baskı oluşturacaktır. Dinamik ve genç nüfus avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Türkiye'nin, sürdürülebilir bir gelecek için sosyoekonomik destek paketlerini, aile yapısını ve doğurganlığı teşvik edici politikaları bir bütün olarak ele alması hayati önem taşıyor.

Muhabir: Haber Merkezi