Sahipsiz hayvanların sokaklardan toplanmasını öngören düzenlemenin yürürlüğe girmesinin üzerinden iki yıl geçti. Resmî verilere göre toplama oranı yüzde 92,35’e ulaşırken, bakımevlerinin kapasitesi, hayvanların yaşam koşulları ve yüksek ölüm rakamlarına ilişkin sorular hâlâ yanıt bekliyor.
2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren düzenlemeyle sahipsiz hayvanların sokaklardan alınarak bakımevlerine götürülmesi esas alındı. Kanun, belirli şartlar altında hayvanlara ötanazi uygulanmasına da imkan tanıdı.
Aradan geçen iki yılda kamu kurumları toplama çalışmalarında önemli mesafe alındığını açıklarken, hayvan hakları savunucuları sistemin özellikle barınak kapasitesi ve bakım koşulları açısından ciddi açıklar verdiğini savunuyor.
Toplama oranı yüzde 92,35 ama ayrıntılı veri sınırlı
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 17 Haziran’da sahipsiz hayvanların toplanması çalışmalarının 63 ilde tamamlandığını açıkladı.
Çiftçi, 18 Temmuz’da ise Türkiye genelindeki sahipsiz sokak hayvanlarının yüzde 92,35’inin toplandığını bildirdi.
Nisan ayında Meclis’te verilen bilgilere göre Türkiye’de yaklaşık 1 milyon 250 bin sahipsiz köpek bulunuyor.
Ancak toplam kaç hayvanın toplandığı, kaçının sahiplendirildiği, kaçının bakımevlerinde bulunduğu ve kaçının yaşamını yitirdiğine ilişkin güncel ve bütüncül veriler kamuoyuyla düzenli biçimde paylaşılmıyor.
Bu durum, uygulamanın sonuçlarının bağımsız biçimde değerlendirilmesini güçleştiriyor.
1 milyon 250 bin köpeğe karşı 413 bin kişilik kapasite
Tarım ve Orman Bakanlığının verilerine göre Şubat 2026 itibarıyla Türkiye genelinde 386 hayvan bakımevi bulunuyor.
Bu tesislerin toplam kapasitesi yaklaşık 413 bin hayvan.
Ayrıca 102 doğal yaşam alanının bulunduğu, bakımevleri ve yaşam alanlarında yaklaşık 244 bin hayvanın tutulduğu bildiriliyor.
Meclis’te açıklanan yaklaşık 1 milyon 250 bin sahipsiz köpek tahmini ile mevcut bakımevi kapasitesi yan yana getirildiğinde ise sistemin kapasitesine ilişkin soru işaretleri ortaya çıkıyor.
Toplama oranının yüzde 92’nin üzerine çıktığı açıklanmasına rağmen toplanan hayvanların hangi tesislere yerleştirildiği ve mevcut kapasitenin nasıl yönetildiğine ilişkin ayrıntılı tablo kamuoyuna açık değil.
Yerel yönetimlere milyonlarca lira destek verildi
Tarım ve Orman Bakanlığı, 2025 yılında bakımevi ve doğal yaşam alanı yapımı amacıyla 18 belediye, 12 mahalli idare birliği ve 14 il özel idaresine yaklaşık 501 milyon lira destek sağladı.
Hayvan Bilgi Sistemi’ne kaydedilen sahipsiz köpekler için belediyelere verilen mali desteğin ise 109 milyon lira olduğu açıklandı.
Ancak yapılan yatırımlara rağmen hayvan hakları savunucuları birçok kentte kapasite, personel, beslenme ve tedavi imkanlarının yetersiz olduğunu ileri sürüyor.
Barınaklardaki koşullar eleştiri konusu
Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Tuğba Gürsoy, bazı hayvanların toplama ve taşıma süreçlerinde uygun olmayan koşullara maruz kaldığını savundu.
Gürsoy, taşıma sırasında hayvan ölümlerinin yaşandığını da ileri sürdü.
Aktivist Alper Karmış ise bazı kentlerde bakımevlerinin aşırı yoğun olduğunu, hayvanların yeterli beslenme ve tedaviye ulaşamadığını iddia etti.
Karmış, bazı tesislerde ölüm oranlarının yüksek olduğunu öne sürdü.
Bu iddialar, sahipsiz hayvanların sokaktan alınmasının tek başına çözüm olup olmadığı tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Belediyeler suçlamaları reddediyor
Eleştirilerin yöneltildiği bazı belediyeler ise iddiaları kabul etmiyor.
Kars Belediyesi, barınaktaki hayvanların ihmal edildiği ve ölümler yaşandığı yönündeki iddiaları reddederek bakım, beslenme ve sağlık kontrollerinin düzenli yapıldığını açıkladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanı Mustafa Şener de toplama araçlarının havalandırmalı ve klimalı olduğunu söyledi.
Şener, çalışmaların veteriner hekim eşliğinde yürütüldüğünü ve hayvanlara şiddet uygulanmadığını belirtti.
Ancak tarafların birbirinden farklı açıklamaları, bağımsız ve düzenli denetimin önemini bir kez daha gündeme getiriyor.
Ankara’da 32 bin ölüm açıklaması dikkat çekti
Uygulamaya ilişkin en dikkat çekici verilerden biri Ankara’dan geldi.
Nisan 2026 tarihli resmi bir belgede, 1 Ocak 2025 ile Nisan 2026 arasında Ankara’da yaklaşık 60 bin sahipsiz köpeğin toplandığı belirtildi.
Aynı belgede yaklaşık 32 bin köpeğin “doğal nedenlerle” yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Yaklaşık 16 aylık dönemde ortaya çıkan bu rakam, hayvan hakları savunucularının tepkisine neden oldu.
Ancak söz konusu ölümlerin hastalık, yaş, yaralanma veya diğer nedenlere göre ayrıntılı dağılımı kamuoyuna açıklanmadı.
“Doğal ölüm” ifadesi soruları ortadan kaldırmadı
Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Gürsoy, Ankara’daki bakımevi kapasitesinin toplanan hayvan sayısının altında olduğunu savundu.
Gürsoy, on binlerce hayvanın akıbetinin ayrıntılı şekilde açıklanması gerektiğini belirtti.
Ankara Valiliğinin ise konuya ilişkin yöneltilen sorulara haberin hazırlandığı tarihe kadar yanıt vermediği aktarıldı.
32 bin hayvanın ölümünün yalnızca “doğal nedenler” başlığı altında açıklanması, uygulamanın şeffaflığına ilişkin eleştirileri güçlendirdi.
Sahiplendirme rakamları da kritik önem taşıyor
Hayvan davranış uzmanı Gökçen Yücekaya, sistemin yalnızca hayvanların toplanmasına dayanmaması gerektiğini belirtiyor.
Yücekaya’ya göre bakımevlerine alınan hayvanların yeniden bir yaşam alanına kavuşabilmesinin temel yollarından biri sahiplendirme.
Ancak toplama oranları kamuoyuyla paylaşılırken aynı ölçekte ve düzenlilikte sahiplendirme verilerinin açıklanmaması, sistemin başarı ölçütünün yalnızca “sokaktan kaç hayvan alındığı” üzerinden değerlendirilmesine neden oluyor.
Kısırlaştırma geri planda mı kaldı?
Hayvan hakları örgütleri, sorunun uzun vadeli çözümünde kısırlaştırma çalışmalarının artırılması gerektiğini savunuyor.
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu İkinci Başkanı Haydar Özkan, kontrolsüz üremenin önlenmesi açısından kısırlaştırmanın vazgeçilmez olduğunu belirtiyor.
Savunuculara göre yalnızca toplama odaklı bir politika, yeni hayvanların sokağa terk edilmesi ve kontrolsüz üreme devam ettiği sürece sorunun kaynağını ortadan kaldırmıyor.
İki yıl sonra temel soru değişmedi
Düzenlemenin ikinci yılında resmî makamlar yüksek toplama oranlarına dikkat çekiyor. Buna karşılık bakımevi kapasitesi, ölüm oranları, sahiplendirme sayıları, kısırlaştırma çalışmaları ve tesislerdeki yaşam koşulları konusunda kamuoyunun önünde hâlâ bütüncül bir veri seti bulunmuyor.
Bu nedenle iki yıllık uygulamanın başarısının yalnızca “kaç hayvan toplandı?” sorusuyla ölçülmesi tartışmalı bulunuyor.
Asıl yanıt bekleyen sorular ise toplandıktan sonra bu hayvanlara ne olduğu, hangi koşullarda yaşadıkları, ne kadarının sahiplendirildiği ve ne kadarının yaşamını yitirdiği üzerinde yoğunlaşıyor.


